🌜 Hani Bir Deprem Olur Ya
Deprem vergileri deprem için kullanılmışsa Sıra dua etmeye gelmiş demektir. Böyle bir durumda dua edilir. Hatta edilen duaya “Deprem Duası” adı bile verilebilir. Ama hiçbir tedbir
Gerçi şimdi türban karşıtı insanlar yüzünden birşeyler olur mu bilemem hani; 7.4 yetmedimi filan diyorlar ya Türkiye olarak bir deprem tehlikesi içinde
Taş çatlasa hani iki segment bir arada haraket etse olsa olsa olacak 6.8 dir. Bina stoklarında da yıkılma eşiği 6.4 tür. Şuan beklenen 23 küsür kilometrenin son gücüde 6.5 tur. Yani gerçek büyük deprem değeri ahanda budur. 8 gibi depremler çok derinde ve Asyada gerçekleşir. Ve her seferinde enerji batıya ilerleyecek.
Hani Çay İçerken Damakta Muazzam Bir Tat Olur Ya,İşte Ne Zaman Seni Düşünsem Çay İçer Kalbim"💕☕Huzurlu Akşamlar 👋😃
Hani olur ya bazen. Hani olur ya bazen mutlu olduğunu sanarsın fakat koskocaman bir üzüntüden başka bir şey değilsindir Öyleyim işte öyleyim. Mutluyum sanıyorum bazen fakat bakıyorum ki sonra sahte bir mutluluk bu ben hiç gerçekten mutlu olmamışım ki. Binlerce insan tanıyın isterseniz veya da eğlence merkezlerine gidin
Depremin bölgede başka bir depremi tetiklemesi söz konusu olur mu? 7,8’lik depremden sonra belki bir yıldan fazla artçı deprem bekleriz, bunlar da ciddi büyüklükte olur. Pakistan, Afganistan, Burma ve Hindistan’da da depremler bekleyebiliriz yakın gelecekte. Ama bu deprem, İstanbul’da beklediğimiz depremi hızlandırmaz.
Deprem haberleri NTV'de! En güncel ve son dakika Deprem gelişmeleri için NTV'nin Deprem sayfasını ziyaret edin.
Kendineşeyh dedirten bazı zatlar, Eylülün 17’si ile 20’si arasında şiddetli bir deprem olacak, İstanbul’un altı üstüne gelecek, bize inananlar derhal Konya’ya hicret etmelidir. Hanımlara kocaları izin vermezse, izin almadan hicret sevabına kavuşmalıdır demişler.
Bir tarafı yalnız papatya, Boydan boya, Hani bir gün olur ya? Bir tarafını menekşe doldurdum, Onların yerine gözlerini koydum, Her baktığım da, gözlerini görür gibi oluyorum. Etraf ta renğarenk çiçekler, Açıyorlar ilk bahar ve yaz aylarında.
ZBr2te. ÜÇ SAATTE, TAM YEDİ DEPREM !? İzmir dolayları insanları yine korkulu günler geçirmeye başladı... Daha 30 Ekim 2020'de mi, yoksa mi olduğu pek anlaşılamayan depremde 117 kişi hayatını kaybetmiş, güzel İzmir hâlâ onun yaralarını sarmaya çalışırken; 01 Şubat 2021 tarihinde ile arasında değişen ve merkez üssü Karaburun olan yedi deprem daha oldu!.. Bu konuda en güvenilir bilgileri veren deprem uzmanlarımızdan sayın Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan bir açıklama yaptı ve dedi ki; "İzmir'in Bostancı, Karşıyaka, Çiğli ve Menemen'de evi olanları uyarıyorum!.. Bir haftalık süre jeofizik anlamında çekinceli bir durumdur!.. Vatandaşlar hemen 'Yazlıklarına' gitsinler!.. Benim beklentim, bu bölgede ile arasında bir depreme hazırlıklı olmanızdır!.. Özellikle Gediz Nehri havzası en tehlikeli bölgedir!" dedi... İyi de dostlar, ya 'Yazlıkları' olmayanlar nerelere gidip de sığınacaklar!? Bu şehir, herkesin cebi dolu, ensesi kalın, keyfi yerinde ve Yazlıkları olan insanlardan oluşmuyor ki!? Emeğiyle geçinen, aybaşını zor getiren ve çalışmak zorunda olanlar ne olacak!? Devlet bu konuda da tıpkı "Covid-19" gibi, bir de "Deprem Bilim Kurulu" oluştursa da, böyle zamanlarda bu kurul buralardaki insanalara tatil ilân edip, başka yerlerde bu sürede yaşama imkânı yaratsa olmaz mı? Hani o yıllardır halktan toplanan ve akîbeti meçhul 'Deprem Vergileri' vardı ya? Onlar ortaya çıkarılıp da, böyle zamanlarda zora düşmüş halkımıza verilse nasıl olur acaba? Böyle konular Nasrettin Hoca fıkrasına benzemez!.. Hani bir gün Nasrettin Hoca kahvenin en arkasına oturup tespihini çekerken, yanına ağzı kulaklarında biri gelip; "Hocam gördün mü, demin fırından iki tepsi baklava ve börek çıkardılar, vallahi mis gibi kokuyordu!" deyince, Hoca omuzlarını silkip; "Bana ne!?" deyince, adam ısrarla; "Ama o baklava ve börek sizin eve gidiyordu Hocam!" deyince de Hoca büsbütün kızıp; "O zaman sana ne be adam, sana ne!?" demiş ya... Eğer bir yerde üç saat içinde yedi defa deprem olmuşsa, kimse çıkıp da; "Bana ne? Sana ne?" deme hakkına ve lüksüne sahip değildir, bu konu herkesi ilgilendirir!.. Oturup da bir 117 kişinin daha ölmesini mi bekleyeceğiz!? Derhal tatilse tatil, göç ise göç, yardımsa yardım yapılıp, bu insanların endişe ve korkularına ortak olunmalıdır!.. Dünyanın doğal dengesini bütün uyarılara rağmen bozmayı el birliğiyle başardık!.. Uzay çalışmaları ve nükleer bomba denemeleriyle, üç kuruşluk madenler yüzünden ormanlarımızı katletmemiz sonucunda, 'Küresel Isınmayı' çabuklaştırdık ve sonuç olarak da Kutuplarda bir yılda tam '!,2 Katrilyon Ton' buzulun erimesine sebep olduk!.. 1990'dan beri dört çeşit 'Arı Türü' yok olmuş, bu gidişle diğer arı türleri de birer birer yok olacak, bitkilerin-ağaçların çiçeklerinin tozlaşmaları mümkün olmayınca, meyvelerini de ileriki yıllarda rüyamızda görmeye başlayacağız!.. Daha durun bakalım; sellerle-fırtınalarla-kuraklıkla-yeni depremlerle-aşırı sıcaklarla-temiz oksijen azlığıyla, doğa bizden daha korkunç intikamını alacaktır!.. Bundan sonra hiçbir şeye şaşırmayınız artık!.. Her şeyi kendimiz ettik, kendimiz cezamızı bulacağız gibi görünüyor!.. Ben sizin yerinizde olsam, hemen sıkı bir tasarrufa başlar, bazı kurum ve kuruluşların 'AY ve MARS'tan sattıkları mevkili arsalardan hemen alır, sonumuz gelmeden oralara göç etmeyi düşünürdüm!? Haa, ben ne mi yapacağım? E sizler yavaş yavaş uzaya tanışırken, geri kalanların hallerini kim yazıp da etrafına duyuracak ki? Ben bu yolda kendimi feda ederek bu görevi gönüllü olarak yapmaya karar verdim, zati gerisi de teferruat!.. Sakin KOŞAR...
Deprem oldu ve “oh nihayet binamız yerine oturdu” diyen birine rastladınız mı?Depremde binalar yerine oturmaz, ya yıkılır ya da büyük hasar alır. Büyük hasar alan binalarda ise artık oturulmaz. Oturursanız da sonraki depremde o bina başınıza baştan sağlam bina yapmışsanız, depremin şiddetine göre dayanıklılığı vardır. Ama müteahhit malzemeden çalmışsa binanız yıkılma riski ile karşı karşıya gelelim daha 4 ay önce 8,30 seviyesindeydi. Daha 4 gün önce ise 18 lirayı geçmişti. Ve dün 10,25’den işlem böyle bir oynaklığa kim dayanabilir?Bu paranın derece oynak bir para ekonomiyi yerine oturtmaz, tersine yıkar. Yıkmazsa da büyük hasar nedenle söyleyeyim Kimse kur düştü diye zil takıp oynamasın. Kimse halaylar çekmesin. Bu sarsıntının ardından hasar tespitine çıkıldığında en fazla hasarlı binalarda oturanlar mağdur olacaktır. Yıkılan binalar zaten gitmiştir...***Biz bu depreme neden yakalandık?Oysa zeminimiz o derece oynak değildi. Ne oldu da bu zelzele başımıza geldi?Bütün konu konfor düşkünlüğümüzden. Uzmanlar bize zemini iyi olmayan sahildeki kumsalda hem de deniz kumu ile ev yapmayın diyorlardı. İşte onları “mandacı, dış güçlerin iç mihrakları” diye ama sahilde zemin iyi değildi. Atalarımız sahilde oturmayın, evinizi dağ diplerine yapın demişti. Bir başka büyüğümüzün ise Turgut Özal “umarım gelecek hükümetlere ders olur, bir daha bu hataya düşmezler” dediğini de kurları düşürmek için “dövize endeksli mevduat” ne demek?Hastayı bayılttık, sorunu bu işte çok ama çok ustayız. Yani sorunu erteleme ve gelecek zamana atma yapıyoruz, parasını gelecek kuşaklara öteliyoruz; köprü yapıyoruz yine öyle. Ya da hastanelerimizi bile gelecek kuşakların borcu olarak yapıyoruz. Sürekli ötelenen sorun yumağı ile iş bayılttık ya... Kimse de çıkıp; “bu kişi sağlamdı, neden hasta ettiniz” birden faizleri düşüreceğimiz aklımıza geldi “Nas ortada” dedik kredi kullanın derken iş dünyasına “Nas kenarda mı” kalıyor? Cevapsız soru tabii...Bakınız faizleri düşürmek için çıktığımız yolda kurlar adeta patladı. Ama işin en ilginç yanı ne biliyor musunuz Faizler de devletin borçlanma faizleri eylül ayında yüzde 17 seviyesindeydi. İşte o tarihte MB faizi henüz düşürülmemiş ve yüzde 19 seviyesinde duruyordu. Şimdi MB faizi yüzde 14 ama devletin borçlanma faizi yüzde 23’e geldi. Aynı süre içerisinde dolar/TL’de 8,30’dan başladığı serüvenine yüksek oynaklıkla devam ediyor.***Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerinde bir şey dikkatimi çekti “İç borçlanmanın ortalama vadesi ve maliyeti” verilerine bakıyorumAylık ortalama ve toplam stok ortalama verileri 2021’de aylık borçlanma maliyeti %15,4 düzeyindeymiş. Ve Nisan dahil sonrasında ortalama borçlanma maliyeti hep %18’in üzerinde olmuş. Kasım ayı ortalama borçlanma maliyeti de %18,8...Hani faiz düşecekti? Ya da bu düşen faiz neden devletin borçlanma oranını azaltmıyor?Devletin borçlanma maliyeti düşmüyorsa şirketlerin borçlanma maliyeti nasıl düşsün? Acaba kime sesleniyoruz “faizler düştü, gidin kredi alın” faiz falan düşüreceğiz diye ortalığı zelzeleye verdik o kadar...***Madem sağlam bir insanı hasta hasta ettiğimiz insanı zaman tedavi edelim süre bizim için çok önemli. Dövize Endeksli TL Mevduatı ile uzun süre gidemeyiz. Bu politika sadece geçici süre zarfında realiteden kopmayacak politikalar uygulamamız Putin bile bizi örnek gösterdi. Öyle güzel şeylerden değil, “faiz indirseydik Türkiye gibi olurduk” dedi. Rusya cari fazlası olan ve rezervi güçlü bir ülke. Biz neye güvenerek bu sarsıntıya yol açtık?Hiç mi ders almayacağız? Ülkemizi inatlaşarak mı idare edeceğiz?Lütfen bayılttığımız hastayı tedavi edelim Aksi halde işimiz çok fena olacak. Şimdiden belirtmek isterim.
Avrupa’sından İsrail’ine neredeyse herkes canına okudu bu virüsün, “eller aya biz yaya” misali aşılamayı da, tedbirleri de elimize yüzümüze bulaştırdık. Diyanet İşleri Başkanı ya da başka bir sarıklının gazına gelip bir de “17 gün içki yasak” dediler ya, artık kimse bana “özel hayata müdahale” cümlesi kurmasın. Ancak yazmadan geçemeyeceğim, bu konuda gerek CHP gerek İYİ Parti, tekel bayileri kadar “muhalefet” edemedi. Bunu da “not alıyorum” haneme. Hani bilmesem bazı “halife padişahların” içtiğini, hani bilmesen IV. Murat’ın o baskıcı yöntemlerinin başarısız olduğunu, vallahi sorgulamayacağım, geçeceğim. Lakin “içki yasağının” kesinlikle bir şer algı operasyonu olduğuna da eminim. Fakat AK Partili dostlarıma tavsiyem, Anadolu tarihini doğru kaynaklardan okumalarıdır. Çünkü “yasak” bu topraklarda sadece cazibeyi artırır. “Tam kapanma” ambalajıyla sunulan “17 günlük” garabette, yolculuğa kaç “taşıyıcının” çıktığını, dönerken de kaç “virüsün” seyahate çıkacağını bilemeyiz. Müteahhitlere “kıyaklara” doymayan iktidarın, bu 17 günde günlük yevmiyeyle çalışan yurttaşlara “diyanet” aracılığıyla “sabır şükür” telkini yapacağını sanıyorum. Ancak öyle ya da böyle… Ne yazarsak yazalım, ne söylersek söyleyelim. Erkan-ı devlet “dediğim dedik, ne yaparsam doğrudur” kibrini devam ettiriyor. İşte bunu da “Diyanete” sormak lazım “Hocam” ne dersin “mahşer yeri çok keyifli olacak gibi”? Zira tekrar edeyim ki “zulüm ile abad olanın ahiri de berbat” olur, vesselam! Gelelim şu deprem sonrası Bayraklı’dan başlayarak İzmir’in ahvaline… Bayraklı 30 Ekim’den beri “hop oturuyor hop kalkıyor”. İnanılmaz bir zamandan geçiyoruz. Adında “çevre” olan lakin “çevreyle” zerre ilgisi olmayan “Şehircilik Bakanlığı” ve de çatık kaşlı genç bakanı, Bayraklı’da “yıkım ve inşaata” devam ediyor. Valilik de işin içinde. Belediyelerin itinayla karıştırılmadığı bu çalışmalarda “gereksiz kalabalık” olarak görülen, açıkçası Bayraklı halkı. Biziz yani… Kendi adıma söyleyeyim ki, gelecek seçimlerde hiç de rahat durmayacağım! İzmir Valiliği işi “kızmak, öfkelenmek, korkutmaya çalışmak” üçgeninde idareye çalışıyor. Hafriyat ve inşaatla görevlendirilen firmaların özellikle halka yaptıkları, yapmaya devam ettikleri zulümleri herkes bilse de konuşmuyor. Tabii konuşulmayan başka bir konu daha var. O da depremde yuvasını kaybeden yurttaşların hakları. Güç bela ahir ömründe bir ev alabilmiş ve o evi de depremde kaybedip canını zor kurtarmış vatandaş sanki acılar çekmedi, şimdi de “az çevre çok şehircilik bakanlığının” kaale bile almadığı bir topluluğa dönüştü. Ben yazıyorum ve konuşuyorum ya? Haliyle de Vali ya da bakan “ciddiye almasa da” “hancı” olan yurttaşlardır ve onlar dikkate alıp beni ihbar ve bilgi bombardımanına tabi tutuyorlar. Bayraklı’da şimdi bir de platform kuruldu. “30 Ekim Depremi Proje Alanı Mağdurları Platformu” özellikle sosyal medyada haklarının peşine düşmüş, sorularına yanıt arıyorlar. Bu insanlar yıllarca çalışıp bir evi zor almışlar. Huzurla otururken de felaketi yaşamışlar. Aralarında sevdiklerini kaybedenler de var. Şimdi başta “az çevre çok şehircilik” Bakanlığı, TOKİ marifetiyle güya projeler hazırlayıp evini kaybedenlere ev yapıyor. Peki, nasıl yapıyor? Kimlerle konuşup yapıyor? O saygısız, zalim müteahhitleri nereden buluyor? Neden sürekli İzmir ile Elazığ mukayese ediliyor? Yurttaşların yaşam koşulları, aile düzeylerine bakılmaksızın neden kümes gibi evler dayatılıyor? Bir yığın soru var. Bakan Bey, Vali Bey “güya” toplantılar düzenliyor ama asıl sorulara cevap vermiyor. Muhalefet partileri depremden beri, depremzedelerle görüşmüyor. Belediye başkanlarını da zaten kimse dinlemiyor. Başta Bakan Murat Kurum olmak üzere kararlar veriliyor, işler taksim ediliyor ve böyle yürüyor. Platform bana bir mektup yolladı. Şimdi onu paylaşacağım. Konuşması istenmeyen konuşulan bunlar. Bayraklı’da bir “rant pazarı” kurulmuş anlaşılan. Konuşmaktan kaçmak sadece şüpheleri doğrulamaktır. Özet olarak yazıyorum şimdi proje alanları ile ilgili sıkıntıları * Depremden 5 ay geçmesine rağmen arsalarımıza yapılacak olan projenin maliklerle paylaşılmaması şüphelidir. * Yapılacak projede bağımsız bölüm nitelikleri tapuda mesken yazmasına karşılık, sunum dosyasında ofis niteliklerinin ne sebeple yapıldığı belli değildir. * Temelde iyi bir çalışma varken, sadece devletimizin istediği 5 kattan dolayı vatandaşın metrekare kaybının nasıl giderileceği belli değildir. * İkinci konutu olanların, aynı ilçede evinin olması, hak sahipliğinin engellenmesi, kişileri mağdur etmektedir, sonuçta hasar alan yapılar depremde zarar görmüştür. * Proje alanları içerisinde farklı sitelerle yani her proje alanı içerisinde kuraların çekileceği söylenmektedir. Aynı bölgede olmasına rağmen arsalar arasında değer farkı bulunmaktadır. Bu değer kaybı nasıl karşılanacaktır? * Kat ve cephede kura çekilmesi sonucunda kişilerin önceki cephe ve şerefiye hakları yapılacak ödemelerden düşülecek mi? Aksi takdirde kuradan oluşan zararların nasıl giderileceği ile ilgili bir plan var mı? * Eşya yardımında 1 saat içinde eşya alan kişilerin kalan klima, kombi ve zamanın yetişmemesinden kaynaklanan kalan eşyalar için 30 bin lira bedel ödenecek midir? * Aynı proje alanında 2 farklı kanunla binaları ayırıp kimi binalara 13 bin lira tek seferde ödenirken neden bazı binalara 5+4+4 ödeneceği söylenmiştir? * Konut kredisi olanlardan yapılan DASK ödemesi bankalar tarafından yüzde 2 kredi kapatma cezaları kesilmiştir. Bu kesintilerin iade edilmesi gerekmektedir. Tekrar ediyorum, bu satırlarımdan sonra açık söylemeliyim ki özellikle bakanlıktan bir insani dönüş beklemiyorum. Çünkü yaşayan, yemyeşil bir ağacı bile koruyamayan bakanlığa ben “Çevre” bakanlığı diyemem. Bakanlığın, Bayraklı’da iş verdiği müteahhit firmalarının nasıl duyarsız ve vicdansız olduklarını aylardır bizzat yaşıyorum. Hatta bunları yazdığım için de İzmir Valisi tarafından “konforuma düşkün” olmakla itham edildim. Bu müteahhit firmalarının bir ağacı bile korumak yerine herkesin gözü önünde vahşice kepçelere kırdırmalarını ölünceye dek unutmayacağım. TOKİ bence kırılmış ağacı logo yapmalı kendine. Hepi topu iki üç palmiyeyi, taşısalardı bari halkın gönlünde yerleri olurdu. AK Parti İl Başkanı Kerem Ali Sürekli’yi de vicdanlı bir insan bilirdim, yanılmışım. Sözün özü AK Parti hükümeti Bayraklı’da deprem sonrası sınıfta kaldı. İletişimden imtina edip kendi çaldı, kendi oynuyor. Vatandaşın olmasa da o vahşice kırılan ağaçların ahı eminim ki susan herkesi tutacaktır! *** Çaka Bey’i Unutmadım… Barbaros, Çaka Bey, Kemal Reis, Kılıç Reis, Murat Reis, Turgut Reis, Piri Reis. İzmir’de aynı bölgede bulunan mahalle isimleri bunlar. Tarihimizde nam yapmış, başarılı, inançlı, muzaffer Türk amiralleri. Ne güzel ki İzmir, onları unutmamış ve her birinin adını müstesna birer mahalleye vermiş. Ve İzmir, yıllar önce büyük bir hatayla “kaybedilen” Çaka Bey büstünü de, yüreği güzel başkanı Tunç Soyer’in emriyle geri getirdi. Ben de bu büyük amirallerin isimlerinin verildiği bölgenin, deniz kıyısında, hepsinin adının ve şanlarının olduğu bir anıt diliyorum. Bu dileği araştırmacı Abdülkadir Hazman da daha önce dile getirmişti. Hazman’ın Karataş ve civarını anlatan “İzmir’in Batı Yakası” adlı kitabını tavsiye etmek isterim. Bu konuda daha yazacaklarım var. İzmir’in yerli araştırmacılarına biraz daha kulak vermemiz, onların uyarı ve önerilerini dikkate almamız gerekir diye düşünüyorum. İzmir tarihte ne çektiyse, kendini tanımayanların ukalalık ve küstahlıklarından çekti. Tek korkum tarihin tekerrür etmesi.
izmir depreminin şiddeti hakkında fikir veren görüntüler. tüm izmir'e geçmiş olsun. bu veya 7 olamaz ve sadece görüntü 45 saniye, çok büyük faciadan dönülmüş, tekrardan çok geçmiş olsun dedirten görüntüdür. "oha, emre bu ne oha" dediği kısımda tam evde kendi kendime "oha, olum bu ne lan oha" demiştim. sonra yere yattım "tamam yıkılıyoruz bu sefer" az 7+ şiddetindeki depremdiredit 30 saniye sürdü deprem ve oturduğum muhit normalde hiçbir depremin hissedilmediği bir yerhani buraların temeli 'taş, kaya' diye atarlar ya genelde, burası harbiden öyle ve beni yere yatıp "bu sefer yıkılıyoruz" dedirttiyse 7den aşağı olma ihtimali zaten o sürekli "camdan uzaklaş" ve "sakin ol" uyarısı yapan adam da nasıl bir kraldır. her eve lazım. ayrıca kedinin koşarken kayması da komik bir anekdot olmuş *. şiddetinde bir deprem olmadıgının imaginum nickli çaylak arkadas mesaj attı. bazı arkadaslar bina yüksek vs. demiş bahsi geçen video 3gendigital adında bir reklam gönderilerinde videoyu paylaşmışlar adres bilgilerindende anlaşıldıgı üzere 4. kattalar. yüksek katta oldukları için daha şiddetli hissetmelerine sebep olmuş. ancak bu yine de kesinlikle 7 veya üzeri bir şiddette deprem. böyle görüntüler varken deprem büyüklüğündeydi ve 15 saniye sürdü diye açıklama yapılabiliyor. depremin büyüklüğü muhtemelen ya da daha düşük olma ihtimali yok, görüntülerden de anlaşılıyor. zaten kandilli de olarak açıkladı. allah korusun ama istanbul için söylenen bir depremin yaratacağı yıkımı tahmin bile edemiyorum. allah hepimizin yardımcısı olsun. emre bu ne oha diyen eleman hepimizin duygularının tercümanı niteliğinde. hızlandığı anda tam olarak aynılarını söylemiştim. gerçekten korkutucu bir görüntü, depremin şiddetini gözler önüne seriyor. benim anlamadığım bir konu var. deprem için deseler ne olur deseler ne olur. neden bu kadar dert edildi gerçekten anlamıyorum. twitter'da ve ınstagram'da da aynı şekilde paylaşılıyor. gerçekten bilmediğim için bayraklı'da oturuyorum, yıkılan binalara 1 km uzaklıktayım, enkaz başında yardım için bekledim belki yardımım olur diye yakın arkadaşımın yakını için ve deprem sırasında çok gelen mesajlar tahmin ettiğim gibi.. olursa afet bölgesi olur ohal olur devlet tüm masrafları öder savunması asparagas bir durum. aşağıdaki linkten ayrıntıları ile öğrenebilirsiniz. ek olarak 2 gün önce nasuh mahruki'de bu konu hakkında halk tv'de böyle bir durumun olmadığını söyledi. bu sebeple şu depremin şiddeti şöyle böyle savunması yapılmasın diye düşünüyorum. tabi vergilerimiz nerede diye sormaya da hakkımız var. depremin şiddeti zaten çok fazla ama ben asıl ofisin camlarından görünen dışarıdaki apartmanların görüntüsünden dehşete düştüm. tam 35. saniyede dışarıya dikkat edin, koskoca binalar gidip gidip gelmiş resmen. korkunç görüntüler. yer yerinden oynamış bildiğiniz. çok büyük geçmişler olsun izmir' rasathanesi dünyadaki farklı kaynaklar büyüklüğünde derken afad ve yandaş medya hâlâ deprem büyüklüğünde diye aptal kandırmaya devam etsin. ekşi sözlük kullanıcılarıyla mesajlaşmak ve yazdıkları entry'leri takip etmek için giriş yapmalısın.
hani bir deprem olur ya