🎳 Servet I Fünun Dönemi Şiir
hxuSI. Türk Edebiyatı tarihinde 1896 – 1901 yılları arasını kapsayan dönem, Servet-i Fünûn Edebiyatı Edebiyat-ı Cedîde olarak adlandırılmaktadır. Bu edebiyat, söz konusu tarihler arasında Servet-i Fünûn mecmuası etrafında toplanan, Tevfik Fikret, Cenab Şahabeddin, Ali Ekrem, Süleyman Nesib gibi şairler ile Halit Ziya, Mehmed Rauf, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet ve Safveti Ziya gibi hikaye ve romancıların kaleme aldığı çeşitli türlerdeki eserlerden oluşmaktadır. Servet-i Fünûn Dergisi, 27 Mart 1891 tarihinde Ahmed İhsan tarafından çıkarılmaya başlanmıştır. İlk sayının kapağında dergi kendini şöyle tanıtmaktadır “Servet-i Fünûn, edebiyat, fünûn, sanayi, terâcim-i ahvâl, seyahat, roman vesaireden bahsolarak her hafta perşembe günleri çıkar musavver Osmanlı gazetesidir.” Servet-i Fünûn, ilk yıllarda daha çok fen ve teknoloji ile ilgili yazılar yayımlayan, Avrupa’da meydana gelen keşif ve icatlar ile dünyanın değişik yerleri hakkında okuyucularını bilgilendiren, ülke içinden veya dışından haberlere yer veren, yerli yahut yabancı devrin önde gelen kimi şahsiyetlerini kısaca tanıtan, sağlıkla, günün modasıyla ilgili yazılar neşreden ve nihayet bütün bunları resimler veya fotoğraflar eşliğinde yayımlayan bir dergidir. Bunun yanında az da olsa tercüme edebi eserlere de yer verir. Servet-i Fünûn’un edebi yönde kimlik değiştirme süreci şöyle meydana gelir O zamana kadar türlü dergilerde dağınık şekilde yazan ve Avrupaî bir edebiyata taraftar olan gençleri bir tek derginin etrafında toplayarak eski edebiyat taraftarlarına karşı tek bir cephe kurmak isteyen Recaizâde Ekrem, Mekteb-i Mülkiye’den öğrencisi olan Ahmed İhsan’ı Servet-i Fünûn’un böyle bir yayın organı haline getirilmesi hususunda razı edince, Galatasaray’dan öğrencisi olan Tevfik Fikret’i de derginin başına getirir. Tevfik Fikret’in derginin 7 Şubat 1896 tarihli 256. sayısından itibaren yazı işlerini üzerine almasından sonra, Servet-i Fünûn sadece sanat ve edebiyat dergisi olmakla kalmayarak, Türk Edebiyatı’nın modernleşmesinde çok önemli hizmeti olan bir yayın organı haline de gelir. Tevfik Fikret’in peşi sıra, Halid Ziya, Cenab Şahabettin, Mehmed Rauf, Hüseyin Cahid de dergiye katılarak Servet-i Fünûn Topluluğu’nu kurarlar ve böylece, Edebiyat-ı Cedîde Devri başlamış olur. Servet-i Fünûn Dönemi, kuşkusuz edebiyat tarihimiz içerisinde süresi kısa, fakat etkisi derin ve uzun bir dönemdir. Bu kısa sürede, şairler lügatlerin bir köşesinde kalmış sözcüklerle, ağır, ağdalı, melankoli yüklü, realiteden uzak bir şiir üslubu oluşturmuşlardır. Dilde bu denli gerçek hayattan uzaklaşan şairler, konu ve tema seçiminde de devrin siyasi ve sosyal realitelerinden uzaklaşıp, dönem tablosu yerine hayal dünyalarında yarattıkları tabloyu tasvir etmeyi yeğlemiştir. Siyasi otoritenin oluşturduğu baskının etkisiyle ve birtakım bireysel nedenlerle gerçeklerden kaçıp hayal alemine sığınan şairler, aşk, yalnızlık, tabiat gibi bireysel konularda yoğunlaşırken, her şeyin daha güzel olduğunu düşündükleri bir yerlere kaçmayı istemişlerdir. Tabiat tasvirleri de dönemin özelliklerini taşımaktadır. Servet-i Fünûn şiirinde tabiat arka planda kalan, şiir yazılırken bir araç olarak görülen bir unsur değildir. Şairin ruh haline göre değişen canlı bir varlıktır. Servet-i Fünûn şiirinin en belirgin özelliği kullanılan dildeki farklılıktır. Tanzimat Dönemi şairlerinin dilde sadeleşme çabaları yerine, daha ağır, sanatlı ve kapalı bir dili tercih ederler. Kendi estetik anlayışlarına uygun ve müzikalite yönünden ahenkli gördükleri sözcükleri kullanıp, yabancı sözcük ve tamlamalarla yüklü, seçkinci, yapay bir dil yaratırlar. Parnasizm ve sembolizm akımdan etkilenirler. Fransız sembolistlerinden Valery, Mallarme ve Verlaine gibi şairlerin, bu dönem şairleri üzerinde büyük etkileri olur. Türk şiirinin imge yapısında büyük değişiklikler yaratırlar. Bunun için de sözlüklerden o güne kadar kullanılmamış sözcükleri seçerek, bunlardan yeni bir bileşim yaratıp, alışılmadık bağdaştırmalara yönelirler. Servet-i Fünûncular şiirde ahenge çok önem verirler. Şiirde ses ögesini öne çıkarmak, yakın seslere sahip olan sözcükleri kullanmak, aliterasyondan bir şiirde ya da düzyazıda ahenk yaratmak amacıyla aynı ses ya da hecenin yinelenmesi yararlanmak onların belirgin özellikleridir. Aruz ölçüsü, Servet-i Fünûn şiirinin temel ölçüsüdür. Özellikle Tevfik Fikret aruzu ustalıkla kullanmıştır. Hece ölçüsüyle yazılan şiirler yok denecek kadar azdır. Divan şiirinde müstezat biçimini serbest müstezat’a çevirirler. Bu nazım biçiminde düşünceler, dizeden dizeye atlayarak devam eder, nazım giderek nesre yaklaşır. Batı Edebiyatı’nda yaygın olarak kullanılan sone iki dört dizeli ve iki üç dizeli bölüm olmak üzere 14 dizeden oluşan nazım biçimi terza-rima üçer mısralık bendlerle yazılmış bir nazım biçimi ve triyole on mısralı bir nazım şekli, önce iki mısralı, sonra dörder mısralı iki kısım gelir gibi nazım biçimlerini kullanmışlar. Eski şiirde anlam bir dize veya beyit içinde tamamlanırdı. Servet-i Fünûn şairleri bu düzeni tamamen değiştirir. Anlamı bir dizede başlatıp bitirebildikleri gibi, dizenin ortasında da bitirirler; hatta anlam itibariyle 7-8 dizede tamamlanan uzun cümleler kurarlar. Servet-i Fünûncuların şiir cümlesini bir dizeden başlatıp daha sonraki dizelere, hatta şiirin bütününe yayması anjambman yapması sonucunda nazmın nesre ve konuşma diline yaklaştırılması sağlanmıştır. Bu da şiirle düz yazı arasında bir tür sayılan mensur şiirin doğmasına yol açmıştır. Düz yazıda şiirsel, sanatlı bir söyleyiş olarak adlandırabileceğimiz mensur şiir, Türk Edebiyatı’na Tanzimat Dönemi’nde çeviri yoluyla girmiş ve tanınmıştır. Ancak Servet-i Fünûn şairleri mensur şiirin yaygınlık kazanmasını sağlamıştır. Mensur şiirin beğenilmesi ve yayılmasında Charles Baudelaire ve Arthur Rimbaud gibi ünlü Fransız şairlerin büyük etkisi vardır. Edebiyatımızda Batılı anlamda mensur şiirin ilk örneklerini Halit Ziya Uşaklıgil vermiştir. Mensur Şiirler ve Mezardan Sesler adlı yapıtları mensur şiir türünün ilk örnekleridir. Mehmet Rauf da mensur şiir alanındaki şiirlerini Siyah İnciler adlı kitabında toplamıştır. Bu dönemin şairlerinden Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Celâl Sahir, Faik Ali ve Hüseyin Cahit Yalçın da mensur şiir türünde örnekler vermişlerdir. “Düşünüyorum da, cihan hal-i tabilsinde, şekl-i aslisinde payidar kalsaydı; insanlar ormanlarda, hal-i bedeviyyette daha mesfidane yaşayacaklardı. Lakin değil. O tabii ormanlar, muazzam şehirlere tahavvül etmiş, insanlar hayat-ı tabiiyyelerini terk etmişler. … Bir vakitler sine-i tabiatta lakaydane, mesudane güzar eden hayatı insanlar bir tufan-ı kuyfid haline getirmişler; cemiyyet-i beşeriyye bu tfifanın emvac-ı pür-dehşeti arasında yuvadanarak geçiyor. Düşünüyorum da, medeniyet olmasaydı, saadet olacaktı. Belki haksızım; lakin bu tarz-ı hayat, bu cemiyet beni hayattan tentir ediyor.” Halit Ziya Uşaklıgil, Düşünüyorum, Mensur Şiirler “Bir ihtiyaç, derin, mukâvemetsiz, zâlim bir ihtiyaç, ele geçmesi muhâl olan bir kadın ihtiyacı ruhumu yakıyor; bir kadın, kalbimin bütün yaralarını saracak nazik ellerle, gayr-i kabil-i teselli matemlerimi unutturarak hararetli nazarlarla, ruhumun bu cevf-i melâlini dolduracak rakîk bir kalple bir kadın; bir kadın ki bütün harap olmuş gençliğime samimi yaşlarla ağlasın, dizinde hayatı-mın bütün elemlerini ağlayabileyim; bir kadın ki bu yalancı vaatlerin, ağlayan emellerin, âh eden ümitlerin matemlerini şefkat ve sadakati ile teselli etsin. Bu vefasız, bu kalpsiz kadınlardan, hatta aşklarıyla, hatta vefalarıyla bile zehirli yaralar açan, şebâbımın bütün hararet ve perestişini söndüren bu kadınlardan gelen merâretlerimi göğsünün üstünde ağlaya ağlaya unutayım…Böyle bir kadın ihtiyacıyla bütün gençliğim işte mahvoluyor Ölüyorum. Birkadın ki bir hemşîre olsun, bir zevce olsun; yok, yok bir vâlide olsun, bir vâlidedeki her şeyiyle bir kadın, fakat kalbiyle, vefasıyla bir vâlide.” Mehmet Rauf, Kadın İhtiyacı, Siyah İnciler Servet-i Fünûn Dönemi’nde resim edebiyat ilişkisi bağlamında bahsedilmesi gereken bir başka özellik de tablo altı şiirlerdir. Tablo altı şiir beğenilen bir resmin altına bu bir roman resmi veya bir tablo olabilir o resimden alınan ilhamla yazılan şiirdir ki, dergi sayfalarında genellikle ilham alınan resmin hemen altına veya yanına yerleştirilerek yayımlanmıştır. Bunların bazısı manzum, bazısı da mensur şiir şeklindedir. Aslında bu tarz şiirlerin yazımı ve yayımlanması Servet-i Fünûn devrinden önce başlar. Bilinen ilk örnek olarak 1884’te Mir’at-ı Âlem Mecmuası’nın 4. sayısında yayımlanan Recâizâde Mahmud Ekrem’in Kelebek şiiri gösterilir. Ancak bu tarz şiirler Servet-i Fünün Dönemi’nde adeta bir moda haline gelir. O nedenle, söz konusu şiir tarzının yaygınlaşması Servet-i Fünûn Dönemi’ne rastlar. Servet-i Fünûn şairlerinin hemen hepsi tablo şiir yazmıştır; ancak Tevfik Fikret ve Ali Ekrem’inkiler daha çoktur. Hayran, Tevfik Fikret tablo altı şiirlerinden Bir levh-i muhabbet bu ki fevkinde hayâlin Ma’şûka.. o bir gonce-yi -nev-hande-yi zîbâ. Âşık ona hem-hâl; Cünbüş-geh-i sâfiyyeti âmâl-i visâlin ; Zevrakçe, o bir neşeli gehvâre-yi sevdâ, Bir lâne-yi cevvâl. Sevdâ… Bu ne hâlettir, İlâhî, ne sefâdır… Bir nazara-yı hayrân ile bir çehre-yi sâkin Karşımda dururken, Dersem n’ola ; eşcâr bile mest-i hevâdır, Bir hisse alırlar şu iki rûh-ı rakîkin Şevk u şegafından! Tevfik Fikret ve Galatasaray Futbol Takımı, 1909 Tevfik Fikret 1867 – 1915 Tevfik Fikret, Türk Edebiyatı tarihinde değişme ve gelişme bakımından önemli bir yeri olan Servet-i Fünûn Dönemi’nin önde gelen isimlerinden biridir. Tevfik Fikret’in şiirlerinde karamsar ve melankolik yapı önemli yer tutar. O, yalnızlık, korku ve acıyı derinden hisseden, bunu hayatına ve eserlerine ana tema olarak alan bir şairdir. Dönemin kaotik yapısı, annesini ve dayısını genç yaşta kaybetmiş olması, babasının sürgün edilişi, Servet-i Fünûn Dergisi’nin kapatılması, kendisinin birkaç kez tutuklanması, hastalıkları, öfkeli, hırçın ve hüzünlü yapısı, Fikret’in şiirlerinde hakim unsurun melankoli olmasına sebep olmuştur. Tevfik Fikret şiirlerinde sadece bireysel ve içe dönük temaları işlememiştir. Kimi şiirlerinde sosyal hayatı, toplumsal bunalımları, geçim sıkıntısı ve toplumsal trajedileri de dile getirmiştir. Onun toplumla ilgili şiirlerinde, toplumu ve halkı gözlemleyen ve oradan aldığı izlenimlerini Servet-i Fünûn şiiri hassasiyetinde daha sade bir dille ifade eden bir şairin sesi vardır. Servet-i Fünun’un Kurucusu Tevfik Fikret’in Eserleri ve Hayatı Tevfik Fikret ve oğlu Haluk Sis Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid, Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid. Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh, Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh; Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar! Lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim, Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim! Günümüz Türkçesi ile Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman, beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan ağırlığının altında herşey silinmiş gibi, bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü; tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar! Ama bu derin karanlık örtü sana çok layık; layık bu örtünüş sana, ey zulümler sahası! Cenap Şahabettin 1870 – 1934 Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil ile birlikte Servet-i Fünûn Edebiyatı’nın önde gelen isimlerindendir. O, Batı etkisindeki Türk şiirinin kurucuları arasında gösterilir. İlk şiirlerinde Muallim Naci, Abdülhak Hamit ve Recaizade Mahmut Ekrem’in etkisinde kalır. Şair, Paris’te bulunduğu yıllarda Fransız şiirini yakından tanır, parnasyen ve sembolist şairlerin etkisinde kalır. Verlaine ve Mallarme’nin şiirlerine büyük ilgi duyar. Tabiat, Cenap Şahabettin’in şiirlerinde önemli yer tutar. Onun şiirlerinde hayal ve hisle kurulmuş tamamıyla sübjektif bir tabiat görülür. Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin, dönemin şiir yönünü şekillendirir. Şiir anlayışlarında birçok hususta ortak özelliklere sahip olsalar da, bazı konularda az çok farklılık gösterirler. İki şair arasında gerek psikolojik yapıdaki farklılık gerekse başka nedenlerden dolayı melankolik anlamda önemli farklar bulunur. Cenap Şahabettin Eserleri ve Hayatı Berg-i Hazân “Kıldın âvâre sevgilim beni sen Ben de şimdi misâl-i berg-i hazân Geçerim bir hevesle her yerden. Seni gördüm de ey perî, gönlüm Düştü bir âşıkâne ümmîde Tâ ebed kaldı serseri gönlüm Elhan-ı Şitâ Sen açarken çiçekler üstünde Ufacık bir çiçekli yelpâze, Nâ’şun üstünde şimdi ey mürde Başladı parça parça pervâze Karlar Ki semâdan düşer düşer ağlar Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar; Küçücük, ser-sefîd baykuşlar Gibi kar Sizi dallarda, lânelerde arar. Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân, Ali Ekrem Bolayır 1867 – 1937 Namık Kemal’in oğlu Ali Ekrem, başlangıçta hayali ön plana çıkararak ve kişisel duygularına yer vererek Servet-i Fünûn çizgisinde şiirler yazmakla birlikte, İkinci Meşrutiyet’ten sonra yazdığı şiirlerinde Servet-i Fünûn çizgisinden uzaklaşır, bir sorumluluk duygusuyla şiirler yazdığı görülür. İkinci Meşrutiyet sonrası, ordu, vatan, millet, savaş, bayrak, din, ahlâk gibi temaları öne çıkararak Kaside-i Askeriyye, Ordunun Defteri, Ana Vatan vb. eserlerini yazar. Servet-i Fünȗn topluluğuna yeni katıldığı ve Osmanlı-Rus savaşı yazdığı Vasiyet adlı şiirinden itibaren, savaş, asker, vatan vurguları şiirinde öne çıkar. Ali Ekrem, yazdığı şiirlerle Batıcılığa temkinli yaklaşan, Osmanlıcılığı ve İslâmcılığı öne çıkaran bir bakış açısı sergiler. Vassiyet Donukça bir fenerin nûr-ı sâye-dârında, Çadırların arasında zaman-ı râhatte, Nöbet değiştirilen bir ferahlı saatte, Ağaçlı bir tepenin kuytu bir kenarında, Buluştular, iki hem-şehri kahraman asker Çemişkezekli Memiş’le bölükemini Ömer. -Gel arkadaş, bakalım, gel şu mektubu anlat Güzelsin Güzelsin cenentin en rûh-perver nev-nîhâlinden, Güzelsin mâhın en sevdâlı, en parlak cemâlinden, Güzelsin, ben bütün hûbâna küsmüşken seni sevdim… Süleyman Nesib 1866 – 1917 Süleyman Nesib, Servet-i Fünûn’un adını fazla duyuramamış sanatçılarından biridir. Bunun en önemli nedeni, çalışmalarının büyük bir kısmını eğitim meselelerine ayırmasıdır. Eğitim meseleleri ve usulleri ile ilgili birçok tasarı ve yönetmeliğe imza atmıştır. Özellikle Rodos’ta bastırdığı İlm-i Terbiye-i Etfal adlı pedagoji kitabı önemlidir. Şiirlerinde, şekil, dil ve üslup için yaptığı çaba göze çarpar. Lirizmin azlığı, şiirlerinin cazibesini de azaltmıştır. Seninle Seninle nâ-mütenâhiye doğru yükselerek, Bütün hakayıka rağmen, mukarrib ve yek-rûh, Uçar, uçar giderim; sonra münkesir, mecruh, Düşer, düşer, düşerim. Böyle yükselip düşmek, Budur medâr-ı hayâtım… Gelir misin güzelim, Bugün de arş-ı hayâlâta doğru yükseldim Kaynak Hüseyin Siret’in Leyal-i Girizan Adlı Şiiri, KARL HENCKELL’İN “BERLINER ABENDBILD” VE TEVFİK FİKRET’İN “SİS” ADLI ŞİİRLERİNDE İMGELERLE BÜYÜK ŞEHİR SORUNSALI, Halid Ziya’nın Mensur Şiirleri, Cenap Şahabettin’in Şiirlerinde Tabiat İnsan Ruhu İlişkisi, ALİ EKREM’İN ŞİİR DEMETİ ve TEVFİK FİKRET’İN ŞERMİN ADLI ESERLERİNDE ÇOCUKLARA VERDİKLERİ EĞİTİMİN MAHİYETİ, Süleyman Nesib Kimdir?
1. Aşağıdakilerden hangisi Milli Edebiyat Dönemi şairi değildir? A Mehmet Emin Yurdakul B Ziya Gökalp C Ali Canip Yöntem D Şinasi E Rıza Tevfik Bölükbaşı 2. Aşağıdakilerden hangisi Milli Edebiyat Döneminin özelliklerinden değildir? A Konu seçiminde yerlilik esas alınmıştır. B Şiirler aruz ölçüsüyle yazılmakla birlikte bir şiirde birden fazla aruz kalıbı da kullanılmıştır. C Bu dönem şiirlerinde yalın ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. D Serbest müstezat geliştirilmiştir. E Şiirlerde ortak temalar halkın yaşamı, millî tarih ve milliyetçilik duygusu, kahramanlıktır. 3. Aruz sizin olsun hece bizimdir. Halkın söylediği Türkçe bizimdir; Leyl sizin,şeb sizin,gece bizimdir. Değildir bir mana üç ada muhtaç. Yukarıdaki dizeler aşağıda verilen sanatçılardan hangisine ait olabilir? A Yahya Kemal Beyatlı B Tevfik Fikret C Mehmet Emin Yurdakul D Rıza Tevfik Bölükbaşı EZiya Gökalp 4. Aşağıdakilerden hangisi türü bakımından diğerlerinden farklıdır? A Rübab- ı Şikeste B Evrak-ı Leyal C Hac Yolunda D Şermin E Haluk’un Defteri 5. Tanzimat Şiiri I. dönemServet-i Fünun ŞiiriI. Gazel, kasideSone, terzarima, sanat içindirSanat, toplum içindir III. Ağır, süslü, sanatlı bir dil Sade, yalın halkın anlayacağı bir dil Yukarıdaki tabloda verilen yargılar doğru- yanlış şeklinde eşleştirildiğinde sıralama nasıl olur? A I- Y, Y II-Y, D III-D, D B I- D, D II- Y, Y III- Y, Y C I- D, Y II-D, D III- Y, Y D I- Y, Y II- D, D III- Y, Y E I- D, D II-Y, D III-Y, D 6. Aşağıdaki eserlerden hangisi Cenap Şahabettin’e ait değildir? A Mai Deniz B Avrupa Mektupları C Hac Yolunda D Evrak- ı Eyyam E Nesr- i Sulh 7. Aşağıdakilerden hangisi Servet-i Fünun Dönemi’nde şiir türünde eserler veren sanatçılardan değildir? A Süleyman Nazif B Hüseyin Siret Özsever C Sait Faik Abasıyanık D Cenap Şahabettin E Tevfik Fikret 8. Aşağıdakilerden hangisi Servet-i Fünun Dönemi özelliklerindendir? A Eserlerde en çok işlenen konular; aşk, tabiat, karamsarlık, hayal kırıklıkları ve ölümdür. B Eserler hece ölçüsüyle yazılmıştır. C Sanat toplum içindir ilkesi benimsenmiştir. D Şiirlerde kafiye göz içindir anlayışı hâkimdir. E Sanatçılar eserlerinde edebi kaygı duymamışlardır. 9. Özellikleri verilen akım aşağıdakilerden hangisidir? sanat içindir anlayışı benimsenmiştir. Fünun sanatçılarının eser verdiği akımlardandır. Fünun sanatçıları tabiatın güzelliklerini aşırı duygusallığa girmeden ele almışlardır. A Romantizm B Natüralizm C Fütürizm D Sürrealizm E Parnasizm 10. Aşağıdaki nazım biçimlerinden hangisi Servet-i Fünun Dönemi’nde kullanılmamıştır? A Serbest Müstezat B Triyole C Mesnevi D Sone E Terzarima 11. Aşağıdakilerden hangisi Milli Edebiyat Dönemi bağımsız yazarlarından biridir? A Ali Canip Yöntem B Fuat Köprülü C Mehmet Akif Ersoy D Ömer Seyfettin E Ziya Gökalp 12. Aşağıdaki eserlerden hangisi ”hecenin beş şairi” olarak bilinen sanatçılardan birine ait değildir? A Cenk DuygularıHalit Fahri Ozansoy B Akından Akına Yusuf Ziya Ortaç C Çoban ÇeşmesiFaruk Nafiz Çamlıbel D Hakkın Sesleri Mehmet Akif Ersoy E Peri Kızı ile Çoban Hikayesi Orhan Seyfi Orhon 13. Mehmet Emin Yurdakul I, Milli Edebiyat DönemiII şairlerinden olup ”Türk Şairi”,”Milli Şair ” olarak da bilinmektedirütün şiirlerini hece ölçüsüIII ile yazmıştır. Türk-Yunan savaşı sırasında kaleme aldığı ”Cenge Giderken”IV adlı şiiri ile tanınmıştır. En önemli eserlerinden biri ise Serab-ı Ömrüm’dür.V Yukarıdaki parçada numaralanmış bölümlerin hangisinde bilgi yanlışı vardır? A I B II C III D IV E V 14. Milli Edebiyat Döneminde ”Genç Kalemler” dergisinde ”Yeni Lisancılar” olarak bilinen şairlerden biridir? AÖmer Seyfettin BTevfik Fikret CCenap Şahabettin DYusuf Ziya Ortaç EOrhan Seyfi Orhon 15. Aşağıdakilerden hangisindeki yapıt, birlikte verildiği şaire ait değildir? A Enis Behiç Koryürek – Güneşin Ölümü B Faruk Nafiz Çamlıbel – Cenk Ufukları C Mehmet Akif Ersoy – Safahat D Ali Canip Yöntem – Geçtiğim Yol E Ziya Gökalp – Altın Işık 16.— Vay Hocam! Vay gözümün nûru efendim, buyurun! Hangi rüzgârdır atan sizleri? Lûtfen oturun. Mütehassirdik efendim, ne inâyet! Ne kerem! Öpmedik afvediniz… — Çok yaşa… Lâkin… Veremem. Yukarıda bir kısmı verilen şiir aşağıdaki sanatçılardan hangisine ait olabilir? A Yahya Kemal Beyatlı B Ziya Gökalp C Mehmet A kif Ersoy D Ahmet Haşim E Rıza Tevfik Bölükbaş Tan Sesleri II. Ey Türk Uyan III. Türk Sazı IV. Geçtiğim Yol V. Turana Doğru Yukarıda verilen şiirlerden hangisi farklı bir şaire aittir? A I B-II C III D IV E V 18. Aşağıda verilen I. Dönem Tanzimat Edebiyatı özelliklerinden hangisi yanlıştır? A 1860 yılında başlayıp 1876 yılına kadar sürmüştür. B Batılı tarzda ilk eserler bu dönemde verilmeye başlanmıştır. C Hak , adalet , özgürlük kelimeleri ilk bu dönemde kullanılmıştır. D Toplumcu bir çizgi tutulmaya çalışılmıştır. E Realizm ve natüralizm baskın akımlardır. 19. Aşağıdaki sanatçılardan hangileri II. Dönem Tanzimat Edebiyatı sanatçılarındandır? A Şinasi – Namık Kemal B Ziya Paşa – Ahmet Mithat Efendi C Şemsettin Sami – Ahmet Vefik Paşa D Recaizade Mahmut Ekrem – Abdülhak Hamit Tarhan E Ali Suavi – Direktör Ali Bey 20. İlk realist romanı Araba Sevdası yazan II. Dönem Tanzimat Edebiyatı sanatçımız kimdir? A Abdülhak Hamit Tarhan B Recaizade Mahmut Ekrem C Muallim Naci D Nabizade Nazım E Sami Paşazade Sezai CEVAPLAR1D 2B 3E 4C 5B 6A 7C 8A 9E 10C 11C 12D 13E 14A 15B 16C 17D 18E 19D 20B
SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATI EDEBİYAT-I CEDİDE Tanzimat edebiyatının ikinci döneminde, Recaizade Mahmut Ekrem çevresinde toplanan genç yazar ve ozanlarla Muallim Naci çevresinde toplanan eski edebiyat taraftarları arasındaki tartışma "kafiyede sözcüklerin yazımının mı, seslerinin mi esas alınması gerektiği" konusunda şiddetlenir. Recaizade Mahmut Ekrem, genç yazar ve ozanları, öğrencilerinden Ahmet İhsan'ın çıkardığı magazin nitelikli bir fen dergisi olan "Servet-i Fünun" çevresinde toplar. Bir sanat ve edebiyat dergisine dönüştürülen Servet-i Fünun'un yazı işleri müdürlüğüne Tevfik Fikret getirilir. Böylece, Batı etkisindeki Türk edebiyatının ikinci toplu hareketi, 1896 yılında başlamış olur. "Edebiyat-ı Cedide" diye de adlandırılan bu topluluk, 1901'de Servet-i Fünun dergisinin kapatılmasına kadar sürer. ÖZELLİKLERİ 1 Batı edebiyatı, özellikle de Fransız yazarları örnek alınmıştır. 2 "Sanat için sanat" anlayışı benimsenmiş; büyük kentlerdeki aydın azınlığa seslenen bir "salon edebiyatı" meydana getirilmiştir. 3 Edebiyatın kendine özgü bir dili olması gerektiği ileri sürülerek Tanzimat döneminde başlayan sadeleştirme anlayışından uzaklaşılmış; Fransızcanın ahengini bulabilmek için yeni sözler ve tamlamalar uydurulmuş; ağır ve ağdalı bir dil kullanılmıştır. 4 Toplumsal sorunlar dışında her şey aşk, melankoli, doğa görüntüleri, aile... şiirde konu olarak işlenmiştir. 5 Şiirde biçim bakımından yenileşme sürmüş, Divan edebiyatının beyit bütünlüğü bozularak nazım nesre yaklaştırılmıştır. Batı şiirinden alınan "sone, terza rima" gibi nazım şekilleri de kullanılmıştır. 6 Öykü ve romanda teknik gelişmiş, bu alanda daha yetkin ürünler verilmeye başlanmıştır. Romanların konusu, İstanbul'un zengin çevrelerinden alınmış, çevre be- timlemelerine ve ruhsal çözümlemelere geniş yer verilmiştir. Öykü ve romanda daha çok realizmin etkisi görülmüştür. 7 Şiirde romantizmin izleri de görülmekle birlikte daha çok parnasizmin ve sembolizmin etkisi görülmüştür. 8 Siyasal makale ve tiyatro, Tanzimat dönemindeki önemini yitirmiştir. Edebi yazı ve eleştiriler yaygınlaşmıştır. 9 Servet-i Fünun yazar ve ozanları şunlardır Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Hüseyin Suat, Ali Ekrem, Faik Ali, Süleyman Nazif, Süleyman Nesip, Celal Sahir, Halit Ziya, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet, Saffeti Ziya... Servet-i Fünun edebiyatı Edebiyat-ı Cedide için şunları da bilmekte yarar var Servet-i Fünun edebiyatının amacı, Çağdaş Fransız edebiyatına benzer eserler vermek ve bu eserlerde sanat için sanat anlayışına bağlı kalmaktır. Servet-i Fünuncuların örnek aldıkları Fransız yazarları, realistlerle natüralistlerdir. Aynı edebiyatın şiirde yaptığı yeniliklerde kısmen parnasizm kısmen sembolizm akımlarının izleri vardır. Batılı anlamda ürünler vermek yolunda Tanzimat edebiyatından daha başarılı olmuştur. Servet-i Fünuncular, kendilerinden önceki Avrupai Türk edebiyatını hem ilkel hem yetersiz buluyorlardı. Onlara göre, Tanzimat edebiyatı "J. J. Rousseau'dan beş on sayfa, La Fontaine'den birkaç efsane, Vefik Paşa'nın Moliere adaptasyonları, sayısı onu geçmediği halde sanat bakımından hiç de başarılı sayılamayacak birkaç hikâye"den ibaretti. Servet-i Fünuncular, Türkiye'ye tam anlamıyla Avrupai bir edebiyat getirdiklerine inanıyorlardı. Servet-i Fünuncular, herhangi bir halk sınıfına hitap etmekten uzak kalmışlardır. Yurdun, İstanbul dışı hayatıyla çok az ilgilenmiş, Avrupalılaşmış aydınların hayatından alınmış ve yine onlar için yazılmış bir salon edebiyatı meydana getirmişlerdir. Eserlerini abartılı bir dille yazmaları, baskı yüzünden hiçbir sosyal hareketin başına geçmek olanağı bulamayışları; toplumcu olmaktan çok, "sanat için sanat" anlayışı taşımaları, onları daha çok yüksek sanat eseri oluşturmaya yöneltmiştir. Genel Özellikleri Servet-i Fünun Edebiyatında Dil Anlayışı Servet-i Fünun yazarları, Namık Kemal'den çok, Abdülhak Hâmit'in eserlerindeki yeni ve göz alıcı Osmanlı Türkçesini beğenmişlerdir. Yazılarında süslü cümleler kullanarak, zarif, ahenkli, fakat işitilmemiş sözcükler sıralamak hevesindedirler. Onlar, özellikle Farsça sözcüklerin söylenişinde bir alafrangalık buluyor, bunları Fransızca söyleyişleri andırdıkları ve herkesçe bilinmeyen sözler oldukları için zevk ve hevesle kullanıyorlardı. Fransızcada rastladıkları Neige d'or altın kar tamlamasını Farsça, "berf-i zerrîn" biçiminde frisson iamineux ışıklı titreyiş tamlamasını "lerze-i rûşen" şeklinde Farsçalaştırmakta özel ahenk buluyorlardı. Servet-i Fünun dili, sade Türkçe bakımından zararlı olmuş, fakat edebiyat sanatının gelişmesine ve daha zengin bir ifade aracı bulmasına yardım etmiştir. Fikret'in, Cenap'ın, Süleyman Nazif'in şiir ve düzyazılarında örneklerini gördüğünüz ve Halit Ziya'nın yazılarında süslü cümleleriyle karşılaştığımız Servet-i Fünun dili, sanatçılarının zevkle, hatta sevgiyle kullandıkları bir dildi. Servet-i Fünun edebiyatının en önemli başarısı, edebiyat türlerinde yaptığı yeniliklerde ve bu türlere daha Avrupai bir görüşle bakmasındadır. Servet-i Fünun Edebiyat-ı Cedide için, türlere göre aşağıdaki bilgilere göz gezdirmeniz yararlı olacaktır Servet-i Fünun Şiiri Edebiyat-ı Cedide şiiri, gerek dil, gerek şekil, gerek şiir anlayışı bakımından Tanzimat şiirinden epey farklıdır. Servet-i Fünun şiirinde her şeyden önce bir musiki zevki ve kuvvetli bir musiki dili vardır. Bunu özellikle Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin'de görüyoruz. Servet-i Fünun şairleri, aruzun Türk dili musikisine en uygun kalıplarını özenle seçerek kullanmış, Türkçeyi bu vezinlere yerleştirmekte ustalık göstermişlerdir. Edebiyat-ı Cedide şairlerinin nazım şekilleri bakımından yaptıkları değişiklik, Avrupa şiirinin klasik bir nazım şekli olan sonnet'i kullanmaları ve yine aruz vezniyle bir serbest nazım hareketi yapmalarıdır. Onların, Divan şiirindeki müstezat şeklini genişleterek yaptıkları bir serbest nazım akımı özellikle Fikret ve Cenap gibi şairler tarafından başarıyla yürütülmüştür. Kafiye anlayışları da şekilden çok ses benzerliğine dayanır. Servet-i Fünuncular bu anlayışı, Recaizade Mahmut Ekrem'in, "Kafiye göz için değil, kulak içindir." cümlesiyle ifade ediyorlardı. Divan şiirinde bir dize ya da bir beyitte tamamlanan manzum cümle anlayışı da kesin olarak Servet-i Fünuncular tarafından değiştirilmiştir. Bir sözün bir beyitte başlayıp, diğer bir -veya birkaç- beyit boyunca devam ederek, bir başka beytin ortalarında bitmesi biçimindeki serbest söyleyişi, kesin olarak -ve âdeta kendi şiirlerinin tipik özelliği olarak- uygulamışlardır. Edebiyat-ı Cedidecilerin şiirde yaptıkları diğer bir yenilik de, onun konu alanını genişletmiş olmalarıdır. Şiirimizde önce Hamit'in eserlerinde başlayan bu çeşitlilik, Servet-i Fünuncuların elinde hızla yayılmış ve Türk dilini hayatın iyi, kötü, çirkin, güzel, her hali, her duygusu, her düşüncesi, her sesi, her olayı için, şiir söylemek yolunda bir gelişmeye ulaştırmıştır. Ancak bu çeşitlilik, şiirleşen heyecanların yüceliğine engel olmamış, Servet-i Fünuncular, adi duyguları, adi sözlerle söyleyip, şiiri bayağılığa düşürmemişlerdir. Servet-İ Fünun Hikâye ve Romanı Roman, Türk edebiyatında yepyeni bir edebi tür diye karşılanmış, onun, eski ve manzum Doğu öykülerinin yerini aldığı fark edilmemiştir. Bu nedenle, önce çeviri eserlerle başlayan Avrupai Türk romanı, kısa zamanda telif eserlerin yazılmasını özendirecek bir ilgi görmüştür. Servet-i Fünun romancıları arasında ilköğrenimlerinden beri, Avrupa dillerini ve edebiyatlarını öğrenmiş bulunanlar vardı. Bunlar, roman zevkini doğrudan doğruya Batı edebiyatından yine Batı etkisi altında gelişen Tanzimat romanından almış bulunuyorlardı. Yeni romancılar, eski Türk edebiyatına zevk, şekil ve edebi anlayış bakımından bağlı bulunmadıkları için, Türkiye'de Avrupai roman ve öykünün gelişmesi yolunda tam bir cesaretle ve geriye bakmadan çalışabilmişlerdir. Tanzimat'ın hikâye ve romanı, Fransız romantiklerini biraz da realistleri örnek almıştı. Servet-i Fünun romancıları ise genel olarak realist ve natüralist Fransız edebiyatıyla, yine Fransa'da bir psikolojik roman çığırı açan yazarları örnek aldılar. Batı'ya dönüşün kuvvetli oluşu nedeniyle, Servet-i Fünun romanının yalnız kurgusu değişmemiş , romancılar hayatı ve bulundukları sosyal hayattan bazı güçlü tipleri ve sahneleri işlemişlerdir. Halit Ziya Uşaklıgil'in Mai ve Siyah romanındaki Ahmet Cemil tipi, Aşk-ı Memnu'daki Firdevs Hanım, Nihâl ve Bihter, o devir İstanbul'unda yaşamışlardı. Servet-i Fünun'un küçük öyküsü daha çok, Samipaşazade Sezai'nin devamı durumundadır. Küçük öykünün yazarlar ve okuyanlar arasında gördüğü ilgi, Servet-i Fünundan sonra da yeni birtakım küçük öykücülerin yetişmesini sağlamıştır. ÖRNEK 1 Aşağıdakilerden hangisi, Servet-i Fünun edebiyatının özelliklerinden biri değildir? A Sone, terza-rima gibi nazım biçimlerinin benimsenmesi B Aruz vezninin kullanılması C Romanlarda, olayların genellikle İstanbul dışında geçmesi D Nazmın nesne yaklaştırılması E Yabancı sözcüklerle yüklü bir dil kullanılması 1989 ÖYS ÇÖZÜM Servet-i Fünun romancıları, çevre olarak İstanbul'la sınırlı kaldılar. Bu bakımdan C'de söylenenler doğru değildir. A, B, D, E'de doğru bilgiler verilmiştir. Yanıt C ÖRNEK 2 Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bir bilgi yanlışı vardır? A Edebiyat-ı Cedide sanatçıları hikâye ve romanda realizm ve natüralizm, şiirde parnasizm ve sembolizm akımlarının etkisinde kalmışlardır. B Tanzimat edebiyatının ilk döneminde eser veren romancılarımızda romantizm akımının etkileri görülür. C Edebiyat-ı Cedide sanatçıları, şiir, hikâye, roman, fıkra, makale türlerinde eser vermişlerdir. D Ömer Seyfettin, hikâyelerinin konularını, günlük hayattaki gözlemlerinden, çocukluk anılarından ve tarihten almıştır. E Türk edebiyatının ilk realist eseri, Recaizade Mahmut Ekrem'in İntibah adlı romanıdır. 1989 ÖYS ÇÖZÜM A, B, C, D'deki bilgiler doğrudur. E'de ise Recaizade Mahmut Ekrem'in eserinin adı yanlış verilmiştir. Bildiğimiz gibi Türk edebiyatının ilk realist romanı sayılan yapıt Recaizade Mahmut Ekrem'in "Araba Sevdası"dır. "İntibah" ise Namık Kemal'indir ve romantik anlayışla yazılmıştır. Yanıt E SERVET-İ FÜNUN EDEBİYATININ ÖNEMLİ YAZARLARI VE ŞAİRLERİ TEVFİK FİKRET 1867-1915 Gençlik döneminde Divan edebiyatının etkisiyle şiirler yazan Tevfik Fikret, Servet-i Fünun döneminde, bireysel duyarlıkların ozanıdır. Ancak, bu dönemdeki kimi şiirlerinde bileBalıkçılar, Hasta Çocuk, Ramazan Sadakası... geleceğin "toplumcu-yenilikçi" Tevfik Fikret'ini müjdeleyen söyleyişler görülür. Tevfik Fikret'e edebiyatımızdaki asıl yerini kazandıran dönem ise, Servet-i Fünun'un kapatılışından sonra yenilikçi, toplumcu, mücadeleci bir ozan olarak ürünler verdiği dönemdir. Bu dönem şiirlerinde, "özgürlük, insanlık, yurt ve ulus sevgisi, uygarlık, ilerleme özlemi" geniş yer tutar Sabah Olursa, Tarih-i Kadim, Millet Şarkısı, Rubab'ın Cevabı, Han-ı Yağma... Fikret; baskıya, zulme karşı çıkan, "hak bellediği yolda yalnız giden", tutarlı ve örnek kişiliğiyle etkisi günümüze kadar süren büyük bir sanatçıdır. Türkçeyi aruza büyük bir ustalıkla uydurmuş, nazmı nesre yaklaştırmış, şiirin biçiminde ve söylenişinde yenilikler yapmıştır. Kimi şiirlerinde parnasizmin etkisi görülür. Yapıtları Rubab-ı Şikeste Servet-i Fünun dönemi şiirleri; Haluk'un Defteri, Rubab'ın Cevabı, Tarih-i Kadim ve hece ölçüsüyle yazılmış öğretici çocuk şiirlerinden oluşan Şermin. ÖRNEK 3 "Hasta Çocuk, Nesrin ve Balıkçılar, günlük hayat izlenimlerinden esinlenerek oluşturulmuş manzum hikâyelerdir. Bu manzumelerde Fikret'in yaptığı şey, konuşma diline yakın bir şiir dilini bulmak olmuştur. Ayrıca aruzla yazılmış dizelerin, öteden beri süregelen bağımsızlığını bozmuş ve manzumeyi dizelerden oluşan bir bütün halinden, basbayağı cümlelerden yapılmış bir yazı haline getirmiştir." Bu paragrafta Tevfik Fikret'in hangi özelliğinden söz edilmemiştir? ÇÖZÜM Tevfik Fikret özellikle "manzum hikâye"lerinde nazmı nesre yaklaştırmıştır. Yine özellikle bu manzumelerinde toplumsal konulara eğilmiştir. Parçanın 3. cümlesinde değinildiği gibi "beyit bütünlüğünü kırması" da söz konusudur. Fikret, aruzu Türkçeye ustalıkla uygulamıştır kuşkusuz. Ancak, bu ayrıntıya parçada yer verilmemiştir. Yanıt D CENAP ŞAHABETTİN 1870-1934 Servet-i Fünun edebiyatının ikinci önemli ozanıdır. Sembolist tarzda yazdığı şiirleriyle tanınmıştır. "Edebiyatta güzellikten başka gaye tanımam." görüşünü ve dilin sade- leşmesine karşı olan tutumunu yaşamının sonuna kadar sürdürmüştür. Şiirlerinde yeni mecazlar ve duyulmamış semboller kullanmıştır. Yapıtları Şiirleri kitap halinde basılmamıştır. Hac Yolunda, Avrupa Mektupları gezi notları; Evrak-ı Eyyam söyleşi; Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh makaleler; Tiryaki Sözleri özdeyişler;Körebe tiyatro... HALİT ZİYA UŞAKLIGİL 1866-1945 Servet-i Fünun edebiyatının önemli öykücüsü ve romancısıdır. Modern romancılığımızın öncüsüdür. Realist romanın batılı ölçülere uygun ilk başarılı örneklerini o vermiştir. Yapıtlarında, alışılmışın dışında, Fransızca cümle yapısını andıran yeni bir sözdizimi görülür. Romanlarında, aydın kişilerle zengin çevrelerin yaşamını başarıyla yansıtan Halit Ziya, öykülerinde daha çok halktan sayılabilecek kişilerin halayık, dadı, bahçıvan... yaşamını işlemiştir. Yapıtları Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekâsı, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar roman; Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Bir Hikâye-i Sevda, Aşka Dair, Kadın Pençesi öykü; Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Bir Acı Hikâye anı; Sanata Dair I-II-III deneme;Mensur Şiirler, Mezardan Sesler mensur şiir... ÖRNEK 4 Edebiyatımızda Realizm'in öncüsü olmuştur. Romanlarında aydın kişileri ve çevrelerini, hikâyelerinde ise halkın yaşayış ve âdetlerini anlatmaya çalışmıştır. Eserlerinde, alışılmış olandan ayrı bir sözdizimi vardır. Batılı roman ve hikâye tekniğine uygun, ilk başarılı örnekler onundur. Romanlarında, ruh çözümlemelerine çok önem vermiştir. Bu özelliklerin tümüne birden sahip olan yazar, aşağıdakilerden hangisidir? A Nazmı nesre yaklaştırmasından B Şiirlerinde toplumsal konulara da değinmesinden C Beyit bütünlüğünü kırmasından D Aruzu, Türkçeye ustalıkla uygulamasından E Şiirlerinde yaşanılan gerçekleri yansıtmasından 1983 ÖYS A Recaizade Mahmut Ekrem B Halit Ziya Uşaklıgil C Nabizade Nazım D Yakup Kadri Karaosmanoğlu E Halide Edip Adıvar 1985 ÖYS ÇÖZÜM Yöneltme cümlesinden önce verilen bilgilerin tümü Halit Ziya Uşaklıgil'e aittir. Recaizade Mahmut Ekrem, edebiyatımızda realist çizgiye yaklaşan ilk romanı yazmışsa da edebiyatımızda realizmin asıl öncüsü ve roman tekniği bakımından ilk usta romancı Halit Ziya Uşaklıgil'dir. Yanıt B MEHMET RAUF 1875-1931 Halit Ziya'nın etkisinde kalmıştır. Edebiyatımızdaki ününü ilk ruh çözümlemesi romanı psikolojik roman kabul edilen Eylül romanı ile kazanmıştır. Öbür yapıtlarında aynı başarıyı elde şiir türünün ilk örneklerini vererek bu türün yayılıp tanınmasını sağlamıştır. Yapıtları Eylül, Ferdâ-yı Garam, Genç Kız Kalbi roman; Siyah İnciler mensur şiir; Pençe, Cidal, Sansar tiyatro. HÜSEYİN CAHİT YALÇIN 1874-1957 Gözleme dayalı gerçekçi öykü ve romanları yanında gazeteciliği ile de tanınmış bir yazardır. Dili oldukça sade, anlatımı süsten ve özentiden uzaktır. Özlü ve etkileyici bir anlatımı vardır. Yapıtları Nadide, Hayal İçinde roman; Hayat-ı Muhayyel, Hayat-ı Hakikiye Sahneleri, Niçin Aldatırlarmış? öykü; Kavgalarım eleştiri; Edebi Hatıralar, Malta Adasında anı... SERVET-İ FÜNUN DÖNEMİNDE BAĞIMSIZLAR Tanzimat döneminde Ahmet Mithat'ın başlattığı "halk için sanat" anlayışını, Servet-i Fünun döneminde sürdüren bağımsız sanatçılar vardır. Bunlar, İstanbul halkının ya- şam özelliklerini ve düşüncelerini sade bir dille yansıtarak geniş bir okuyucu kitlesine seslenmişlerdir. Bu yazarların en önemlileriHüseyin Rahmi Gürpınar ile Ahmet Ra- sim'dir. HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR 1864-1944 Servet-i Fünuncularla çağdaş olmasına karşın Ahmet Mithat geleneğini sürdürerek "halk için sanat" anlayışıyla yazdığı romanlarıyla tanınmıştır. Realizmin ve natüralizmin etkileri görülen bu romanlarda eski İstanbul'un mahalle yaşamı, insanların düşünceleri, inançları, düşünme bi- çimleri kendi konuşma özellikleriyle yansıtılır. Boş inançlar, asılsız söylentiler eleştirilir. Böylece, edebiyat vasıtasıyla halkın eğitimi gerçekleştirilmek istenir. Yapıtlarını konuşma diliyle ve yalın bir anlatımla yazmıştır. Yapıtları Şık, Şıpsevdi, Hakka Sığındık, Mürebbiye, Kaynanam Nasıl Kudurdu?, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Ben Deli miyim?, Gulyabani, Utanmaz Adamroman... AHMET RASİM 1865-1932 Ramazanlarıyla, bayramlarıyla, sokak satıcılarıyla eski İstanbul yaşamını anı ve fıkralarında işleyen Ahmet Rasim, halkın kolayca okuyup zevk alacağı ürünler vermiştir. Edebiyat aracılığıyla halkı eğitmeyi amaçlayan bir yazar olarak Ahmet Mithat geleneğini sürdürür. Üçer beşer sözcüklü kısa, hareketli, canlı cümleleriyle döneminin dil ve anlatımından oldukça farklı özellikler gösterir. Yapıtları Çeşitli konularda yazılmış yüz kadar yapıtı vardır. Şehir Mektupları, Eşkal-i Zaman, Gülüp Ağladıklarım fıkra; Gecelerim, Falaka anı; İlk Büyük Muharrirlerden Şinasi monografi... ÖRNEK 5 Halit Ziya Uşaklıgil'le başlayan gerçekçi roman, - - - - ile "psikolojik" yönde gelişir. Böylece Servet-i Fünun Edebi- yat-ı Cedide romanı konu ve teknik bakımından "Batılı" bir nitelik kazanır. Bu yazarımızın "Eylül" romanı bizdeki ilk başarılı psikolojik roman sayıla gelmiştir. Bu parçadaki boş yere aşağıdakilerden hangisi yazıl- malıdır? A Mehmet Rauf B Süleyman Nazif C Hüseyin Cahit D Cenap Şahabettin E Hüseyin Rahmi ÇÖZÜM Servet-i Fünun romanına, edebiyatımızın ilk psikolojik romanını yazarak renk katan yazar Mehmet Rauf'tur. Yanıt A ALİ EKREM BOLAYIR 1867-1937 Namık Kemal'in oğludur. Sarayda 18 yıl mabeyn kâtipliği, sonra Kudüs mutasarrıflığı; Beyrut ve Akdeniz Adaları valiliği, üniversitede hocalık yaptı. Şair ve yazar olarak pek etkili olamamıştır. Tevfik Fikret'le çatışmıştır. Hece ölçüsünü ilk deneyenlerdendir; ama bunda da başarılı olamamıştır. Servet-i Fünun dergisinde birçok şiiri ve yazısı yayımlanmıştır. Sonraları Servet-i Fünun dergisine karşı olan Musavver Malumat dergisinde yazmıştır. Yunan savaşı 1897 sırasında yazdığı "Vasiyet" adlı şiiri ünlüdür. SÜLEYMAN NAZİF 1869-1927 Diyarbakır doğumlu. Tarihçi Sait Paşa'nın oğludur. Basra, Kastamonu, Trabzon, Musul, Bağdat valiliklerinde bulundu. Devlet görevinden ayrılarak yazarlığı seçti. İstanbul'un işgali üzerine 1919 "Kara Bir Gün" başlıklı yazıyı yazdı Hadisat gazetesinde. Bunun üzerine işgal güçlerince Malta'ya sürüldü. Süleyman Nazif'in, Osmanlı düzyazı anlayışıyla yazdığı tarih, eleştiri, anı türünde yazıları vardır. Şiirlerinde de Namık Kemal etkisi ve coşkusu sezilir. Osmanlılığın tutucu bir taraftarıdır. Gizli Figanlar, Batarya ile Ateş, Firak-ı Irak, Malta Geceleri... yapıtlarından birkaçıdır. CELÂL SÂHİR 1883-1935 Annesi de şairdir. Küçük yaşta şiirler yazmaya başladı. İlk şiiri Servet-i Fünun'da yayımlandı. Bundan sonra Sâhir büyücü takma adını kullanarak, genellikle aşk şiirleri yazdı. Beyaz Gölgeler, Buhran gibi yapıtları vardır. AHMET HİKMET MÜFTÜOĞLU 1870-1927 Öykü ve roman yazarıdır. İlk ürünleri Servet-i Fünun dergisinde yayımlanmıştır. 1908'den sonra yeni Lisan ve Türkçülük akımlarını benimsemiş Türk Yurdu dergisinin ve Türk Derneği'nin kurucuları arasında yer almıştır. Yazarlığı Servet-i Fünun dönemi ve Milli Edebiyat döneminde birbirinden farklı iki çizgide sürmüştür. Haristan ve Gülistan, Çağlayanlar öykü, Gönül Hanım roman yapıtlarından birkaçıdır.
Boşluk Doldurma Etkinliği 1 1 Servet-i Fünûn şairleri ……………….. ve sembolizm akımlarından etkilenmişlerdir. 2 Servet-i Fünûn şairleri ……….. ve ……….. bir dil kullanmışlardır. 3 Servet-i Fünûn Dönemi şairleri, Tanzimat Dönemi şairi ………………………………’ın biçim yeniliklerini çeşitlendirmiştir. 4Servet-i Fünûn a “yenilikçi edebiyat” anlamına gelen ……………………. de denir. 5 Servet-i Fünûn Dönemi Şairleri ……………….., Farsça tamlama ve ifadelere sıklıkla yer vermişlerdir. 6 Tevfik Fikret’in şiirlerinde sağlam bir dil ve ………………. mükemmelliği vardır. 7 Cenap Şahabettin ……………………. akımının edebiyatımızdaki ilk temsilcilerindendir. 8 Şermin adlı şiir kitabı …………………….e aittir. 9 Servet-i Fünûn şairleri toplumsal konulardan uzak durmuş, ……………………., ……………………. ve ……………………. şiirlerinde ele almışlardır. 10 Cenap Şahabettin in ……………………. adında şiir kitabı vardır.
servet i fünun dönemi şiir