🦈 Hele Bak Kim Geldi Hikayesi

AnneBak Kim Geldi? - 1000Kitap. ·. Babalar Erkenden Eve Çocuklarını yakından inceleyen, onlardaki kişilik oluşumunu günü gününe takip eden bir anne, gördüğü bozuklukların babadan ileri geldiğini anladı. Baba iyi bir adam. Bir Küvet Hikayesi 1 Süleyman'a karısı telefon etti : — Konuşan ben, ben, Fahire. Tanımadın mı sesimden? Demek çok bağırdım birdenbire. Çığlık mı? Belki Hayır, çocuklar hasta değil. Dinle beni : İşini bırak da gel, çabuk ol ama. Telefonda anlatamam, olmaz. Helebir bak; Kim geldi' Merakımı celbeden bazı söz ve kavramlar var. Güncelleme : 2020-09-08 20:23:42. Site 0 Facebook 0 Tweetle 0 Google +1. Kim diyebilir, mansurun boynuz hikayesi. adım mansur.. 28 yaşımdayım. özel bir şirkette satın alma müdürüyüm. evliyim.. eşimin ismi HANDE.. 26 yaşında.. özel bi firmada insan kaynakları departmanında çalışıyor. kendisiyle lise bittiğinden beri beraberiz.. HeleBakin Kim Gelmis mp3 indir, Hele Bi Bak Kim Geldi 😂😂 6:06 HALE BAKIN KİM GELMİŞ 5:51 Bahar Gelmiş 1:54 \"Kimler Gelmiş Hoş Gelmiş Kendimleyüzleştim dün gece. ukala ve cesurdum; katı ve cansız; korkak ve tedirgin. Elimi kendime uzattım bu kez. Titredi. Dilimi kendim için döndürdüm bu kez. Adlibir heyetin eve gelip olayı yerinde incelemelerinden sonra duruşma. sonunda Bekir hoca beraat eder. İçli olan türkünün hikayesinde de böylece bir ders yatmaktadır. MAMOŞ TÜRKÜSÜ. Pencere'den bir taş geldi, Ben sandım ki Mamoş geldi. Uyan Mamoş, uyan uyan, Başımıza ne iş geldi. Eyvah Mamoş, eyvah eyvah. ŞükrüErbaş'ın okuduğum ikinci kitabı ve yine çok beğendim. Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları, insanın nedenini bilmediği bir kederin damarlarından akarken dile get Boyut : 13.5 x 21 cm. Tekrar Baskı. : 13. Baskı / 03.2022. “Çıplak Deniz Çıplak Ada / Bir Ada Hikayesi 4”. Yaşar Kemal Bir Ada Hikayesi’ni tamamladı! Yaşar Kemal’in Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana romanı ile başlayan, Karıncanın Su İçtiği ve Tanyeri Horozları kitaplarıyla devam eden Bir Ada Hikayesi dörtlemesi, son d7S4h89. “Sonunu bildiğin oyunları oynama.” Çıkmaya yakın, hep bunu derdi. Sonrasında da bakışlarını öylece üzerime diker, sesini hafifçe alçaltır ve eklerdi “Kazanacağını bilsen bile!” Başımı öne eğip sessizliğe bürünür ama bir yandan da “Hadi lan oradan!” diyerek karşı çıkardım. Tabii içimden. “Kazanacağını biliyorsun ama oynamıyorsun! Peh! Saçmalığın dik alâsı!” O günlerde Baba’ya yüksek sesle itiraz edemezdik. Göt isterdi. Baba, garip adamdı. Hayatımda tanıdığım en garip adam… Aradan nereden baksan yirmi sene geçmiştir, bu durum hala değişmedi. Ondan daha ilginç birini tanımadım, bundan sonra da tanıyacağımı sanmıyorum. Namını bilmeyen duymayan yoktu. Gardiyanından mahkûmuna, iyisinden kötüsüne, gencinden ihtiyarına, bu gri ve eski yuvamızın tüm sakinleri Baba’mızdan haberdardı. Hangi koğuşa düşerse düşsün, yeni gelen, önce Baba’nın yanına bir uğrar, onun delici bakışlarına maruz kalırdı. Bu bir sınavdı. Kimlerle yakın olacağını, kimlerden uzak duracağını, kime haddini bildireceğini, kimi sevip kime söveceğini anlamak için Baba’nın uyguladığı bir sınav… Yeni gelen; toy bir kader mahkûmuysa yaprak gibi titreyerek, feleğin çemberinden geçmiş bir çakalsa sözüm ona korkusuz görünmek için gururlu bir heykel gibi dikilerek, ya da kendi çapında artistlik yaparak verirdi bu sınavı. Baba’nın soruları sabitti. Karşısındakini delip geçen bakışları da… Bana kalırsa cevapların da bir ehemmiyeti yoktu. Baba, gözlerini bir kez dikip süzmeye başladı mı adamın ciğerini okur, notunu verirdi. Sorular, bu ayini gizleyen aldatıcı bir perdeydi yalnızca. Bir teki hariç… “Allah kurtarsın gardaş, aramıza hoş geldin, geç otur bakalım şöyle,” faslından sonra sorulan o soru “Hele de bakayım, buradan sonra ne yapacaksın?” Muhataplarını afallatıp şaşkına çevirdiğine defalarca şahit olduğum soru… Genelde soruya soruyla cevap verirlerdi. “Çıkınca mı?” “Buradan sonrası var mı ki ağam?” “On sene sonra mı?” Birçoğu da umutsuz, mırıl mırıl bir şeyler gevelerdi ağzında. “Bilmiyom hiç… Düşünmedim.” “Sonrası yok, sonrası karanlık.” “Ölmez sağ kalırsak bakarız dayı, ölmez sağ kalırsak…” “Anasını siktiğimin hayatında ne yapsak boş, daha ilk günümüzde şafak saydırma bize be hacı emmi!” Baba böylelerini, kaşlarını hafiften çatarak sessizce dinler, lafı hiç uzatmadan veda mektubunu ceplerine koyup koğuşlarına yollardı. “Geçer gardaş, hepsi geçer. Bir ihtiyaç olursa ben buradayım. Hadi Allah kurtarsın.” Kalplere umut tohumları ekmek, çaresizlere çare olmak gibi bir derdi yoktu Baba’nın. Onu bilirdik bilmesine de derdi neydi, ne yapmak niyetindeydi, işte onu anlamazdık. Günler, aylar, yıllar geçtikçe saçımıza düşen aklarla beraber anlayışımız da arttı. Tıpkı korkularımız gibi… Bazıları da vardı ki tavırlarıyla, sözleriyle ya da suskunluklarıyla Baba’nın merakını celbeder, onun yakınında, yamacında bir yer edineceklerini daha ilk günden belli ederlerdi. Ben gelmeden önce yaşandığı için Profesör’ün nasıl bir sınav verdiğini görmemiştim sonra sonra anlatılanları dinlemiştim tabii ama bu gözdelerden ilki oydu. Baba’nın ateşine meftun olan ilk ateş böceği ya da hayır hayır, etrafında dönmeye başlayan ilk uydu… İkincisi de ben. İnsanın iliklerini ısıtan, o bildiğimiz, sarı, sıcak güneşten bahsetmiyorum. Kara, kapkara bir güneş varsa uzayın derinliklerinde bir yerlerde ve onun etrafında gezinen yaşamsız gezegenler, durumumuzu daha iyi ifade eder. Profesör ne diyordu O bir kara delik, biz de yuttuklarıyız! Baba’yla tanıştığım o ânı, sınavından geçtiğim o günü dün gibi hatırlıyorum. Kalbim, ellerim, ayaklarım ve dahi ruhum, zangır zangır titriyordu yanına götürüldüğümde. Koluma sımsıkı yapışmış zebella gibi bir gardiyan ki sonraki günlerde adının Hayrettin olduğunu öğrenecek ve kendisinden tüm benliğimle nefret edecektim, çelimsiz bedenimi yeşil gözlü, pos bıyıklı, kel bir adamın önüne doğru ittirirken sadece benim duyabileceğim bir sesle şöyle fısıldamış, daha doğrusu tıslamıştı “Saygıda da kusur falan edeyim deme, çizerim kestaneni!” Ben, hafifçe arkamı dönüp gardiyanın yüzüne anlamsızca bakarken o, pis pis sırıtıp bu kez yüksek sesle ve yalakalık kokan bir tavırla ekledi. Sanki bu kez söylediklerinin herkes tarafından duyulmasını istemişti. “Karı gibi titremeyi bırak lan, erkek ol biraz! Hadi bakalım, koş babanın kollarına!” Dizlerimin üzerine yığılıp kalmış bir halde kafamı kaldırdığımda ahşap iskemlesine kurulmuş kel adamın gülümseyerek bana baktığını gördüm. Bir elinde tavşankanı yarılanmış bir ince belli, öbüründe külü uzamış filtresiz bir cigara… Bıyıkları özenle düzeltilmiş tıraşlı ve köşeli bir surat, yine tıraşlı, parıldayan bir kafa, kolları sıvanmış, yakasız, beyaz gömlek ve üzerinde kolsuz lacivert bir cepken… Ön tarafından hilal çizen, gümüş renkli bir zincir sarkıyor. Cep saati var belli ki. “Demek filmlerdeki koğuş ağaları, gerçekmiş,” diye geçirdim içimden. İçim titriyor ama engel olamıyordum. Arkasında, birbirine çakılmış meyve kasalarından yapılma dört raflı, geniş ve uzun bir kitaplık vardı. İçinde de onlarca kitap… Göz ucuyla baktığım kadarıyla çoğu polisiye maceraydı. Edgar Allan Poe’lar, Agatha Christie’ler, Stephen King’ler, Sherlock Holmes’lar, Arsene Lupen’ler… Ve en üst rafta, kara, yıpranmış cildiyle tek başına duran The Godfather-Baba! Yaşıtlarım sağda solda aylaklık ederken oturup iştahla okuduğum kitapların çoğunu burada, bir koğuş ağasının rafında görünce ilk hissettiğim şey şaşkınlık oldu. Neden bilmiyorum ama sonra da garip bir ürperti… Dayak yemeyeceğimi bilsem, salardım gözyaşlarımı ama tuttum. Aklımdan geçen soruları da duymazdan gelebilirsem tamamdı. Ne olacaktı şimdi, ne yapacaktı bu kel herif bana? İki bin üç yüz küsur, evet tamı tamına iki bin üç yüz on yedi gün nasıl geçecekti Allahım? Koğuş ağası, bakışlarıyla önce gözlerimin etrafında ağlamak üzere olduğumu fark etmiş miydi acaba? sonra titreyen kalbimin derinliklerinde gezindi. Sessizce ve usulca… Dakikalar geçiyor, sessizlik cigaradan yükselen dumanın peşinde, belirsiz bir yere doğru uzayıp gidiyordu. Bir fırt daha aldı cigarasından. Sonra konuştu. “Hoş geldin evlat, geç otur hele şuraya.” Dibindeki iskemleye ilişirken “Sağ olun,” dedim. “Sağız evelallah! Amma ölümden de korkumuz yoktur.” Bunu öyle bir heybetle söyledi ki, zerrece şüphe duymadan inandım. Bu adam gerçekten ölmekten korkmuyordu. “Peki ya sen?” diye sordu, gözleri gözlerimde, merakla öne eğilerek. Merakından da şüphe duymadım. Ne sorduğunu anlamıştım. “Ben korkarım ölümden,” dedim sesim hafiften titreyerek. “Korkarım işte.” Hafifçe gülümsedi. Bıyıklarını avcunun içiyle sıvazlarken burnuma tatlı bir sabun kokusu geldi. Babam da aynı tıraş sabununu kullanırdı. Fırçayı yanaklarında gezdirdikçe, tıpkı sabunun ambalajındaki adam gibi yüzü köpük içinde kalırdı. Ben de gülümsedim. Yıllar öncesine ait bir hatıraydı ama kokusu hala burnumdaydı. “Aferin evlat! Dürüst olmak iyidir. Korkuyorsan delikanlı gibi korkuyorum’ diyecen, değil mi lan Hayrettin?” Üç beş adım gerimizde bekleyen gardiyan, adını duyunca telaşlandı. “Tabii baba, haklısın.” “Sen korkuyon mu ölümden, de bakayım?” “Ben mi baba? Yok, haşa! Sen buradayken… Yani senden öğrendik, korkmayız evelallah!” Koğuş ağası, cevap vermek şöyle dursun dönüp bakmadı bile Hayrettin’e. Bakışları yine benim üzerimdeydi. Aramızda nereden baksan yirmi yaş vardı. Ben henüz on dokuzuma yeni girmiştim, o kırkından bile fazla görünüyordu. Aslında ihtiyar falan değildi ama herkesin Baba dediği bir adam, göze ister istemez daha yaşlı görünüyordu. “Bana burada herkes Baba der evlat. Ama ben herkese evlat demem, anladın mı?” Anlamıştım. Ne anladın, derseniz anlatması zor ama ben anlamıştım işte. Kafamı evet anlamında öne arkaya sallayıp, sonra “Bana da öğretir misin peki?” diye sordum bu kez gözlerimi kaçırmadan. O da benim ne sorduğumu anlamıştı. Garip bir şekilde, anlaştığımızı fark ettim o an. Sanki hiç konuşmasak da birbirimizin ne demek istediğini anlayabilirdik. Konuşmak, adet yerini bulsun diye yapılan keyfe keder bir işti sanki. “Öğretirim evlat,” dedi ciddiyetle. “Sen yeter ki talip ol! Amma…” “Aması yok, talibim ben!” Sanki ben hiç bunu söylememişim gibi devam etti lafına. “Amma, korkunu yenmek istiyorsan önce ölümü tanıyacan! İnsan bilmediğinden korkar, anladın mı?” “Tamam, sen ne diyorsan yapmaya razıyım, tamam.” dedim ısrarla. “Zamanla evlat, zamanla… Biraz sabır…” Sessizce onayladım sözünü. Zamandan bol ne vardı ki elimde… Cigarasından derin bir nefes daha aldı, dumanı ağır ağır salarken sordu “Siktir et şimdi onu bunu da hele de bakayım, buradan sonra ne yapacaksın?” Dumanla beraber yine o sabun kokusu geldi burnuma. Yine babamı hatırladım ve yine gülümsedim. Tam cevap veriyordum ki koğuşun kapısı gürültüyle açıldı. İçeri bir adam girdi ama nasıl bir giriş! Kapıyı ardından gümbür diye kapadı, hışımla yürüdü gitti köşedeki ranzaya vardı. İki büklüm ilişti ranzanın kenarına, yarı oturur yarı çömelir halde. Ağladı ağlayacak… Sonra yine ayağa kalktı, bir yumruk koydu duvara hırsla. Bizim koğuş ağası “Dur hele evlat, şu garibin derdine bakalım” deyip adama bağırdı “Höst lan Adem! N’oluyor? Ne celallendin yine?” Adamcağız iki elini de başının üzerine koyup avare gibi gezinmeye başlamıştı. “Sorma Baba,” dedi Adem. “Benim ufak oğlan geldi az önce görüşe. Haberler çok fena. Benim dışarı çıkmam lazım. Benim bir yolunu bulup çıkmam lazım. Benim dışarı çıkıp…” “Dur lan hele bir sakin ol!”, deyip ayağa kalktı koğuş ağası. Cigarasını yere atıp üç adımda Adem’in yanına vardı hızlıca. Bir el attı omzuna. Millet haklıydı galiba. Bu adama boşuna “Baba” demiyorlardı. “Otur bakayım şöyle.” Oturmaktan çok yığıldı Adem koyu yeşil battaniyeye. Ağa da yani Baba da yanına… “Çay getirin lan Adem’e!” “Baba, çay değil çıkış bileti lazım bana, bu gece çıkayım, sonra bir daha ömür boyu göğü göremesem de gam yemem. Yalvarırım baba, bir…” Çay geldi. Babadan bile yaşlı, beyaz sakallı bir ihtiyardı çayı getiren. “İç çayını Adem. Bir yandan da tane tane anlat da anlayalım.” Bunu diyen, çayı getiren ihtiyardı. Adem’in diğer yanına da o oturdu. “Ne anlatayım, nasıl anlatayım Profesör? Siz bana bir şey sormayın, tek nasıl çıkarım bu gece onu söyleyin.” Çayı getiren beyaz sakallıya da Profesör’ diyorlardı belli ki. Sonra Baba ile Profesör dertli adamı ikna edip yatıştırmayı başardılar. Adem zor da olsa meseleyi anlatıp bitirdiğinde Profesör bir “has siktir” çekti. Koğuştaki diğer mahkûmlardan ilk kez duyduğum küfürler işittim. Hatta koğuşun en iri yarısı, yattığı yerden ranzanın demirine öyle bir tokat vurdu ki sesi her yanı çınlattı. Adem’in derdi gerçekten de büyüktü. Mahalleden itin biri, bir süredir karısına musallat olmuş. Gündüz demiyor, gece demiyor kapıya varıp naralar atıyormuş. “Senin adamın nereden baksan on senesi var, kendine yazık etme, benim ol, gül gibi yaşatayım seni…” falan diye de utanmaz laflar ediyormuş. Adem’in on bir yaşındaki küçük oğlu, annesinden gizlice gelip anlatmıştı olup biteni. Başka kimi kimsesi olmadığı için yine tek çıkar yol, babasına gelip anlatmakta bulmuştu çareyi. Ama bu nasıl bir çareydi ki zavallı adamı kor alevler içine salmıştı. Mahpustaki adama denecek şey miydi bu? Çocuğun dediği bir şey daha vardı. Şerefsiz herif, bir gün yolda görünce yanına gelmiş, elini silah gibi yapıp işaret parmağını oğlanın şakağına dayamış, zavallı küçüğü tehdit etmişti. “Annen de bana varacak, alış yavaş yavaş! Bu arada birine, hele o mahpustaki baban olacak herife bir şey dediğini duyarsam…” Sonra parmağını çocuğun şakağına iyice bastırmış ve “GÜMMM!” diye bağırmıştı. “Delerim lan küçük kafanı, anladın mı delerim!” Baba, Adem’e bir cigara uzattı. Adem yaktı. Gözünden bir damla yaş aktı ilk nefesle beraber. Kızgın bir kor parçası gibi, düştüğü yeri delip geçecekmiş gibi bir damla. Koluyla siliverdi gözünü hemen. Herkesin ortasında ağlayacak değildi. Ama başka ne yapacaktı ki? Derin sessizliği Baba bozdu. “Önce bir sakinleş koçum. Aklını başına topla, o puştu gebertmek için de sakın kaçmaya falan kalkışayım deme. Bu öfke zarardan başka bir şey getirmez sana. Bak burada bu kadar adamız, istediğine dalaş, istediğine bağır çağır. Söv, döv, kır! Bütün sinirini, hıncını buraya dök! Hele bir rahatla, sonra bir yol bulunur elbet.” “Ama baba, o şerefsiz, benim sevdiğime musallat oldukça…” “Kes! Tamam, bakacağız bir çaresine dedik işte, uzatma! Vururlar ulan seni, anlıyor musun, vururlar! Daha buradan elli metre uzaklaşamadan kıçından şişlerler! Sonra ne olacak? Karını o puştun ellerine teslim edince iyi mi olacak?” Adem, başı önde dinledi Baba’nın son sözlerini. Öfkesine gem vurmaya çalıştıkça daha da kızarıyor, bozarıyor ama ses edemiyordu. Baba elini sertçe Adem’in sırtına vurup, konuşmaya devam etti “Üç gün bekleyecek, kendine geleceksin! Biz de bu arada salim kafayla düşünüp taşınacağız.” Sigarasını sertçe yere fırlattı. Ufak kıvılcımlar saçıldı öteye beriye. Önce yanı başındaki ihtiyara, sonra da ranzayı tokatlayan iri kıyım adama emir verdi “Profesör! Kamil! Şu adama sahip çıkın! Bir delilik yapmaya kalkmasın. Yoksa…” Sustu. Bakışları bir süre adamların suratlarında gezindi. Ürkütücü bir sessizlikti bu. Sonra sözünü tamamladı Baba “Oyarım!” Ben oturduğum iskemlede kalakalmış Baba’nın estirdiği rüzgârı izliyordum. Adem’i dizginlemeyi başarmıştı. Kelli felli adamlara emirler yağdırmıştı. Kimse de gıkını çıkarmamıştı. Adem’in sırtını son kez sıvazlayıp ayağa kalktı. Bana doğru yürüyordu ki bir köşeye sinmiş gardiyanı görünce bağırdı “Hayrettin sen hala burada mısın lan?” “Şey, Baba… Çocuk kalıyor mu başka koğuşa mı gidiyor, onu demeni bekliyordum.” Beni kast ediyordu Hayrettin. “Anlamadın mı ulan hâlâ, ha? Evlat demişsem bitmiştir! Bırakır mıyım?” Hayrettin bana nefretle kıskançlık arası bir bakış fırlatıp hiçbir şey demeden döndü ve tırıs tırıs gitti. Yerim belli olmuştu. Koğuşum, yuvam artık burasıydı. Baba’nın yanı… … Üç gün boyunca Baba neredeyse hiç kimseyle konuşmadı. Arada bir kafasına esince koğuştan çıkıp gidiyor, bir iki saat sonra dönüyordu. Bir keresinde sabaha karşı avluda volta atarken gördüm, yanağımı cama dayayıp avluyu ancak böyle görebiliyorduk gizlice izledim. Hızlı hızlı bir o yana bir bu yana yürüyor, sanki yanında biri varmış da onunla konuşuyormuş gibi dudakları kıpırdıyordu. Oysa yalnızdı. Bir iki dakika sonra güneş doğmaya yüz tutunca gitti, duvarın dibine oturdu, o küçücük aralıktan gün doğumunu izledi durdu. Nereden baksan bir saate yakın, heykel gibi kıpırdamadan seyretti sabahın gelişini. Bir gün sonra gece, saat üç falan, çişe kalktığım sırada yatağına baktım, yine yoktu. Pencereye yanağımı yapıştırıp avluyu görmeye çalıştım ama gördüğüm tek şey zifiri karanlık oldu. Baba, belli ki duvarın dibine sinmiş güneşin doğuşunu bekliyordu yine. Ama bu kez ben bekleyemedim. Boynum feci ağrımaya başlayınca vaz geçip yatağıma döndüm. Sonra da uykuya bıraktım kendimi. Ertesi sabah, yani Adem’e verdiği sürenin dolduğu üçüncü sabah, Baba bana seslendi “Evlat, bir çay ver de içelim. Kendine de al.” Getirdim. Eliyle işaret etti, dibine oturdum. “Ölümden korkmaya devam mı?” “Sen sorana kadar aklımda bile yoktu, iyiydim aslında Baba.” dedim çayımı karıştırırken. Gevrek bir kahkaha attı cevabıma. Höpürdeterek ilk yudumu aldı çayından. Bu sabah keyifli görünüyordu. “De bakalım o halde, bildiğin en büyük seri katil kimdir?” Sabah sabah ölüm, seri katil falan derken gerçekten de keyfim limon olmuştu Baba’nın sayesinde. Yüzüm ekşidi biraz. Hem, okuduğu kitaplara bakılırsa bu sorunun cevabını benden çok daha iyi biliyor olmalıydı. “Karındeşen Jack galiba. En meşhur katillerden.” “Kaç kişinin canını almış bu Jack denen zibidi?” “Vallahi on on beş vardır Baba nereden baksan.” Yine güldü. “Ulan ben de bir şey sandıydım,” dedi gülmeye devam ederek. “Üç bin beş bin desen tamam da, on on beş nedir lan?” “Baba, üç beş bin nedir asıl? Savaş mı bu? Ha, onu soruyorsan Hitler derim ben de.” “O da az orospu çocuğu değil ama yok evlat. Cevap bu da değil.” Çayımdan son yudumu alıp boşu kenara koydum. Bu arada Baba da bir cigara yaktı. “Azrail!” dedi fısıltıya yakın bir sesle. Hafif bir ürperti duysam da belli etmedim. “O açıdan düşünmediydim hiç.” “Düşün işte evlat. Yeryüzünün en büyük can alıcısı. Ama kimse ona gık diyemiyor. Bin tane Hitler gelse onun aldığı can sayısına yaklaşamaz bile.” Baba, bir nefes daha aldı sigarasından. “Halbuki biz insanız, melekten daha üstünüz değil mi? Kitap öyle diyor.” “Öyle de…” diyebildim yalnızca. Bu kez lafı nereye getireceğini gerçekten de anlamamıştım. “İşte, onunla yarışan bir insan var mıdır acaba meraktayım evlat?” “Mümkünatı yok.” dedim hemen. “İmkansız Baba!” “Yahu, tabii imkânsız da ben lafın gelişi dedim. Yani akla hayale gelmeyecek kadar çok can almış bir insan var mıdır acaba? Ne dersin?” Bu muhabbet beni iyiden iyiye germişti. “Bilmem ki?” diyerek geçiştirdim. “Bir gün olur ya öyle biriyle tanışırsan evlat, bil ki ölümle tanışmış gibi olursun. Ölümü tanıyınca da korkunu yenersin. Çünkü insan…” “…İnsan tanımadığı şeyden korkar.” diye atlayıp lafını tamamlayıverdim Baba’nın. Sonra aklıma garip bir düşünce geldi oturdu. Baba da ölümden korkmuyordu. Böyle birini mi tanımıştı acaba geçmişte? “Ulan,” dedi “Öyle birini tanısaydım herhalde beni de sağ koymazdı değil mi?” Cigarasını söndürdü, gözlerini biraz kısıp sesini de alçalttı. “Ölümle tanışan ölüdür evlat, unutma!” dedi fısıltıyla. Bu kez resmen içim ürperdi. Bir titreme uğradı sırtıma. Baba da fark etmiş olacak, yine gülmeye başladı bıyıklarını titreterek. O sırada koğuşun kapısı açıldı ve gardiyanın meymenetsiz suratı göründü kapı aralığından. “Adem Bıyık. Ziyaretçin var!” … On beş dakika sonra Adem içeri girdiğinde beti benzi atmış, rengi küle dönmüştü. “Ne oldu Adem, kim geldi, hayırdır?” diye sordu Profesör. “Benim ufaklık, haber getirmiş,” dedi biraz soluklanıp, “O piç var ya, şu gebertmeyi istediğim piç, herifin cesedini bulmuşlar mahallenin ilerisinde. Tek kurşun! Şakağından! Bir de herifin işaret parmağı kesilmiş!” Bunu duyar duymaz bütün gözler önce Baba’ya sonra da yere çevrildi. Çünkü Baba, bıçak kadar keskin ve sert bir bakışla karşılık vermişti hepimize. Sonra da tok sesiyle konuştu “Allah Allah! Demek puştu gebertmek isteyen bir sen değilmişsin ha Adem? Kim bilir daha kimlerin canını yakıp ahını aldıysa şerefsiz, mıhlanmış en sonunda.” Hiç birimiz ses çıkarmadık. Başımızı da yerden kaldırmadık. Baba, her birimizi tek tek süzerken ağır hareketlerle bir cigara yaktı. Sadece Profesör’ün ağzından “Garip, çok garip…” gibi bir cümle çıktı. İleriden bir başkası sessizliği bozdu “Katili yakalamışlar mı peki?” “Yok, ne gezer… Katil kayıp. Ama mahalleli geçen gece sokakta gezinen siyah şapkalı, siyah pelerinli birinden bahsedip duruyormuş. Üç beş kişi görmüş uzaktan… Karanlıkta dolaşan yarasa gibi bir herif!” “Vay anasını!” “Adamın parmağını mı kesmiş bir de?” “Evet,” dedi Adem. “İşaret parmağı kökünden kesilmiş.” “İlginç!” diyerek fısıltılı bir tepki verdi Profesör. Sanki kendi kendine konuşur gibi… Adı Rıza olan gençten biri ağzındakini tutamayıp döktü ortaya. “Lan Adem, bu iş senin oğlanın başının altından…” Ama Baba, hışımla araya girip Rıza’nın sözünü ağzına tepiverdi “Höst! Ne diyon lan sen! Ufacık çocuktan cellat mı olurmuş! Beni dellendirme Rıza! Beni zıvanadan çıkarma Rızaa!” “Özür dilerim Baba, öyle aklıma geliverince…” “Kes lan kes! Hala konuşuyor utanmadan! Kapatın bitsin bu konuyu gardaş! Kapatın bitsin!” … Bir iki saat sonra öğle yemeği saatinde pilavlarımızı kaşıklarken yan masadan fare suratlı bir herif bağırarak isyan etti. “Ulan bir kere de et koyun şu yemeğe be! Tadını unuttuk amına koyayım!” Aynı masadan sakallı biri atladı lafa. “Tavuğa da razıyız birader!” “Tavuğu siktir et, ben köpek olsa yerim.” dedi bir başkası. Sonra bizim masadan, yanakları zayıflıktan içine çökmüş Hakkı adındaki çirkin adam ağzındaki pilavları döke saça, gülerek konuştu “Lan ben en sonunda küçük Hakkı’yı kesip yerim. Zaten bir boka yaramıyor burada.” Kaba sesler, çirkin gülüşmeler duyuldu masalardan. Neşeli bir uğultuyla doldu yemekhane. Tam karşımda oturan Adem’e ilişti gözüm gayri ihtiyari. Ne gülüyor, ne konuşuyor, ne de yiyordu. Donup kalmış bir halde, öylece önündeki tabağa bakıyordu. Ben onun bu halini cinayete yorduydum o an. Duyduklarını hala sindirememişti belli ki. Tam yanında oturan Profesör de fark etti Adem’in halini. “Siktir et koçum! Herif öldü gitti işte! Ne bu hal?” Adem Profesör’e biraz daha yanaştı. Bir sır verecekmiş gibi. Onları dinlediğimin farkında değillerdi. “Yok be Profesör, ondan değil benim halim.” “Ya neden?” “Şuna baksana bir.” dedi Adem ve tabağın kenarına ayırdığı bir parça eti gösterdi Profesöre gizlice. Çaktırmadan ben de baktım. Çok pişmekten rengi kararmış, belki inek belki de koyuna ait bir parça et. İnce, uzun bir parça. Kemikli olduğu buradan anlaşılıyor. Şekli de sanki şey gibi… Şey… Bunu kendime demeye bile dilim varmıyordu o an ama evet, şekli tıpkı bir parmağa benziyordu. Pişmiş bir parmak! Midemden yükselen öğürtüyle kendimi ele verdim. Adem de Profesör de aynı anda bana baktılar ve kendilerini dinlediğimi anladılar. Hemen bir peçete aldı Profesör ve tabaktaki “et” kaşla göz arasında o peçetenin içine girdi. Sonra da ileri doğru uzanıp sadece benim duyacağım bir sesle şöyle dedi “Bunu görmedin koçum, anlaştık mı? Görmedin, duymadın!” O sırada masanın diğer ucunda oturan Baba yemeğini bitirip kalktı sofradan. Baktım, pilavına dokunmamıştı bile. “Afiyet olsun bebeler!” “Sana da Baba, eyvallah Baba!” sesleri kapladı ortalığı. Profesör ise hala benden cevap bekliyordu. “Görmedim.” dedim sesim titreyerek. Ve ben de masadan kalkıp kusmaya gittim. … Koğuşa vardığımda Baba elinde cigarası, volta atıyordu. Beni görünce seslendi. “Evlat bir çay ver de içek!” O günden sonra Baba’ya olan saygım ve sevgim; daima korkumun bir adım gerisinde kaldı. Çayını verirken, birkaç saat önce söylediği o söz kulaklarımda uğulduyordu “Ölümle tanışan ölüdür evlat, unutma!” Yorum Bırakın yorum Türkçe Arapça Almanca İngilizce İspanyolca Fransızca İbranice İtalyanca Japonca Flemenkçe Lehçe Portekizce Rumence Rusça İsveççe Türkçe ukraynaca Çince İngilizce Eş anlamlılar Arapça Almanca İngilizce İspanyolca Fransızca İbranice İtalyanca Japonca Flemenkçe Lehçe Portekizce Rumence Rusça İsveççe Türkçe ukraynaca Çince ukraynaca Bu örnekler aramanıza bağlı olarak kaba sözcükler içerebilir. Bu örnekler aramanıza bağlı olarak günlük dilden sözcükler içerebilir. "bak kimler" metninin İngilizce çevirisi Hele bir bak kimler ile yatmamış, Anne. Anne, bak kimler geldi. Gel, gel bak kimler var burda! Gel, gel bak kimler var burda! Bak bak kimler varmış, Maria ve Justin -sahte- Timber. Check it out, y'all, it's Maria and Justin Timberfake. Anne, bak kimler geldi! -Kimler? Bak bak bak kimler gelmişşş.P Bak kimler gelmiş, Bonnie ve Clyde. Well, look who it is, Bonnie and Clyde. Bak kimler gelmiş, Clay ve Quinn. Bak kimler geldi geçti şu hayatımda. Bak kimler kimlerle el ele dolaşıyor görelim. MULDER Bak kimler rozet takıyormuş. Bak kimler geldi sana, diye haykırdı Gökhan neşe içinde. See how he turned you on, hahaha John, the kid who loves pranks. Giulietta, bak kimler var. Bu anlam için sonuç bulunamadı. Sonuçlar 40. Birebir 40. Geçen süre 40 ms. Documents Kurumsal çözümler Çekim Eş anlamlılar Yazım denetleme Yardım ve hakkımızda Sözcük dizini 1-300, 301-600, 601-900İfade dizini 1-400, 401-800, 801-1200Sözcük öbeği dizini 1-400, 401-800, 801-1200 Pembe’nin Hikayesi Mustafa Acar Pembe’nin Hikayesi Küçük Bir Namus’un Büyük Öyküsü Oyun Yazan Mustafa Acar musar63 Urfa’da yaşanmış trajik bir olay, kurgusal/mizahi öğeler katılarak sahne için yazılmıştır. İzinsiz iktibas edilemez. Kişiler Pembe Güler / Pembe’nin Annesi Gülsün Gülsen Pembe’nin Babası/1. Adam Damat /Mehmet Gülten Damadın Babası/3. Adam Damadın Annesi /Gülistan 2. Adam 6. Adam Yaşlı Adam 1. Yardımcı 2. Yardımcı 1. Doktor Erkek Doktorun Arkadaşı 2. Doktor Bayan 1. Entel 2. Entel 2 Çocuk Murtaza hoca Rüküş kadın Genç kız Genç erkek 2 Hemşire 1 Hasta Üç erkek Dekor Sahne üçe bölünmüştür 1. Kısım 1. Adamın evi. 2. Kısım Sokak. 3. Kısım 3. Adamın evi. Her iki ev de basittir. Yer minderi, duvar halısı ve sedirden oluşur. Sokak, fonda kalır. Sokağın önüne bir masa, beş iskemle ve iki nargile kurularak kahvehane oluşturulur. Sahne 1 Müzik. Pembe, loş bir ışık altında, bir sandalye üzerinde, başı önünde oturmuştur. Müzik alçaldığında ağır ağır konuşur. Namuslarını kirletmişim onüç yaşında! Öyle söylediler. Kocamı sevmiyormuşum! Gözüm dışarda, aklım başkasındaymış çünkü Oysa koca nedir bilmedim ben Gözüm de aklım gibi hep yerindeydi bildiğim... Sevmekse kusurum, evet... Çünkü ben sevmeyi yalnız annemde bildim Elleri yumuşak, kolları sıcaktı çünkü Gökyüzüne uzanırdım gözlerinde her gece Çocuk gülüşlüydü yıldızlar bütün Masallar toplardım sessizce aralarından Ve renk renk çiçekler açardı bahçemde Düşlerim habersizdi siyahtan, karanlıktan. Üç gün üç gece bir şey vermediler bana onüç yaşımda Aç kaldım Uyumadım da! Üç günün sonunda beni alıp ya bir tarlaya götüreceklermiş -Öyle söylediler- ya da... Biten şeyler gördüm hayatımın başında Biten şeyler... ardarda ve kötü... Ve herşey bitti, anladım, Uçurtmalarda güneş. Annemin dizlerinde pembe bir gül yaprağıydım Masallarla savruldum. Müzik yükselir. Işık kararır. Sahne 2 Müzik. Kahvehane. Beş arkadaş 1. Adam, 2. Adam, 3. Adam, 4. Adam ve 5. Adam oturmuş nargile içmektedirler. Bir süre sohbet. Müzik indiğinde. 2. Adam Yapma yav, demek dörde kadar yolu varmış hı? 3. Adam Tabii canım; Aziz bey söylediydi geçende! 4. Adam Şu, Uyumaya Devam Partisi’ başkanı değil mi? 3. Adam Evet! Adam hep hakikati konuşuyo! Bi dinle, gözlerinden yaşlar boşanıyo namussuzum! 2. Adam E, biz niye bir’de karargah kurduk peki? Valla bilsem... 4. Adam Niye biliyon mu; şu bir kısım medya var ya, insanın aklını çeliyo! Kavram kargaşası yaratıyo! 1. Adam Yok kadınlar da insanmış da, kadın erkek eşitmiş de... 5. Adam Dört karı almak demıkrasiye aykırıymış da... 3. Adam Cart da curt da... Hep bu medya uyduruyo bunları işte! 4. Adam Öyle bi beyin yıkıyolar ki, şöyle biraz kulak versek, töre, namus, töbe elden gidecek! 3. Adam Ma’nen zayıf insanlar olacağız maazallah! Erkeklik neyin de kuş olup uçacak. 4. Adam Karılar da elden gidecek! Bunlar, karıların, kızların da kafalarını karıştırıyorlar çünkü! 5. Adam Doğru valla! Siz siz olun, bu zamanda karılarınıza mukayyet olun! Karısına kızına mukayyet olmayana kulak asma! 1. Adam Yav ağa, öyle diyon emme bu zamanda o dediğin zor oluyor! 4. Adam Zor mor; lakin olacak! Niye dersen, bu karı milletinin birazcık gözü açıldı mı, işimiz temelli sakata biner. 2. Adam Ne yapmak lazım mesela? 4. Adam Mesela evde televizyon mu seyredilecek, tamam, açarsın TRT 4’ü izlesinler sabaha kadar. Eve gazete mi alınacak, en iyisi Resmi Gazete... Ben öyle yapıyom! Neme lazım, zaten kuş kadar beyinleri var, onu da bu bir kısım medya yer, ayıkla ondan sonra pirincin taşını! 2. Adam Valla doğru söylüyon! Yav ben bileydim, şimdiye dörtlemez miydim be! Ah kafa ah! Altı senelik evliyim, hala elde var bir karı! Olacak şey mi bu! 3. Adam Hepimiz aynı durumdayız ağa! Allah bu bir kısım medyanın belasını versin! 2. Adam Amin, amin! 3. Adam Ağız birliği etmişler, töremizi, maneviyatımızı unutturacaklar bize! 1. Adam Demek arada karıyı dere boyuna falan göndermesek, temelli yerde kalacağız! 5. Adam Ne diyon be, erkek olduğumuzu unutacağız nerdeyse! 2. Adam Dere boyu dedin de bak aklıma ne geldi Geçen, yine karıyı gönderdim... 4. Adam İtiraz etmedi değil mi? 2. Adam O nasıl laf öyle ağa! Erkeklik daha ölmedi! İtiraz ederse başına geleceği iyi bilir; indirirsin suratına bir osmanlı tokadı; nakış nakış, öööyle gider! 4. Adam Nereye? 2. Adam Ya dereye, ya anasının evine! 3. Adam Bitti. 2. Adam Neyse, mevzuya gelelim; karıyı dereye gönderdim, ev boş; 3. Adam Eeee? 2. Adam Çağırdım benim yavukluyu... 5. Adam Namussuzum de! 2. Adam Namussuzum yav! Yalnız aramızda kalacak bak! Hepsi Ayıb ediyon! 2. Adam Erkek sözü mü? Hepsü Erkek sözü! 4. Adam Anlat hele... 2. Adam Çağırdım benim yavukluyu....bu önce bir iki nazlandı biliyon mu... Müzik. Sahne 3 1. Ev. 1. Adam/Baba girer. Baba Güleeeer! Nerdesin lan? Güler girer. Havalı bir edası vardır. Karnı şişkindir. Eliyle karnını ovalar. Güler Nerdeydim biliyon mu! Baba Yemeği hazırladın mı, yemeği? Güler Bu sefer hazırlamadım! Baba Neee? Hazırlamadın mı? Güler E, nerdeydin diye sorsana! Elbet bi bildiğimiz var ki... Baba Nerdeydin lan, Vurmaya başlar nerdeydin hı? Kaç saattir çıkmışsın evden? Kadın konuşacak olur Ebeye gittim, ebeye’ Bi de konuşuyon lan, bi de konuşuyon ha! Bu adam ne yiyip içecek dedin mi, hı! Bu evin karısı kim lan? Ben miyim, he? Ben miyim? Koş yemek hazırla, gel! Güler koşar Koş! Beyinsiz karı! Beyin olsa zaten kadın olmayacaktın! Müzik. Sahne 4 1. Ev. Gülsen’le Gülsün girer. Güler çamaşır yıkamaktadır. Gülsen Huuu, Güler! Kolay gelsin! Güler Hoş geldiniz komşular! Oturun şöyle! Gülsün N’oldu, söyleyince sevindi mi? Güler susar. Gülsen Hıı? Güler Söylemedim! Gülsen E, kusura bakma sende de iş yokmuş hani! İnsan hamile olur da kocasına söylemez mi! Gülsün O kadar da antreman yaptıydık. Güler Yaptıydık! Gülsen E niye söylemedin o zaman? Güler Söyletmedi ki! Gülsün Ne yaptı? Güler Vurdu! Gülsen DururNeyse, bi dahaki sefere artık! Güler Bi dahaki sefere inşallah! Gülsün Bu sefer ne yap et söyle ama! Güler Tamam! Çıkarlar. Müzik Sahne 5 1. Ev. Güler girer. Ev işleriyle uğraşır. 1. Adam Türkü söyleyerek girer. Ne yapıyon lan sen? Kadın konuşacak olur Sus sus, koş bi aspirin kap gel. Koş! Bak hala duruyo! Kadın koşar getirir. Adam hapı ağzına atar. Su? Kadın koşar Ülen beyinsiz karı, akıl dağılanda sen tirene mi bakıyodun, öküz! Su, su! Bak hala gelmedi. Boğuluyom len! Çabuuuk! Getirir. Suyu Eliyle sırtıma vur’, işareti yapar. Kadın vurur Höst lan, kemiklerimi göçürdün be! Çön şuraya, çön! Kadın zorlukla oturur Rahatına da pek düşkünsün bakıyom! Oooh, yayıl şöyle yayıl! Nasılsa ekmek elden su gölden! Kalk ulan! Bana gıcık mü veriyon öyle! Ben sabahtan akşama iş-güç anam ağlasın, karıya hele!Bür süre. Otur, otur, neyse acıdım. Kadın oturur. Kalk! Durur. Bu arada kadın kalkar ma, yavrum kalkma! Lafın sonunu niye beklemiyon! Otur şimdi!Oturur. Kısa bir süre türkü. Bu kadar istirahat yetişir, kalk! Anne Kalkarken Ay, ay, ay! Baba Konuşma! Konuşma! Yemeği hazırladın mı? Anne Hazır! Getireyim mi? Baba Yok, hazır olmasa isterdim! Şimdilik dursun!Düşünür Peki, yarınki gostümüm? Anne Yıkadım, ütüledim! Baba İyi! Anne Her bi şeyi hazırladım! Edayla Ben sana bir şey söyleyecektim! Hiç sormuyon ama! Baba Söyleme! Kafamın ağrısı yeni geçti zaten! Saate bakar. Kendi kendine Aboo! Saat gelmiş, geçiyo! Niye söylemiyon lan, dangalak! Anne Söyliycem ama bırakmıyon ki! Edayla Ben hamile... Baba Saati diyom salak, saati! Hele sen git bak bakayım... Anne Nereye? Baba Düşünür Dere boyu kavaklar açmış mı yeşil yapraklar? Anne Açmamış! Daha dün baktım, açmamıştı! Baba O dündü benim akılsız yavrum. Sen şimdi git bak! Gitmediğini görünce bağırır Koş lan! Çabuk! Müzik. Kadın koşar. Adam telefon açar. Müzik indiğinde Baba Alacağım seni diyom kız! Kraliçeler gibi yaşatacam valla! Bi elin yağda bi elin sende olacak! Nasıl? Bal sensin ya! Esprük yapıyom esprük! İnanmıyon mu, namussuzum diyom bak! Alacağım seni ya! Namus ya! Hele sen bi gel! Dere boyuna gönderdim... Gönderdim canım meraklanma! Tamam, bekliyom, çabuk! Haaa; bana bak; geçen gün giydiğin pembe şalvarı giy gene! Pek yakışıyo sana kız! Hadi hadi, nazlanma, bekliyom. Tamam! Telefonu kapatır. Türkü Dere boyu kavaklar... Telaşla kokular sürünür. Işık kararır. Müzik. İndiğinde, fonda ses. Fondaki ses 2. Adam Nuri ağa, Nuri ağa! Sahne aydınlanır. Baba Bekle yav bekle! Hüseyin sen misin ! Baba kapıya yönelir. 2. Adam Benim Nuri ağa, benim! 2. Adam girer. 2. Adam Sana müjde getirdim! Baba Merak ettim yahu, n’oldu, hayırdır? 2. Adam Müjdemi isterim Nuri ağa, senin karı derenin orda doğurmuş! Baba Deme lan! Hamile miydi ki! Benim niye haberim yok! Ula benden habersiz nasıl hamile kalır! Tabancasını çıkarır Yaktım ulan seni karı! 2. Adam Sen muştuluğumu ver de, karıyı sonra öldürürsün Nuri ağa! Baba Al, al! Durur Oğlan, değil mi? 2. Adam cevap vermez Baba De hele? 2. Adam Kız! Baba Verdiği parayı kapar E, ne bok yemeye müjdelik istiyorsun o zaman puşt, çekil şöyle vurmiyim seni! Çıkarken Bittin sen karı, bittin! Öldün ulan! Müzik. Sahne 6 Müzik. Aynı ev. Güler anne, beşik sallamaktadır. Kafası ve bir kolu sargılar içindedir. Adam, avucunda tuttuğu silahı dizinin üstünde tutmaktadır. Kadını tehdit eder gibi konuşur. Müzik indiğinde kadın bir şeyler söyleyecek olur. Baba Sus, hiç konuşma! Yaşadığına şükredeceksin bundan sonra, yaşadığına! Ulan madem hamilesin benden niye saklıyon! Anne Ezik Konuşturmuyorsun ki! Söyleyecektim yoksa! Baba Sus! İblis! Canın istediğinde konuşuyon ama? Hadi bana söylemedin, bari oğlan doğur! Bu yaştan sonra beni aleme rezil mi edecen! Ne diyecem şimdi soranlara! Benim kızım oldu ağalar, haberiniz olsun! Anneye tükürür Şerefimi iki paralık ettin! Millet demeyecek mi, valla biz bildik bileli, erkek adamın erkek oğlu olur. E, senin kızın olduğuna göre... Katil edecen sen beni, katil! Hayır bundan sonra, işim yok, namus bekçiliği yapacağım size! Karı bi yandan kızı bi yandan! Artık, işimi gücümü bırakayım, kızın erkeklerle konuşuyor mu, radyoyla canlı telefon bağlantısı kuruyor mu, diye bakayım! Öyle mi? Anne Ne lüzum var canım! Sen kendini yorma! Baba Yorma? Salak karı, namus diyorum namus! Boru mu! Ama sende bunu kavrayacak akıl nerde! Bir süre Okula falan da gitmeyecek! Giderse önünü alamayız gayrı! Namus-mamus hak getire o zaman! Anne Ama cahil kalır yavrucak! Baba Kadın, okula gitse de cahildir zaten! Kadın kafası devlet sektörü gibidir; katiyyen işlemez. Kendinden pay biç; sende hiç, koskoca ortaokul mezunu kafası var mı! Yok! Hem zaten töremiz de kadın okutulur demez! Okul mokul yok! Okula gitse, bakarsın yarın evden kaçar! O zaman ne yapacaksın! Durur Ayrıcana, televizyon da seyretmeyecek! Anne Hiç mi? Baba Hiç! Durur Yalnız TRT 4. Bir de Yaşar Nuri Öztürk’ün programlarını izleyebilir. Anne Fazla sıkmasan diyorum! Azıcık... Baba Sözünü keser He ya, serbest bırakayım da evden kaçıp ya gonsomatris, ya da feminist olsun, öyle mi? Anne Tü tü tü! Kulağını çeker, tahtaya vurur Allah korusun! Bir süre Feminist ne? Baba Gonsomatristi biliyon mu ki? Anne Yoo! Baba E, onu niye sormuyon madem? Salak karı! Bir süre İşte feminist de onun gibi bir şey! Namusun uğramadığı ailelerden çıkmış karı demek ikisi de! Böyle ailelerde baba kızına elini kaldırmaz. Durur Halbuki ne demiş atalar; kızını dövmeyen dizini döver. Sen işime karışmayacan! Hele bir karış, bak o zaman ne yapıyom! İkinizi de öldürürüm andolsun! Hiç olmazsa, namusumu temizledim diye itibarım artar memlekette! Bir süre. Namus bu, dile kolay! iki göz her vakit üstünde olmalı ki, alnımıza kara çalmasın! Anne Adını koyacan mı kızın? Baba Kalkar Adı batsın! Sen koy! Anne Süt lazımdı çocuğa... Baba Zehir içsin! Çıkar. Anne Arkasından Sen zehir iç hayvan herif! Bi gün gizlice tabağına fare zehiri koyayım da gör gününü! Sen dur! Ayı! Beşiğe döner, bebeği sever. Kızım, nartanem, güzelim, a gu gu! Gülsün, Gülsen girer Gülsün Telaşlı Ne dedi kız, ne dedi; sevindi mi bari? Güler Kızdı! Gülsen Kızar tabii, kabahat sende! İnsan hamile olur da kocasına söylemez mi! Adını koydu mu adını? Güler Adı batsın dedi! Gülsen Batsın? Bu pek güzel isim değil be! Gülsün O zaman biz koyalım. Dur bakiym... Gülsen Gülnaz koyalım. Ama yok yok! Bizlerin adı hep gül’le başlıyo ama, hiç de güldüğümüz yok! Bu isimler tersine çıkıyo galiba! En iyisi... Gülsün Dur kız, Pembe olsun adı, Pembe! Gülsen Ay çok güzel! Ama neden pembe? Gülsün Neden biliyon mu; pembe pancurlu evi olsun diye! Güler Ayy! Filmlerdeki gibi. Gülsün Yaşantısı, talihi, hayalleri pembe olsun diye! Gülsen Pek iromantik konuştun kız! Hatta giysisi bilem her daim pembe olsun! Ben pembeyi çok seviyom! Mahzun Ama kocam bana giydirmiyo! Güler Niye ki? Gülsen Pembe giyersem gonsomatris neyin olurum diye! Gülsün Tamam; Pembe olsun Pembe! Adı gibi her şeyi pembe olur inşallah! Gülsen Her bi şeyi pembe! Ne güzel! Güler Tamam. Her bi şeyi pembe olsun! İç çeker inşallah öyle olur! Hepsi inşallah! Müzik. Sohbet sürer. Işık kararır. Sahne 7 Solda, bir meclis. Bir adam Murtaza hoca konuşmaktadır. Sağda, 1. Adamla 4. Adam yolda karşılaşırlar. 4. Adam Nuri ağa, haberin var mı? 1. Adam Neden? 4. Adam Murtaza hoca gelmiş! 1. Adam Yapma yav, hadi gidelim öyleyse! Topluluğa yaklaşırlar. Murtaza konuşmaktadır. Murtaza Muhterem ve de aziz dinleyenlerim; bu müşrik taifesi, ellerinden gelse, kanımızı emecekler! Allah belalarını versin bunların! Bütün mukaddesatımızı çiğnediler, maneviyatımızı alt-üst ettiler! Siz siz olun, bu hainlerin oyununa gelmeyin! Ha, diyeceksiniz ki, peki ne yapalım? Gayet basit Bunlar evvela ilkin, kadınlarımıza el atarlar yuuuh’ sesleri. Yok yahu, öyle el atmak değil; yani baştan çıkarırlar. Ne yaparlar; mesela, çağdaşlıktır deyü sokakta, orda burda, tıpkı erkekler gibi gezip tozmalarında bir mahzur görmezler! E, bir kadın, kadın başına sokakta, orda burda sürterse, n’olur? Erkeklerle arkadaş olur! Erkekle arkadaş olan bir kız ne yapar? Ne yapacak, ateşle barut yanyana gelir mi? Peki, bu kızcağızın babası n’olacak? N’olacak, alenen boynuzlu olacak tabii! E, deniliyor ki, efendim onlar da insan!’ Yahu tamam, insan, buna itiraz eden var mı; amma, insan gibi evinde otursun; değil mi ama? Yani ne işi var, sinemada, tiyatroda, orda burda? Siz siz olun, yılanın başını küçükten ezin! Büyüdükten sonra başa çıkmanız zorlaşabilir! Demek ki, bize düşen vazife, kadınlarımıza, kızlarımıza mukayyet olmaktır! İçeri çağdaş kıyafetli bir genç kız ve bir erkek girer. Kulaklarında walkman, oldukça hareketlidirler. Kız, Murtaza hocaya yanaşır Kız Babacığım, arkadaşımla sinemaya gideceğiz; bana biraz para versene! Murtaza Kızım, daha dün verdim ya; ne bu, her gün her gün! Kız Ama babişko, dün Tayfunla diskoda harcadık parayı! Murtaza Tayfun kim lan? Kız Diğer arkadaşım! Murtaza Para çıkarır. İyi iyi, al! Görüyorsun, işim var, rahatsız etme beni! Kız Baaay! Çıkarlar. Murtaza Topluluğa Demek ki, yapmamız gereken şey, özellikle kızlarımızı, ehl-i namus olarak yetiştirmektir! Peki ya karılarımız? Onlar da aynı terbiye dairesinde olmak lazım gelir! Zira, kadın demek erkeğin namusu demektir? Onun için, evvela tesettürlü giyinecekler! Hiçbir tarafı görünmeyecek! Ayıptır çünkü! Ayriyeten kadın kadınlığını bilecek; öyle erkekten hesap soran, onun gibi heryere girip çıkan bir kadından hayır gelir mi? Gelmez! İçeri bir kadın girer. Oldukça rüküş giyinmiştir. Murtazaya yönelir Erkek, her zaman için kadından üstün ve de onun amiridir! Bitti! Rüküş Kadın Kocacığım, kuaföre gidecektim, birazcık para verir misin? Murtaza Yavrucuğum, daha dün gitmiştin? Hem görüyorsun sohbet toplantısındayız... Rüküş Kadın Aaaa! Sinirlendirme insanı ayol, şunun şurasında bi kuaför parası istiyoruz, bi de hesap mı verelim! Murtaza Tamam gülüm, tamam! Al! Kadın çıkar. Murtaza topluluğa Demek ki, kadınlarımıza, kızlarımıza sahip olacağız! Onların, asi ve özgür olmaları demek, namusun berhava olması demektir! Bu da, gitgide maneviyatımızı zayıflatır muhterem dinleyenlerim! Önümüzdeki ay, mutad sohbetlerimize devam edeceğiz! Görüşmek üzere, karılarınıza, kızlarınıza mukayyet olmanız temennisiyle, hoşçakalın! Dağılırlar. 2. Adam Ağzından bal damlıyor yahu; ne güzel konuşuyor, değil mi? 3. Adam E, okumuş, yazmış adam canım; neyin ne olduğunu biliyor tabii! 4. Adam Yalnız bir şey dikkatimi çekti yav; siz de dikkat ettiniz mi? 2. Adam Ne çekti dikkatini? 4. Adam Sanki, sağ gözünün beyazı biraz kızarmış gibiydi! Hayırdır, bir hastalığı mı var acaba üstadın? 1. Adam Doğru yahu, ben de ona dikkat ettim! Biraz da sesi değişmiş gibi! 2. Adam Belki buzdolabından soğuk su içmiştir! Allah şifa versin! Hepsi Amin amin! 3. Adam Velhasıl pek nurlu bir adam canım! 3. Adam İş ki, söylediklerini anlayabilelim! 4. Adam Anlamak kim, biz kim; nerdeee! 1. Adam Biz, böyle insanların tırnağı olamayız! Hepsi Doğru! Çıkarlar. Sahne 8 Sokak. Pembe, oyun oynamaktadır. Bir süre oyun. Baba girer. Baba Sert Pembe! Gir ulan içeri. Kaltak! Ne bu böyle gonsomatrisler gibi giyinmişsin! Pembe pembe! Hı? Katil mi edecen beni! Bir daha giy bak kafanı ezeceğim senin! Güleeeer! Müzik. Sahne 9 1. Ev. Pembe’nin annesi oturmuş örgü örmektedir. Anneİçeriye seslenir Pembeee! Tek başına ne yapıyorsun oralarda! Pembe Girer Deli bir rüzgar çıkmış anne! Çok korktum! Annesinin dizine başını koyar. AnneYine pencerelerdeydin değil mi; ay dedeyle neler konuştunuz bakayım? Pembe Bu gece konuşamadık! Bulutlar vardı aramızda! Durur Anne, ben bulutlardan çok korkuyorum! Anne Canım, bulutlar ne yapabilir ki, sana! Pembe Durur Babamdan da korkuyom ben! Anne Neden? PembeBizi karanlıkta dereye gönderiyo ya! Bir süreÜstelik her zaman dövüyo! Anne Babalar hem sever hem döver kızım! Pembe Ama ben sevdiğini hiç görmedim? Anne Durur Senin baban sevdiğini göstermez! Pembe Neden? Anne Şımarmayasın diye! Pembe Ama şımarmak güzel! Anne Çocuklar için evet! Pembe Ben çocuk değil miyim? Anne Sen büyüdün artık kızım. Pembe Ben ne zaman çocuktum! Anne İşte... Eskiden! Pembe Ama sen bana hep aynı şeyi söylüyorsun! Anne Üfff! Neyse; bu konuyu kapatalım. Benim kızım, yakında genç kız olacak! Şöyle endamlı, kibar, akıllı! Pembe Ben büyümek istemiyom ama! Anne Nedenmiş o! Pembe Büyüyünce bana masal anlatmazsın! Anne Bak artık! Anlatırım anlatırım. Pembe Söz mü? Anne Söz! Pembe Şimdi de anlatır mısın! Anne Fettan seniii! Tabii anlatırım. Hangisini istiyorsun? PembeDur bakayım... Pamuk Prenses’i... Anne Peki! Pamuk Prenses bir gün, ormanda dolaşırken, karşısına bir ayı çıkmış.... Homurtulu seslerle baba girer. Anne Bak kızım, baban geldi! Baba, anlaşılmaz homurtulu seslerle defolun lan’ der ve saldırır. Müzik. Sahne 10 2. Ev. 3. adam girer. Yeni uyanmış, yüzünü yıkamıştır. Baba Ulan Gülistan! Bak Gülistan diyom hiç duyuyor mu? Karııı! Anne İçerden seslenir. Geldim, geldim! Baba Havlu getir havlu! Kadın koşarak girer, bir eli hamurludur, havluyu diger eliyle uzatır. Baba Bir işi de ben söylemeden yap be, ölür müsün mendebur! Yüzünü siler Baba Kahvaltımı hazırladın mı? Anne Hazır. Baba Şu surata hele! İnsanda iştah varsa da kaçıyor! Getir! Kadın içeri seğirtir Baba Getirme getirme! İstemez! Dün niye erken döndün dereden; öyle vakitli vakitsiz? Anne Ama akşam olduydu! Baba Olsun. Gerekse ben haber salardım. Bi dahakisinde kavaklar yeşerene kadar bekleyecen oralarda! Bi koşu gidip gelmeyecen öyle! Tamam mı? Anne Tamam! Baba Oğlum uyandı mı? Anne Uyandı. Baba Çağır gelsin! Anne İçeriye seslenir. Mehmeeeet! Gel oğlum! Baba Kendi kendine Dün gece güzel bir rüya gördüm. Anne Sevinçle Ben de gördüm! Baba Sen ne gördün? Ama söyleme söyleme! Senin rüyan da sana benzer. Uğurumuz kaçar.Dalar Ben rüyamda oğlumu evlendiriyomuşum. Ona anlı şanlı bir düğün yapıyom. Nikah şahidi de Demürel oluyomuş. Kadına Dost seviniyo sen çatlıyosun! Anne Ben düşman mıyım ki! Oğlan girer. Baba Gel oğlum, gel! Mehmet sonradan damat Emret buba! Baba Seninle iki erkek, başbaşa konuşacağız! Anneyi gösterir Sen bunu adamdan sayma! Çocuk etrafına bakınır. Ne bakınıyon len! Mehmet Öbür erkek nerde buba! Baba Sensin ya salak! Kendi kendine La havle vela! Çocuğa Dinle şimdi, seni evermeye karar verdim. Mehmet Hı? BabaEvermeye diyom lan, seni evlendirecem yani! Mehmet Nasıl yani? Anne Çocuk ne bilir evlenmeyi bey, ona... Baba Sen sus! Mehmet’e Dinle şimdi, sana evliliği anlatayım Müzik. Adam jest ve mimiklerle evliliği anlatır. Kadın utanır. Çocuk, şaşkın izler. Müzik indiğinde Nasıl, evlenmek güzel bi şeymiş değil mi! Mehmet ağlamaklı, anneye sarılır. Mehmet Anneee! Baba Kolundan çekip oturtur. Gel lan buraya! Kadına Çocuğu kendine benzettin sonunda! Çocuğa dönerSus lan, sen de ağlama! Ağlama diyom bak! Sen erkek oldun artık oğlum. Askerliğine şunun şurasında az bişey kaldı... Anne Yedi yıl! Baba Askerde de böyle ağlarsan, olur mu! Demem o ki, artık büyüdün! Şöyle bü mürüvvetini görem diyom! Çocuk kalkıp pantolonunun fermuarını sıyırır. Baba Ne yapıyon lan! Mehmet Mürüvvetini dedin ya buba! Baba Salak, mürüvvetini diyom, mürüvvetini! Çek şunu! Kendi kendine La havle vela... Çocuğa Babalar oğullarının mürüvvetini ne zaman görür? Mehmet Çüş yaparken mi? Baba Değil oğlum, değil! Demin ben ne anlattım sana! Şimdi de bana, hangi kızı istiyon hıyarto! Mehmet Sen bilin buba! Anne Ben diyom ki... Baba Anneye Sen sus; erkek işine karışma! Oğluna döner Ne demek sen bilin lan, evlenecek olan ben miyim! Hergele! Sen karar verecen! Söyle bakiym, hangi kızı istiyon? Mehmet Utanır Bilmem ki buba! Baba Utanma! Utanmak karıların harcıdır! Sen erkeksin, erkekler utanmaz! Çocuk sesini çıkarmaz Baba Hı? Çocuk Sen bana bisiklet al buba, kız istemiyom! Baba Tüh, Allah cezanı versin; yıkıl karşımdan çocuk çıkar! Bi de erkek olacak! Ulan ben senin yaşındayken mahalledeki kızlar yanlarında korumayla dolaşırlardı be! Hey gidi günler hey! Hepsini kovalardım da bubam rahmetlinin göğsü kabarırdı! Ne günlere kaldık yav! Kadına yönelir.Hep senin yüzünden böyle oldu benim oğlum. Saçını kavrayıp sallar Allah bilir ben yokken çocuğa makyaj falan da yaptırıyorsundur! Anne Ne makyajı bey! Allah korusun! Baba Senden herşey umulur! Git ceketimi getir! Dikilme öyle! Kadın çıkar İş başa düştü gene! Bu karı oğlumu milenyum Bülent Ersoyu yapmadan gidip bir kız bulayım! İşüm rastgiderse akşama tamamdır. Anne Elinde ceketle dönerken Bir-iki yıl daha beklesen bey! Daha... Baba Sen sus; elinin hamuruyla işime karışma, çıkarken evlenecek diyorsam evlenecek; ben ne diyorsam o, Çıkarken ne diyorsam o, ne diyorsam o! Anne Arkasından Allah belanı versin hayvan herif! Ölümün yakındır senin! Zati rüyamda gördüm, zehir içip geberiyordun! Benim rüyalarım hep çıkar. Çıkarken Yarabbim, inşallah, inşallah! Müzik. Sahne 11 Sokak kısmında Pembe oyun oynamakta, 1. evde ise altı adam oturmaktadır. Önce sokak. Bir süre müzik eşliğinde çoyun. Sonra ev. 1. Adam Hayırlısıysa olsun, ne diyeyim ağalar! 2. Adam Sen ne istiyon onu söyle, gerisi kolay! 1. Adam Valla, ne diyeyim bilmiyom ki! Kalkıp buralara kadar gelmişsiniz. Size feda olsun! Bi tırnağınıza kurban ederim Onu! Sizden iyisini mi bulacağım! 3. Adam Sağolasın, varolasın! Anlaşırsak, senin namusun bizim namusumuz olacak Nurü ağa! Zati birbirimizin yabancısı da değiliz. Bizim yağ bizim tuluğa yani! E, bizim yağ sağlam! Biliyon! 1. Adam Bak orda dur; tuluğuma laf söyletmem! İşte ağalar burda! Bir günden bir güne, kızımı herhangi bir diskotekte yahut pavyonda gördünüz mü ağalar! Hep gidersiniz! Hepsi Tövbe görmedik! 1. Adam Kızımın adı bugüne kadar herhangi bir aşk skandalına karışmış mıdır! Hepsi Haşaaa! 1. Adam Öyle bi şey olsa, ertesi gün televolede çıkardı zaten; hepiniz görürdünüz! Hepsi Doğru! Müzik. Sokak Pembe. Bir süre. Yeniden ev. 1. Adam Kızım diye söylemiyom; elhamdülillah törelerine bağlı, namusuna düşkündür! Öyle okumuş yazmış kızlara benzemez! 3. Adam Yok yani, şimdiki kızlar töreymiş, ataymış pek kulak asmıyolar da onun için söylediydim. 1. Adam Ne demek! Ne demek! Var mı öyle! Töre bu... 2. Adam Boru mu! 1. Adam Ben kızımı ehl-i namus yetiştirmek için neler yaptım, bunu bir yukarda Allah bilir, bir de ben! Namus bu... 2. Adam Boru mu! 1. Adam Bu yaşına geldi, daha balkon nedir bilmez! Yüzüne güneş değmemiştir! 2. Adam Yapma yav! 1. Adam Onun için her hafta annesi iğneciye götürür! 5. Adam Ne iğnesiymiş bu? 1. Adam D vitamini iğnesi. Güneş görmüyo ya! 5. Adam Helal be! Etrafına Görüyon mu! Bu zamanda böyle ehl-i namus kız bulmak hakkaten zor iş! Kimin kızına baksan, ya okul okuyor, ya televizyon seyrediyor, ya da... af buyrun, erkek arkadaşı var! Hepsi Ya, ya! 3. Adam Biz de zaten o sebepten Pembe kızımıza talibiz ağa! Neyse; 1. Adama sen şimdi insafı elden bırakma da, ne vereceğiz, onu söyle! 4. Adam De hele! Müzik. Sokak Oyun. Bir süre. Yeniden Ev 1. Adam Ben söyleyeceğimi söyledim. Gidin arayın; daha ucuzunu bulursanız, ben beş kuruş üstemiyom! Alın götürün kızı! 2. Adam Yahu ağalar, birbirinizin yabancısı değilsiniz, anlaşın da bitirelüm bu işi. Uzattınız ama! 3. Adam E, çok fazla istiyor be kardeşim. Bu kadar da olmaz ki! 4. Adam 1. ve 3. Adamın ellerini toka eder Hele sen ver elini, sen de ver; tutuşun şöyle, hah! Digerleri de ellerini onların üstüne koyar. 5. Adam Ne sana, ne sana, ikibuçuk milyar. 1. Adam Dünyada olmaz! Malımı yerde mi bulmuşum ben! 5. Adam Sen de söyle! 3. Adam İkialtüyüzelli. Bak bi kuruş fazla vermem! Müzik. 1. Bölüm. Bir süre oyun. Tekrar 2. bölüm 1. Adam İkiyedüyüzelli son. Buzdolabı, fırına da karışmam! 3. Adam Tamam. 5. Adam Verdin mi? 1. Adam Verdim verdim, gidin hayrını görün! 4. Adam Hah şöyle yahu, bi kız değil mi alttarafı! Anlaşamayacak ne var bunda! Müzik. Sokak Pembe oynarken Gülten girer. Müzik iner. Gülten Heyecanlı Pembe, pembe kız! Pembe A, Gülten abla! Güzün Haberin var mı kız? Pembe Neden? Gülten Seni istemeye gelmişler, baban da vermiş! Pembe Nasıl yani! Gülten Senin anlayacağın evleniyorsun! Pembe Bizim evimiz var ki! Gülten Öyle değil. Hani sonra bebeğin oluyor ya, ondan işte! Pembe Benim bebeğim de var! Gülten Kendi kendine Bak artık! Pembe’ye Öylesi de değil kız; bak anlatayım da dinle!.... Gülten anlatmaya başlar. Pembe şaşkınlıkla dinler. Müzik. Ev 3. Adam Gayrı dünür olduk seninle Nuri ağa! 1. Adam Hadi hayırlısı! 4. Adam 1. adama Paranı bir tamam aldın mı? 1. Adam Aldım aldım. 2. Adam O zaman sarılın şöyle yahu, sizi gören de hasımsınız sanacak. Bugün en mutlu gündür. Sarılın sarılın, hatta coşun, oynayın! 4. Adam Düğün var düğün! Müzik. Çıkarlar. Yeniden sokak Pembe’nin yüzü şaşkınlıktan üzüntüye geçer. “Anneeeee” diyerek çıkar. Gülten Arkasından seğirtir Dur kız, daha hepsini anlatmadım, bi dakika beni dinle... Müzik. Sahne 12 1. Adam paraları sayarak girer. Arkasından anne Güler girer. BabaKırkdokuz, elli... hiç boşuna dırdırlanma! Altmış, altmışbeş... Anne Bari bir-iki yıl beklesen diyorum. Yavrucak daha pek cahil! Baba Altmüşsekiz. Onun cahilliği hiç geçmez. Senin geçti mi! Altmışdokuz... Niye; çünkü kadınlar hep bir mayadan. Kaderiniz bu, ben n’apiyim! Yetmiiişoynar Anne Hiç olmazsa altı ay sonra olsun! Baba Sus! Bu öyle altıaylık iş değil. Ömür sürer ömür. Yetmişbeş, evlenir, kocasından birşeyler görür, seksenoynar bir parça cahilliği geçerse ne ala! Doksaaan! Oynar Anne Kocasından ne görücek ki! O daha... Baba Yüz. Derede yüz.Oynar. Aniden durur. Sus, kafamı karıştırma! Çıkarken Ben ne diyorsam o, ne diyorsam o, ne diyorsam o! Anne Arkasından Allah belanı versin ayı! Ölümün yakındır senin; zati, rüyamda gördüm, zehir içip geberiyodun! Benim rüyalarım hep çıkar. ÇıkarkenYarabbim, inşallah, inşallah! Müzik. Sahne 13 Sokak. Gülsen ile Gülsün. Gülsen Sevinçli Gülsün, duydun mu kız, Pembe evleniyomuş! Gülsün Sahi mi? Düğün ne zamanmış düğün! Gülsen Bir haftaya kalmaz diyolar! Başlığını vermişler. Gülsün Ooooh. Canıma değsin, nihayet oynayacağız desene! Gülsen Hem nasıl. Bütün kurtlarımızı dökeriz artık!Oynamaya başlarlar Ooh oooh! Bir grup erkek girer. Bıyıklarını burarak saldırırlar. Kadınlar kaçar. Müzik. Sahne 14 Düğün. Deminki adamlar, aralarında damat/Mehmet, oynayarak girerler. Bir süre. Pembe girer. Sağında ve solunda iki kadın Annesi ve kayınvalidesi. Arkalarından Gülsün ve Gülsen girer. Erkekler kısmı kararıp çok sesli’ müzik iner. Kadınlar kısmı başlar. Burada müzik enstrümanı bir leğendir. Gülsün çalmaktadır. Pembe’yi oyuna kaldırırlar. Bu bölüm karardığında yeniden erkekler. Sonra yine kadınlar. Erkekler. Düğün biter. Gelin ve damat kalır. Sessiz ve sıkıntılı bir süre. Gelinle damat arasında alttan alta süzmeler. Damat Senin adın ne? Pembe Pembe. Damat Cebinden bir kolye çıkarır. Bak; bubam sana ne aldı! Pembe Ne? Damat Kolye. Geline takıcan, dedi bubam. Gelin sensin. Pembe Omuz silker Bana ne! Damat Bir süre Sen şimdi bana nazlanıyon değil mi? Pembe şaşkın bakar. Damat Bubam dedi ki, gelin naz ederse, ona, seni seviyom de, dedi. Pembe Ben seni sevmiyom ama! DamatÜzüntüyle Sen başka birini mi seviyon yoksa? Pembe Tabii ya, çatla patla! Seni sevmiyom ben! Damat Kimi seviyon peki! Pembe Sana ne! Damat Dışarı koşar Bubaaaa! Müzik. Sahne 15 Sokak. Gülsen’le Gülsün karşılaşırlar. Gülsen Duydun mu kııız? Gülsün Neyi? Gülsen Pembe’yi. Gülsün N’olmuş ki Pembe’ye! Gülsen Kocasını sevmiyomuş da bi başkasını seviyomuş! Gülsün Deme kız! Gülsen Ben değil, O demiş! Gülsün Hem de açık açık! Kime demiş? Gülsen Kocasına! Gülsün Ne demiş! Gülsen Seni sevmiyom, başka birini seviyom demiş! Gülsün A, aaaa! Ne demiş ne demiş? Gülsen Seni sevmiyom, hayatımda başka biri var demiş! Ben Onunla rütüklü geceler yaşıyom, bilmiş ol, demiş! Gülsün Yapma! Görüyon mu hayasızı! Kimi seviyomuş peki, onu da söylemiş mi? Gülsen Ahmet Mete Işıkara’yı seviyomuş! Gülsün Bak şırfıntıya! O evli değil miydi kız! Gülsen Evet! Evli-mevli; dinler mi yosma! Bundan önce de bi yavuklusu varmış; onu medyadan saklamış fakat! Uzatmalısıymış! Gülsün Deme? Gülsen Ya! Kocasına demiş ki, ben aslında sana varmayacaktım , bubam beni zorla everdi; yoksa sevgilim beni Mayamiye kaçıracaktı demiş. Gülsün Görüyon mu edepsizi! Hep bu televizyonlar yüzünden oluyor bunlar; ordan görüyorlar; bir de okula mokula gidiyorlar ya, ondan işte! Gülsen Allaha şükür; iyi ki bizleri okula neyin gönderen olmadı! Yoksa maazallah... Gülsün Pembe de okula gitmiyordu gerçi! Gülsen Canım, gidenlerden öğrenmiştir! Gülsün Orası doğru! Yaşına başına bakmadan, görüyon mu kız! Gülsen Biz bu yaşımızda onun yaptığını tövbeler olsun yapmadık! Gülsün Ve de yapmayız çok şükür! Gülsen Biz namusumuzla yaşıyoruz elhamdülillah! Rütük mütük bilmeyiz öyle! Gülsün Namus bu! Gülsen Boru mu! Gülsün Demek, nesil gün geçtikçe namusun ipliğini pazara çıkarıyor kız! Eyvah ki eyvah! Gülsen Bu gidişle kızlarda ar-haya kalmayacak vallahi! Allah görüyo bunları hep! Böylelerinin cezasını en kısa zamanda verir! Gülsün Verecek muhakkak! Çıkarlarken İkisi de İnşaallah, İnşaallah! Işık. Sahne 16 2. Ev. Altı adam diş bileyerek girer. 4. Adamın elinde kara kaplı bir kitap vardır. 2. Adam En kısa zamanda cezasını vermeliyiz ağalar! Hepsi Vermeliyiz, vermeliyiz! 4. Adam Bu iş bekletmeye gelmez! Allah da böyle emreder, kul da! Zira bu bir lekedir ve de hepimizin alnında durmaktadır; tez vakitte temizlenmesi gerekir! 3. Adam Namusumuza halel gelmiştir! Hepsi Yaa, yaa! 2. Adam Bir kadının kocasından başkasına gönül verdiği nerde görülmüştür! Hepsi Görülmemiştir! 1. Adam Kara kitap bu mevzuda ne der ağalar? 4. Adam Kitabı çevirir Valla buralarda olacaktı emme, şimdi bulamıyom! 5. Adam Yav bırak hele kara kitabı! Pembe bize kara çalmıştır! Hepsi Kara çalmıştır! 2. Adam İnsan içine çıkacak yüz bırakmamıştır! Hepsi Bırakmamıştır! 2. Adam Son bilgilere göre Roma’yı da kendisi yakmıştır! Hepsi Yakmıştır, yakmıştır! 5. Adam İbret-i alem için bunlardan birkaçını sallandıracaksın! Hepsi Sallandıracaksın! 3. Adam Bak bakalım kalıyor mu! 2. Adam O dediğin olmaz ağa! 3. Adam Ne yani, asmayalım da besleyelim mi! 2. Adam O hiç olmaz! Töremize uymaz! 5. Adam 2. adama En iyisi gençlerimizden birisi alsın, senin tarlaya götürsün. 2. Adam Kafasına tek kurşun. Nasıl? Hepsi Fena değil! 3. Adam Yahut da boğsun! 2. Adam Bak, bu daha iyi! Hepsi Bu daha iyi! 4. Adam Bitti. Maksat hayatı kararsın Pembe’nin! 5. Adam Kararımız karar mı ağalar? itiraz eden var mı? Bir süre 6. Adam Var! Müzik Hepsi Şaşarak Hı! 5. Adam 6. adama Ne diyon Seyfo Ağa, sen ki bizim mürşidimiz, büyüğümüzsün! 4. Adam De hele! 6. Adam Ayağa kalkar Efendiler, yazık değil mi bir hiç yüzünden gençlere kıyıyorsunuz! Göz göre göre cinayetler işliyorsunuz! Sizde hiç mi insanlık yoktur, hiç mi vicdanınız sızlamaz! Bir süre. Herkesin başı önüne düşer.Siz hangi çağda yaşıyorsunuz allahaşkına! Eloğlu aya apartman dikmek için uğraşırken siz hala töre diyorsunuz, silah diyorsunuz. Nasılsa az yatıyorlar diye eskiden de sabi gençlere cinayet işletip hapislere gönderiyordunuz bugün de! Bu yüzden hapishanelerimiz genç yaşta içeri girenlerle doldu! E, tabii; sizin tuzunuz kuru! Siz bir gün hapiste kalmanın ne demek olduğunu biliyor musunuz! Nerden bileceksiniz; hiç kalmadınız ki! Nasılsa her daim elinizin altında cinayet işleyen bir masum genç bulunuyor! Daha hayatının baharını yaşamadan, siz onu kışa çeviriyorsunuz. Günah değil midir bu yaptığınız! Dünyada bunca şey değişiyor, sizde tık yok! Yahu insan biraz kendini geliştirir, uygarlaşır, ileriyi görür. Bir süre sessizlik 6. Adam Kıçı boklu Hindistan bile nükleer teknolojiye geçmiş; siz daha töredesiniz. Şu Avrupa birliğine giremezsek, bilin ki, sebep sizsiniz! Ahirette Abdullah Gül’ün iki eli yakanızda olacak! Çok acıyom size çok! Yazık size! Bir süre sessizlik 5. Adam Sen söyle o zaman Seyfo ağa, bu iş nasıl olacak! 6. Adam Ne lüzum var silaha, ne lüzum var boğmaya! Koyarsın tabağına fare zehirini, yer geberir! Bitti! Böylece kimse de bir kız yüzünden hapislerde çürümez! Bakışmalar. 3. Adam İyi, hoş da polise ne diyeceğiz peki? 6. Adam İntihar etti deriz, birader, intihar! 2. Adam Sebep? 6. Adam Yav bu memlekette intihar etmek için sebep mi yok! 4. Adam Mesela? 6. Adam Mesela, düşünür Amerikanın yürüttüğü küreselleşme politikası çok ağırına gidiyordu, dayanamayıp intihar etmiş, deriz. Yahut da... Çok kitap okuyordu, maneviyatı zayıfladı. Yazık! 4. Adam Bitti. 6. Adam Bitti. Böylece, gençlerimiz , hayatlarının baharında hapse düşmekten, sizler de mahkemelerde sürünmekten kurtulmuş olursunuz! Nasıl? 4. Adam Vay be, gördünüz mü nasıl da gençleri düşünüyor! Helal sana be Seyfo Ağa! 5. Adam Yalnız gençleri mi düşünüyor; bizi ya? Hepsi Bizi de bizi de! 3. Adam Bilgili adamın hali başka oluyor canım! 2. Adam Sen büyük adamsın Seyfo Ağa! 5. Adam Bu CHP’ye senin gibi bir genel başkan lazım, namussuzum! 2. Adam Yok yok, özelleştirmeden sorumlu devlet bakanı olmalı ki, bak gör o zaman! 6. Adam Kasıntılı Yok canım, o kadar deeel! 5. Adam Ver o mübarek elini öpem Seyfo ağam! 6. Adam Elini çeker Abartmayın lan siz de; şurda oyun gereği iki çift laf ettik, tadını kaçırmayın! 4. Adam De hadiyin bunu pavyonda kutlayalım! Hepsi Kutlayalım kutlayalım! Kalkarlar. 4. Adam Gonsomatrisleri ben ısmarlıyom! 5. Adam E, içkiler de benden o zaman! 1. Adam kızgınlıkla çıkanlara bakar. Digerleri farkedip dönerler. 1. Adam Şimdi bu yaptığınız iş mi ağalar! Şaşkınlıkla birbirlerine bakarlar. 4. Adam Hayırdır ağa, yanlış bi şey mi yaptık! 1. Adam Bundan böyük yanlış olur mu; bugün yarın benim kızım ölecek, siz neler söylüyosunuz burda! Bakışırlar 5. Adam Ne söyledik ki? 1. Adam Yok gonsomatrisler benden, yok içkiler ondan! Böyle bir şey duyulmuş, görülmüş müdür? 5. Adam Sen söyle o zaman! 1. Adam Benim kızım ölmeyecek mi? 4. Adam Tamam? 1. Adam O zaman, hem içkiler, hemi de gonsomatrisler benden! Yürür. 4. Adam Olur mu canım! Bari içkileri biz ısmarlayalım! 1. Adam Çıkarken Katiyyen olmaz! 6. Adam Tamam len Nuri, seni mi gıracağız ! Bu seferlik böyle olsun hadi! Çıkarlarken 2. Adam E, hakkı canım kız kendisinin! 3. Adam Hakkı tabii! Yukarıda Allah var! Müzik. Çıkarlar. Sahne 17 Pembe girer. Başı ve yüzü sargılar içindedir. Oturur. Gülten girer. Gülten Pembe kız, bütün mahalle seni konuşuyor, biliyon mu? Pembe Niye ki? Gülten Güya sen kocanı değil de başkasını seviyomuşsun! Pembe Seviyom tabii! Gülten Büyükler toplanmış karar vermişler. Yemeğine zehir koyup öldüreceklermiş seni! Pembe Ne yaptım ki? Gülten Sen namuslarını kirletmişsin! PembeNamus ne ki? Gülten Namus durur işte... çok önemli bi şey! Pembe Ben namuslarını kirletmedim ki, durur yalnızca altımı kirlettim. O da korkudan! Gülten güler Pembe Ne gülüyon; seni öyle dövseler sen de yapardın ama! Gülten Baban sana kimi sevdiğini sordu mu! Pembe Sormadı! Gülten Ya? Pembe Yalnızca dövdü! Bir süre. Gülten Bak Pembe; benden söylemesi, seni kesin öldürecekler! Yerinde olsam buralarda durmam giderim. Pembe Nereye? Gülten Ne bileyim, ölmeyeceğin bir yere! Pembe Ama ben gidersem yaşayamam ki! Gülten Kalırsan da yaşayamazsın! Neyse, beni senin yanında görürlerlerse olmaz! .Ben gidiyom; sonra söylemedi deme; buralardan hemen git! Kendi kendine Gerçi sonra istesen de söyleyemezsin ya! Pembe de kalkar. Ayrı yönlerden çıkarlarken Gülten Ha, az daha unutuyordum; sahi sen kimi seviyosun kız, hınzır! De hele! PembeDurur Annemi! Müzik. Gözlerini silerek çıkar. Gülten şaşkın bakar. Sahne 18 Elinde bohçasıyla Pembe girer. Sahnenin önünde seyirciye yakın ve paralel birkaç kere gider gelir. Bu arada sahneye birtakım erkekler girerler. Pembe’yi süzerler. Pembe korkar. Bir elinde tesbih, bir elinde bastonuyla sakallı ve yaşlı bir adam girer. Müzik iner. Pembe adamı durdurur. Pembe Amca, buralarda yatacak bir yer var mı? Yaşlı Adam Pembe’yi süzer. Var kızım. Şu karanlık sokağa dal. Önüne kötü bir yol çıkacak. O yolda gidersen mutlaka rastlarsın. Pembe Allah razı olsun amca! Yaşlı AdamDurdurur Dur hele! Senin kimin kimsen yok mu kızım? Pembe Yok amca! Benim hiç kimsem yok! Yaşlı Adam Pembe’nin sağını solunu yoklar Yanında gizli kamera falan da yok değil mi kızım? Pembe Yok amca. Hiç bir şeyim yok! Yaşlı Adam O zaman dur ben seni götüreyim kızım! Pembe Sağol amca, sen yorulma; ben kendim giderim. Yaşlı Adam Olur mu kızım, insanlık vazifem bu benim. Etrafına bakınarak Götüreyim götüreyim. Müzik. Sahne 19 Müzikle beraber hastane ortamı. İki hemşire ardarda girer. Biri hızlı bir şekilde karşıya geçer. Digeri ise arkasında her yanı sargılı ve bastonlu bir hasta olduğu halde girer. Hasta yalvarmakta, o ise hastayı terslemektedir. Bu halde karşıya geçerler. Pembe sedyede getirilir. Giysisi pembedir. İki hemşire tekrar geçer. Getirenlerden biri habire yardım ister. Hiçbiri bakmaz. Müzik indiğinde nihayet bir doktor girer. 1. Yardımcı Doktor bey bakar mısınız? Doktor yanındakiyle konuşmaktadır. Doktor ...Abi şu sıra parayı repo yapacaksın. İlla borsaya gireceğim dersen o zaman sağlam tüyo ara; buldun mu balıklama dal. Baktın olmadı, o vakit spekülatif oyna! Hiç korkma! Geçen gün bizim doktor İhsan bir haftada Mersedes çekti altına! Yanındaki Yapma ya! Helal olsun adama! Çıkarlar. Bir bayan doktor girer. 1. Yardımcı Doktor hanım bakar mısınız? Doktor Acelem var çabuk söyleyin, çocuğu kreşten alıcam! 2. Yardımcı Bu kız otel odasında intihar etmiş. Doktor Bakar Derdi neymiş bu dar vakitte? 2. Yardımcı Valla onu soramadık! 1. Yardımcı Bi pavyonda konsomatristlik yapıyormuş. Fare zehiri içmiş. Biz vardığımızda yanında şişesi duruyordu. Doktor İyi kazanıyor muymuş bari! Muayene eder. Sevinçle Yaşasın! 2. Yardımcı Sevinçle Yaşıyor mu? Doktor Ölmüş! İyi, uğraştırmadı beni. Hadi siz de kaldırın bunu burdan! Ben çocuğu alacağım, acelem var! Çıkar. Yardımcılar bakışırlar. 1. Yardımcı Kimse görmeden biz de sıvışalım! üstümüze kalır sonra! 2. Yardımcı He lan, şahit mahit yazarlar, neme lazım; tüyelim! Koşarak çıkarlar. Sahneye iki entel’ erkek girer. 1. Erkek Arkadaşına Biz doktor Ahmet beyle eskiden beri aşinayızdır, fakat san’at mevzuunda bir türlü mutabık kalamayız! Sen tut, büyük ressam Lütfullah beyi, Kani Olur mu Yani’ye tercih et! 2. Erkek Hayret bir şey yani! 1. Erkek Olacak iş mi yani! Pembe’yi fark eder. Bak azizim, bu kadın, belli ki, gül gibi ailesini tepip buralara şöhret olmaya gelmiş; işte hazin sonu. Ola ola bir konsomatris parçası olmuş. Hoş; bu noktaya varmasında ailesinin de kabahati vardır mutlaka; kızını sıkı disipline etse, gözünü açtırmayıp sırtından kırbacı eksik etmese bu eksik beyinli bu hallere düşmezdi. Vaktiyle böyle birinin romanını da yazmıştım. Fakat azizim, yaz yaz bitmiyor ki! Memleketimiz bu nev’i timsallerle dolu! Pembe’ye bakar Be akılsız karı; arınla, namusunla yaşamak dururken, bi konsomatris parçası olmak uğruna evden kaçılır mı! Yani hanım hanımcık evinde otursan sana zehir mi içireceklerdi. 2. Erkek Üstadım, kadın değil mi, saçı uzun aklı kısa! Geleceğini göremiyor işte! Siz yazarsınız, okumazlar, naçizane ben yazarım tınmazlar. Binaenaleyh bu netice, böyleleri için azdır bile! 1. Erkek İsabet buyurdunuz monşer, son hazırladığım makalede de bu mevzua temas eylemekteyim. Şöyle ki; kadın nam cins-i deni, diye başlıyorum... 2. Erkek Harikulade bir giriş; tebrik ediyorum üstadım! 1. Erkek Teveccüh gösteriyorsunuz mirim. 2. Erkek Devamı? 1. Erkek Kadın nam cins-i deni, hadd-i zatında erkek gibi humuslu topraktan halkedilmediğü çün... 2. Erkek Şu belagate hayran olmamak kabil mi! Sonra? 1. Erkek... her türlü çirkefe duçar olmakta ve şayan-ı hayretle müşahade olunur ki... Çıkarlar. Pembe sahnede sedye üstünde yatmaktadır. Sahnede başka kimse kalmaz. Pembe ile annesinin diyalogları kasetten verilir. Müzik. Sahne 20 Sokak. Başı önde Güler girer. Yine hamiledir. Gülsün ve Gülsen’le karşılaşır. Gülsen Hayırdır Güler, nereye böyle? Güler Başı önde yürür Dere boyuna! Gülsün Niye ki! Güler Kavaklar açmış mı ona bakıcam! Gülsen’le Gülsün üzgün; arkasından bakarlar. Müzik. Perde Mustafa Acar musar63 Paylaş Yorumlar Nedim Uslu - 11/17/2010 Çok güzel Tiyatro Kursu Başlıyor! 20 Haziran'dan itibaren her PAZARTESİ Kadıköy'de! Çalışanlara yönelik hobi sınıfı! Duyuru Panosu! Son Eklenen Tiyatro Oyunları Güncel Yazılar 27 MART… UMUDUNU ARAYAN BİR GÜN Ahmet Yapar Başarılı Genç Aktör Can Öztopçu 40. Sanat Yılını Kutluyor Füsun Akmen Balkaya 'Ağaçlar Ayakta Ölür' - Nevra Serezli ve Tiyatro Kare Füsun Akmen Balkaya Süt Kardeşler - Süheyl Behzat Uygur Tiyatrosu 2020 Tuncer Cücenoğlu'nun Anısına... Ankara Devlet Tiyatrosu 70. Yıl ve 'Lüküs Hayat' Kadın Dayanışmasını Taçlandıran Şehir Tiyatrosu Oyunu Çın Sabahta Büyük Aşkların Sonuncusu ve Çankaya Sahne Uğur Kanbay ve Eylül! Fars Dokusu Üzerine Komedya Dokunuşları İle ELEŞTİRMEN OLMAK VE ELEŞTİRİ YAZMAK ! YOKLAMA LİSTESİ Skeç Şehir Tiyatroları'nda Oynanan Ayaktakımı Arasında Oyununun İncelemesi ve Eleştirisi Genel Müdür 'A. Nejat Birecik İle Devlet Tiyatrosu'na Gelen 'Bahar Havası' Şehir Tiyatroları'nda Oynanan İki Arada Bir Yerde Oyununun İncelemesi ve Eleştirisi Müthiş Bir Prodüksiyon 'Ben O İstanbul'u Çok Sevdim' ve Ustaların Ustası Özel Yula Yazar olmak ister misiniz? Yazar olarak ailesine katılmak, yazılarınızı yüzbinlerce tiyatroseverle paylaşmak isterseniz tiyatrodunyasi adresine mail gönderebilirsiniz... Güncel Haberler Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları BÜO, Shakespeare Soruşturması ile dijital ortamda seyirci ile buluşuyor! KüçükÇiftlik Bahçe Tiyatrosu'ndan Müjde Perdeler Açılıyor, Tiyatro Sezonu Başlıyor İzmir Bağımsız Tiyatrolar İnisiyatifi'nde İkinci Yıl Başlıyor Amadeus, Zorlu PSM'de Başlıyor Sesin Görselleştiği Bir Performans Podacto Stüdyo, Yakında BluTV'de 27 Mart 2021 Dünya Tiyatro Günü Ulusal Bildirisi Metin Akpınar-Müjdat Gezen 27 Mart 2021 Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi Helen Mirren Şehir Tiyatroları Dünya Tiyatro Günü'nü 'Melek' ve 'Benim Güzel Pabuçlarım' ile Kutluyor 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde DasDas'tan Okuma Tiyatrosu Ankara Tiyatro Dayanışması'ndan 27 Mart Dünya Tiyatro Günü Etkinliği 'İlelebet… Bir Atatürk Hikayesi' Sahneport'ta Tiyatroseverlerle Buluşuypr Şehir Tiyatroları, Özel Tiyatrolara Kasım Ayında da Sahnelerinde Yer Veriyor Tekin Deniz Dümbüllü kavuğunu kimseye devretmedi Kavuk, Rasim Öztekin'den Şevket Çoruh'a Geçti Tiyatro Dünyası'nı takip Edin .. Karagöz ve Hacivat’ı küçüğünden tutun büyüğüne kadar hepsi çok severek okuyup dinlemektedirler. Artık gün geçtikçe çocuklar onları tanımıyorlar bile, belki çoğu Hacivat ve Karagöz kim olduğunu dahi bilmiyordur. işte size Hacivat Ve Karagöz Komik Diyaloglar Karagöz Ve Hacivat, Bursa Gezisi Hacivat – Selamun aleykum Karagözüm. Karagöz – Ooo hoş geldin suda pişmiş olan bal kabağı. Hacivat – Aman ne oldu sana Karagözüm benimle güzel konuş, gel hadi seninle biraz Bursa’yı gezip dolaşalım. Karagöz – Susalım da kime dalaşalım. Hacivat – Dalaşalım değil iki gözüm dolaşalım. Karagöz – Haa nereyi dolaşacakmışız? Hacivat – Bursa’yı dolaşalım, dedim ya iki gözüm senin kafa nerde kaldı kim bilir beni dinlemiyorsun. Karagöz – Hı öylemi dedin anladım Hacı cavcav. Hacivat – Gel hemen ilerdeki dolmuşa binelim. Karagöz – Ne dolmuş mu? Yine tepemin tasını attırıp, açacaksın bayramlık ağzımı! Hacivat – Ne dedim ki, şu arabaya binerek Bursa’yı dolaşalım diyorum ama sen anlamıyorsun. Karagöz – Hı öyle desene şimdi anladım, hadi şu dolmuşa binelim. En sonunda dolmuşa binerek Bursa’ yı gezerler, eve dönmeden önce son olarak da Kapalı çarşıyı ziyaret ederler. Karagöz – Kardeşim bu insanlar çıldırmış sanki kendi kendilerine konuşuyorlar. Hacivat – Sen onun ne olduğunu bilmiyor musun? Onlar kendi kendine değil telefonla konuşuyorlar. Karagöz – Telefon oda nedir? Hacivat – Uzaktan iletişimi sağlayan elektronik bir şey. Karagöz – İyi, iyi çok güzel bir şeymiş, teknoloji de epey gelişmiş. Karagöz – Dostum benim işim var gitmem lazım. Hacivat – Tamam, bende gideceğim sonra görüşürüz hoşçakal. Karagöz – Oh çok şükür artık senden kurtuluyorum. Hacivat – Haydi, haydi git gideceğin yere sana uğurlar olsun. Hacivat ve Karagöz, Mühür Hacivat – OO hoş gelmişsin sevgili Dostum! Karagöz – Hoş gördük kel kafalı kara üzümüm! Hacivat – Nereden gelip, nereye gidiyorsun yine komikliğin üstünde? Karagöz – Hiçbir yere gittiğim yok, bizim çocukla kaç saattir okuma-yazma üzerine çalıştık, yoruldum biraz gezeyim dedim Hacivat – İyi yapmışsın, şimdi kafan balon gibi olmuştur. Karagöz – Ha, ha, ha, ha aynen kafam balon gibi oldu da uçmasın diye yapıştırıcı ile boynuma yapıştırdım Hacivat – Hemen sözü başka yöne çevirme, uzun bir süre ders çalışmaktan kafanın şiştiğini söylemek istedim. Karagöz – He, he kafam pişti de soğuması için dışarı çıktım. Hacivat – Allah senin iyiliğini versin! Peki, çalışmalarınız nasıl gidiyor? Karagöz – Oooo nasıl iyi gittiğini bilemezsin sen Hacı Cavcav! Sen hemen şu müdüre söyle de benim ilkokul diplomamı tez zamanda hazırlasın. Hacivat – Kardeş hele sen hepsini iyice öğren diploma işi kolaydır. Karagöz – Şey, aslında okuma yazmayı öğrenirsem o diploma denen kağıt parçası başka benim ne işime yarayacak? Hacivat – Bak, öğrenirsen mühüre lüzum kalmayacak Karagöz – Peki, o zaman yerine kimse bakmayacak mı? Hacivat – Kimin yerine bakmayacak mı iki gözüm? Karagöz – Sen şimdi dedin ya müdüre lüzum kalmayacak! Hacivat – Sen ne alemsin müdür değil mühür, mühür! Hani imzanın yerine kullandığın o damga yok mu? Karagöz – Sende öyle söylesene köftehorum! Hacivat ve Karagöz, Davul Bahşişi Hacivat – Selamun Aleykum iki gözüm, beni ne kadar kızdırsan da seni görünce her zaman rahatlıyorum. Karagöz – Teşekkür ederim, Hacı Cavcavım çok iyiyim! Hacivat – Hayrola, Niye öyle kendi kendine gülüp duruyorsun? Karagöz – Başıma gelmişleri hatırladıkça gülmeden duramıyorum, hah hah hah! Hacivat – Hah, hah, hah hah! Demek seni böyle sürekli güldürecek kadar bazı şeyler oldu. Karagöz – Seni pataklarım ha, sen bana gülme! Hacivat – Canım benim sana nasıl gülmeyeyim, çok komikmiş… Karagöz – Köftehor, daha ben sana anlatmadım ki bilmeden neye gülüyorsun? Hacivat – Tamam, tamam efendim, gülmüyorum, haydi neler oldu onu anlat? Karagöz – Biliyorsun ki Ramazan orucu yaklaşınca benim o dededen kalma antika davulu sakladığım yerden çıkartıyorum. Hacivat – İyi yapmışsın! Davulsuz Ramazan tuzsuz yemeğe benzetilir. Karagöz – Aynen öyle, ben de ilk günden o davulumu gümbür şenlendirdim. Hacivat – Aferin, güzel yapmışsın! Eeee sonra ne oldu? Karagöz – Dinleyeceksen önce şu çeneni kapat kızdırma beni Hacı Cavcav! Hacivat – Aha kapattım! Karagöz – Dün de davulumu sırtladığım gibi yollara düştüm, komşu mahallenin girişinde başladım tokmağı sallamaya. Hacivat – Aman, aman çal davulcu davulu, çal ki şu mübarek Ramazan âdetimiz unutulmasın. Karagöz – Seni pataklarım ha, yine şu çenen açıldı! Hacivat – Söylediklerine seviniyorum da konuşmadan edemiyorum. Karagöz – Davulun sesi varya öyle bir güzel çıkıyor ki değme benim keyfime! Hacivat – Oh oh, ne güzel maşallah, bol bol gelsin bahşişler! Karagöz – Bahşişler he geldi, geldi ama evin birisinde başıma neler gelmedi ki. Hacivat – Aman ne oldu bir yanlışlık mı oldu? Karagöz – Yok, yanlışlık falan, şu huysuz Haydar bey varya onun kapısının önünde işler epey karıştı, evde sesler çok ama beklediğim halde bahşiş yok. Hacivat – Eee yoksa yok öteki kapıya geç, herkes zorla para vermek zorunda değil ki Karagöz – Çok konuşma alamadığım o bahşişleri senden isterim bak! Köftehor, bahşiş vermeyecekse onu önceden bana söylesinler de boşuna tokmak sallamayayım. Hacivat – Aynen sana da hak veriyorum iki gözüm! Eee bekleyince ne oldu? Karagöz – Ne olacak, işte beklediğim yetmedi birde davul çalmaya devam ettiğim için üstüme pencereden bir kova soğuk suyu boşalttı. Hacivat – Ayıp etmiş ama niçin öyle etmiş bir şeye mi sinirlenmiş? Karagöz – Ben onun kapısında davul çalmaya başlamadan evine hırsız girip bir şeylerini soyan hırsıza sinirlenmiş. Hacivat – Ha, ha, ha o hırsıza kızarak bir davulcunun başına soğuk su dökülür mü? Karagöz – Dökülmez, dökülmez. Hacivat – Sen ne yaptın peki? Karagöz – Ne bileyim! Kızdım ve dedim ki kafama suyu boşaltacağına bana soyulduğunu söyleseydin, toplamış olduğum tüm bahşişleri sana verirdim. Hacivat – Aferin sana güzel demişsin! Eeee, sonra ne oldu? Karagöz – Ben inadına inadına çalmaya devam ettim. Hacivat – Peki, davulun ıslanmamış mıydı? Karagöz – Islanmamıştı ama tekrardan çalıp mâniyi söyleyince kafama bir kova daha su boşlatıverdi. Hacivat – Ha, ha, ha ne mânisi söyledin bakayım? Karagöz – Yarım kaldı güzelim uykusu, onu sardı bahşişin korkusu, der demez Haydar Bey pencereden Başıma suyu boşalttı. Hacivat – Ha, ha, ha Allah iyiliğini versin iki gözüm! Hacivat Ve Karagöz Komik Diyalogları okurken eğlendiğinizi umuyoruz.

hele bak kim geldi hikayesi