🍸 Emlak Vergisi Takdir Komisyonu Kararına Itiraz Dilekçesi Örneği

Vekaletsiziş görme nedeni ile tazminat dilekçesine ihtiyacı olan değerli avukatlarımız bu dilekçe örneğini web sitemizin bu sayfasından indirebilirsiniz. Peki belediyenin istimlak kararına itiraz edilir mi? Gayrimenkulleri istimlak kapsamına giren kişiler, alınan bu karara itiraz etme hakkına sahip oluyor. Bu noktada kişinin neye itiraz ettiğini ve ona göre itirazda bulunması gerekiyor. Eğer alınan bu istimlak kararına itiraz edecekseniz bunu karar açıklanmasını takip eden otuz Katılma Dilekçesi Örneği Ek-2. STEM KONUSU : tarihli istinaf dilekçesine karşı cevaplarımızın. Ankara İdare Avukatı OHAL Komisyonu ret kararlarına karşı kararın tebliğinden. Dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örnekleri dava dilekçesine eklenir. Danıştay, bölge idare mahkemeleri , idare mahkemeleri ve vergi. Pomem Yıl Sonu Mülakat Sınavı Sonucuna İtiraz Nasıl ve Nereye Yapılır? Sınav Yönetmeliği incelendiğinde; “Sınav komisyonu kararlarına itiraz edilemez.” hükmüne yer verildiği görülmektedir (m. 8/8). Bu hüküm çerçevesinde söz konusu komisyon kararına karşı idari itiraz mümkün değildir. İcramüdürlüğü tarafından yapılan ihalenin feshi, mahkemeye bir “ ihalenin feshi dilekçesi ” verilmesiyle talep edilir. İhalenin feshi davası, ihalenin yapıldığı icra dairesinin bulunduğu yerin icra hukuk mahkemesinde açılır. İhalenin feshi davası açma süresi, ihalenin yapılmasından itibaren 7 gündür. Vergi Dava Dilekçesi Örneği 2020. www.agahhukuk.com da bulunan örnek dilekçeler bölümünde vergi dava dilekçesi örneği 2020 ulaşabilirsiniz. Her somut olayda farklı bir yol izlenmesi ve farklı bir savunma stratejisinin belirlenmesi gerektiği göz önünde bulundurulduğunda, vergi davası dilekçesinin vergi hukuku alanında uzman Belediye Dilekçe Örnekleri Word, Excel ve Pdf İndir. Belediye dilekçe örneği incelemek ve doğru bir dilekçe yazabilmek için belediyelerin web sitelerinde bulunan dilekçe örneği şablonlarından faydalanılabilir. Aşağıdaki listeden bulmadığınız dilekçeleri diğer belediye dilekçeleri sayfasından kontrol edebilirsiniz. 2 Borçlu hakkında haciz tatbik edilirse. 3- Cebren tahsil ve takip sırasında her ne şekilde olursa olsun bir tahsilat yapılırsa. 4- Borçlu kişiye ödeme emri tebliğ olursa. 5- Borçlu tarafından mal bildiriminde bulunulursa ve mal edinme ya da artmalarının idareye iletilirse. 6- İhtilaflı amme alacaklarında yargı idare lehine Dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının. Dilekçe veya tutanakla dava açma veya davaya müdahale veya tevdi mahallinin. Kanunun üncü maddesi ile değişen şekli. RNEK DİLEKÇE VE YAZI. EK : TEMYİZ DİLEKÇESİ (İdare Mahkemesi Kararına Karşı). Home › EkGoster kms. Katılma Dilekçesi Örneği Ek-2. CYTK. Sınır Dışı Kararına Nasıl İtiraz Edilir? Yabancılar hukukunda en sık karşılaştığımız uyuşmazlık türlerinden birisi de sınır dışı kararıdır. Adana İncekaş Hukuk Bürosu yabancı hukuku ve göçmen hakları avukat ekibimiz bu yazımızda sizler için “sınır dışı kararına nasıl itiraz edilir” konu başlığını ele aldı. Sınır Dışı Kararına İtiraz Dilekçesi -1- X 1. İDARE MAHKEMESİNE *HMK madde 334 vd. gereği ADLİ YARDIM TALEPLİDİR. *YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEPLİDİR. DAVACI VEKİLİ Avukat Saim İNCEKAŞ DAVALI İzmir Valiliği, İzmir ITTILA TARİHİ KONU Kanunen sınır dışı edilemeyecek kişilerden olan müvekkil aleyhine İzmir Valiliği tarafından verilmiş olan 08/01//2019 tarihli ….. sayılı SINIR DIŞI kararının İPTALİ istemidir. AÇIKLAMALAR Anılan karar usul, kanun, uluslararası sözleşmeler ve hakkaniyete aykırıdır. Sınır dışı kararının uygulanması halinde davacı müvekkilin, ülkesi Suriye’de yaşanan iç ve dış savaş sebebiyle hedef gözetmeksizin gerçekleşen şiddet eylemlerinde telafi edilemeyecek şekilde zarara uğraması ve ölme ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle anılan kararın iptali hakkında karar verilmesi gerekmektedir. USULİ NEDENLER 2577 s. İYUK m. 31 gereğince HMK 334 vd maddeleri idari yargılamada adli yardımla ilgili hususlardaki düzenlemeyi oluşturmaktadır. 6458 s. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu YUKK m. 81/2 maddesinde Barolara pozitif yükümlülük getirilmiştir. Bu madde uyarınca İzmir Barosu Adli Yardım Bürosunun görevlendirmesi ile davacı hakkında Adli Yardım kapsamında vekil olarak atanmış bulunuyoruz. EK-1 Ülkesinden can güvenliği tehdidi ile çıkan ve halihazırda 19 yaşında olan ve herhangi bir geliri, mal varlığı bulunmayan müvekkilin HMK madde 334 vd. maddeleri gereğince yargılama gider ve masrafları hakkında adli yardımdan yararlanmasını öncelikle talep etmekteyiz. Müvekkil 01/01/1998 tarihinde Suriye’nin Halep şehrinde dünyaya gelmiştir. Halen İzmir Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde tutulmaktadır. Anılı karar tebliğ evrakında her ne kadar kişiye ………… tarihinde tebliğ edilmiş gözükse de usule uygun bir tebligat olmayıp dava süresi başlamamıştır. YUKK m. 53/2’ye göre; “Karar, gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.” Kanun metninin lafzından da anlaşılacağı üzere, kişiye yazılı bir evrakla tebliğ yeterli olmayıp Türk hukukuna ve diline yabancı kapalı bir kurumda tutulan yabancıya hakkında alınan karar, kararın sonuçları, itiraz usulleri ve süreleri hakkında AYRICA BİLGİLENDİRİLMELİDİR. Ancak, müvekkile bu bilgilendirme yapılmamıştır, kaldı ki müvekkil hangi nedenle sınır dışı edilmek üzere olduğunu da bilmemektedir. Bu hususa ilişkin İzmir Bölge İdare Mahkemesi 6. İdare Dava Dairesi’nin tarihli 2017/511 E. Ve 2017/571 K. Sayılı ilamında “…Yukarıda anılan yasa ve yönetmelik kuralları ile 6458 sayılı Yasanın 53. maddesi uyarınca sınır dışı etme kararlarının tebliği bakımından yaptırıma ilişkin yazılı “tebliğinin” yeterli görülmediği, niteliği bakımından ülkemizde bulunan bir yabancıya yönelik yaptırım kararının aynı zamanda sonuçları, itiraz usulleri ve süreleri bakımından “bilgilendirilmesi” zorunluluğu getirildiği görülmektedir. Bu durumda; ülkemizde bulunan bir yabancıya yönelik sınır dışı edilmesinin yolundaki yaptırım kararının kendi dilinde dahi olsa yazılı olarak tebliğ edilmesinin, hak düşürücü nitelikteki yargısal başvuru yolu süresinin başlaması için yeterli olmadığı; yabancının anladığı bir dilde yaptırım kararının sonuçları, itiraz usulleri ve süreleri bakımından bilgilendirilmesi, bu gerekliliğin idarece karşılandığının da tebliğe ilişkin belgelerde “bu şerhe” yer verilerek ortaya konulması; aksi durumda Mahkemelerce ilgilinin öğrenme tarihi olarak gösterdiği tarihin tebliğ tarihi olarak kabul edilmesi gerekmektedir.” Ayrıca, normal tebliğ evrakı bir bilgisayar çıktısı olup YUKK m. 54’ün tüm bentleri maddeler halinde sırayla bu evrakta yer almaktadır. Normal usulde yine bu sınır dışı bentlerinden kişi hakkında verilen kararın nedenine göre otomatikman bilgisayarda doldurulup çıktısı alınmaktadır. Ancak müvekkil hakkında alınan sınır dışı nedeni YUKK d bendi bilgisayarda işaretlenmemiş; tükenmez kalemle karalanmış olup bu karalamanın müvekkile tebliğ işleminden önce mi sonra mı yapıldığı tespit etmek mümkün değildir. Son olarak, müvekkil hakkındaki işlemi anlamış olsaydı bile, ne bu tebliğde ne de binanın herhangi bir yerinde İzmir Barosu Adli yardım birimine veya özel bir avukata ulaşabileceği bir iletişim ve telefon numarası bilgisi bulunmamaktadır. Her ne kadar, tebliğ formunda avukat hakkı ve adli yardımdan yararlanma hakkı yer almakta ise de YUKK m. 53/2’ye göre AYRICA BİLGİLENDİRME yapılmadığı için fiilen kişinin telefon veya iletişim bilgisini bilmediği ve kapalı bir kurumda tutulması sebebiyle de bu bilgiye ulaşamayacağı için avukata ya da İzmir Barosu adli yardım birimine ulaşma imkanı bulunmamaktadır. Bu durum başlı başına açıkça avukat hakkına erişimin engellenmesidir. Ayrıca müvekkilin ifade ettiğine göre; içerideki kişilere kalem ve kağıt verilmemektedir; bu sebeple talebini yazılı olarak Geri Gönderme Merkezin iletme şansı da olmamıştır. Müvekkil ………….. dışındaki diğer dilleri bilmemekte ve edilme kararı ………….. isimli Arapça Yeminli Tercümanı eşliğinde Arapça tercüme edilerek usulüne aykırı tebliğ işlemi tebligat geçerli değildir;usulsüz tebligat karar müvekkilin bildiği ve anladığı dilden tercüme edilmesi kararın içeriği,karar karşı kanuni süre ile başvuru yollarını müvekkile anladığı ve bildiği dilden açıklanması ki Geri Gönderme Merkezi’nde bu işlemler yapılmamıştır. ESASA İLİŞKİN ÖZEL NEDENLER Başvurucu, …… doğumlu Suriye vatandaşıdır. Müvekkil ailesi ile birlikte ……….. ikamet etmektedir. Başvurucunun verdiği bilgilere göre; Suriye’de Halep şehrinin yaşamakta iken ;2015 yılında Suriye de başlayan savaş yüzünden ailesi ile birlikte Türkiye’ye yerleşmişlerdir. Suriye’deki iç savaş nedeniyle can güvenlikleri bulunmayan müvekkil ile ailesi Torbalı ilçesine tarım,inşaat vb. çalışma olanaklarının varlığı ve bu iş kollarında işçi talebinin fazla olması sebebiyle bu ilçede yaşamaya ekonomik geçimini sağlayabilmek,yoksulluk ve savaş korkusu olmadan yaşayabilmek için kimi zaman kötü şartlarda da olsa çalışmak zorunda evin geçimini sağlayan tek kişidir..Müvekkilin hastadır.. 4-Müvekkilin daha önce yaşadığı eski mahallesinde Suriyeli vatandaşlar herhangi bir neden olmaksızın karalanmakta,kötüanılmakta,hasım olarak deSuriyeli olmasından dolayı yaklaşık 1 yıl önce darp edilerek darp edildikten sonra ailesi ile birlikte başka bir mahalleye taşınmak zorunda kalmıştır. 5-Müvekkil darp edildiğini ve yaralanma anını göstermek için gittiği jandarma karakolunda telefonunu görevli memura göstererek mağdur olduğunu kanıtlamaya görevli personel müvekkilin ikinci el olarak satın aldığı telefonunda bulunan suç vasfı bulunmayan bir fotoğraf nedeniyle müvekkil hakkında propaganda suçundan işlem başlatmıştır 6-Müvekkil hakkında açılan ,,,,,,,,,,,,,Sayılı kamu davasında atılı suçun gerçekleşmemiş olması sebebiyle müvekkil beraat etmiştir. Ek-2 7-Müvekkil Türkiye’ye geldikten sonra almış olduğu kimlik belgesinin yenilemek amacıyla 07/11/2019 tarihinde nüfus müdürlüğünde ……………………olması nedeniyle tarafından gözaltına alınmış akabininde İzmir Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’ne ekteki kararda da görüleceği üzere müvekkil beraat beraat ettiği yargılama dosyasından ötürü hakkında sınırdışı edilme kararı verilmiş olması hukuka aykırıdır. Müvekkilin Vatandaşı olduğu Suriye Ülkesi Basından da rahatça okuyup bilgi edindiğimiz üzere ; Suriye’de keyfi hapsetme, kötü muamele, işkence ve zorla kaybolma gibi uygulamalar çok yaygın ve sistematik ve bir cezasızlık iklimi içinde gerçekleşiyor. Hükümet tarafından hapse atılanların yaygın işkence, kötü muamele, açlık, darp ve hastalık sonucu ölmeleri de çok görülüyor. Birleşmiş Milletler Bağımsız Uluslararası Suriye Araştırma Komisyonu’nun Eylül ayında yayınladığı bir raporda damgalanma endişesi ve travma gibi nedenlerle cinsel şiddetvakalarının gerçekleşenden az bildildirildiği, buna rağmen erkek ve kadın tutuklulara cinsel şiddet uygulanan bazı vakaların yine de belgelendirilebildiği not ediliyor. Silahlı muhaliflerin sivil hedeflerin kasten bombalanması, insan kaçırma, keyfi hapse atma, infaz ve hukuksuz işgaller gibi ihlallerden sorumlular. Bağımsız gözlemcilerin bu örgütlerin kontrolü altındaki bölgelere erişiminin güç olması nedeniyle, IŞİD ve El-Nusra Cephesi’nin mesul olduğu hak ihlalleriyle ilgi bilgi edinmek zor, ancak her iki grup da hukuksuz saldırılarını kamuoyuna duyurmaktadır. Yine silahlı muhalif gruplar kontroleri altında bulunan bölgelerden hedef ayırımı gözetmeksizin yaptıkları havan topu ve topçu atışlarıyla Halep, Şam, Idlip ve Lazkiye’de yaşayan sivilleri öldürdürmüşlerdir.. Bu saldırılarda aralarında okulların, camilerin ve çarşıların da bulunduğu ve sivil olduğu bilinen hedefler defalarca vurulmuştur. Sivillerin Hedef Alınması, Hedef Ayırımı Gözetmeyen Saldırılar Yangın Bombalarının, Misket Bombalarının ve Kimyasal Silahların Kullanılması İnsani Yardımların Hukuksuz Olarak Engellenmesi Keyfi Hapsetme, Zorla Kaybolma, İşkence ve Gözaltında Ölüm gibi risklerle karşı karşıya kalacaktır . Başvurucuya, YUKK m. 54/1-d bendinden alınan sınır dışı kararı ve 6 aylık idari gözetim kararı 09/01/2019 tarihinde tebliğ edilmekle birlikte kişiye sözlü bir bilgilendirme yapılmamıştır. Başvurucu, Suriye’ye dönemeyeceğini, Suriye’de devam eden savaş ,açlık ,salgın hastalık tehditi altında olduğunu,müvekkilin ailesindeki bireylerin çalışamaması ,anne ve babasının hasta olmaları , kendisinin sınırdışı edilmesi halinde can güvenliğinin olmaması, ailesinin açlığa ve yoksulluğa mahkum edileceğini,babası ve annesinin tedavi edilemeyeceğinden , ayrıca Suriye’deki yaygın şiddet eylemleri nedeniyle orada hayatının risk altında olduğunu ifade etmiştir. Geri gönderme yasağı başlıklı göre;“Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.” Müvekkilin geri gönderilmesi halinde ülkesi Suriye’nin içinde bulunduğu çatışma ve savaş ortamı nedeniyle can güvenliği bulunmamaktadır. Bu kapsamda müvekkil“ülkesine geri gönderilemeyecek” kişilerdendir. 6458 s. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununa göre koruma altındadır. Ayrıca yukarıda da belirtildiği gibi YUKK m. 4 ve Geçici Koruma Yönetmeliğinin 6. Maddesindeki geri göndermeme ilkesi gereğince de müvekkil sınır dışı edilemez. ESASA İLİŞKİN GENEL NEDENLER İltica tarihin her dönem ve coğrafyasında genel kabul görmüş, “geleneksel hukuk” içinde her ülke tarafından uygulanmış, öğretide birinci kuşak haklardan sayılan temel bir insan hakkıdır. 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi İHEB madde 14’te yazılı hukuk alanında ifade edilmiştir. Hemen sonrasında oluşturulan ve ilk BM Sözleşmelerinden olan “Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme” 1951 yılında Cenevre’de kabul edilmiştir. Türkiye de bu sözleşmenin hazırlayıcısı ve ilk imzacı ülkelerinden olup halen bu Sözleşmenin Yürütme Komitesi EXCOM üyesidir. 1951 Sözleşmesi halen dünyada sığınma arayan kişiler için en temel uluslararası insan hakları hukuku düzenlemesidir. Sözleşmenin özellikle 33. maddesi geleneksel hukukta “non-refoulement” olarak bilinen ve uluslararası korumanın temel taşını oluşturan “geri gönderilmeme” ilkesini içermektedir. 1951 Cenevre Sözleşmesinin 33. Maddesi; “Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade “refouler” etmeyecektir.” Bunun dışında Türkiye’nin de taraf olduğu BM İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşmenin 3. maddesi açık bir şekilde kişinin iade edileceği ülkede işkence ve kötü muameleye uğrama riski varsa bunu taraf ülkeye yasaklamaktadır. Yine, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi AİHS 3. Maddesi kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AİHM’nin oluşturduğu içtihat külliyatı sadece 1951 Sözleşmesinde tanımlanan durumlarda değil, adi suçlardan dolayı dahi ülkesini terk eden kişilere duruma göre sığındığı ülkeden sınır dışı edilmeme konusunda bir koruma sağlamaktadır. Bu sözleşmeler iç hukukumuz bir parçası olup 1982 Anayasası madde 90/son Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin hukuk sistemimiz ve hiyerarşisi içindeki yerini net olarak ifade etmektedir. YUKK madde 4 “Bu Kanun kapsamındaki hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez” şeklindeki düzenleme ile 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesinin 33. maddesinde düzenlenen non-refoulement ilkesini iç hukuk düzenlememize taşımış ve önemli bir insan hakları koruması sağlamıştır. Türkiye’nin de taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme 1/A-2 maddesi uyarınca “ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanacaktır.” Ayrıca kişinin haklı nedenlerle korktuğu zulmün sözleşme kapsamında değerlendirilmesi için devletten gelmesine de gerek yoktur, müvekkilin olayında olduğu gibi bir diğer aşiretin zulmünden kaçan müvekkil de sözleşme kapsamındadır. Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, bir kimsenin belli bir sosyal gruba mensubiyeti’ sebebiyle kötü muameleye maruz kalacağı ve hatta can güvenliğinin olmadığı, yaşam hakkına ağır ve ciddi tehditlerin bulunduğu bir ortama gönderilmesi kabul edilemez. Ayrıca, Suriye’de savaş 7. Yılına girmiş ve haberlerden de rahatça görüleceği üzere halen devam etmekte hatta şiddetlenmektedir. Ülkesine geri gönderildiği takdirde hem kan davası aşiretin zulmü hem yaygın şiddet ortamıyla karşılaşacak olan müvekkilin korkusu haklı bir sebebe dayanmaktadır. Bu sebeple işbu davayı açma zarureti hasıl olmuştur. DELİLLER İzmir İl Göç İdaresi’nde bulunan müvekkil dosyalarındaki her türlü bilgi ve belge, …………………..Sayılı dosyasının kararı,raporlar ve her türlü sair delil. HUKUKİ NEDENLER 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme, Anayasası, 6458 s. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu,7201 s. Tebligat Kanunu, 28184 s. Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik, 2577 s. İdari Yargılama Usul Kanunu, 6100 s. Hukuk Muhakelemeri Kanunu. SONUÇ ve TALEP Yukarıda açıklanan nedenler ve re’sen tespit edilecek nedenlerle; kanunlara, usule, uluslararası sözleşmelere ve hakkaniyete aykırı olarak İzmir Valiliğince müvekkil hakkında alınan sınır dışı kararının İPTALİNE, Adli yardım talebimizin kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygıyla vekaleten arz ve talep ederiz. Davacı Vekili sınır-dışı-edilme-kararına-itiraz-dilekçesi Sınır Dışı Kararına İtiraz Dilekçesi -2- İL GÖÇ İDARESİ MÜDÜRLÜĞÜ’NE HAKKINDA SINIR DIŞI KARARI VERİLEN VEKİLLERİ Müdürlüğünüz tarafından müvekkilim hakkında sınır dışı kararı öğrenilmiş olup, ancak soruşturma dosyasına bakıldığında bu zamana kadar herhangi bir suça karışmadığı görülecektir. Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğünde ifadesi alındığında ise sanık olarak değil, mağdur konumunda ifade vermiştir. Belirtilen suçlama ile bir alakası olmadığı gibi Şanlıurfa İl Emniyet Müdürlüğü’nden alınan raporda da herhangi bir bulaşıcı vb. rahatsızlığı çıkmadığı görülecektir. Müvekkilimin ailesi ve çocukları ile birlikte Şanlıurfa İlinde aynı evde ikametgah etmektedirler. Müvekkilim ve ailesi savaştan kaçıp, Şanlıurfa İline yerleşmiş ve yaşamaktadırlar. Eğer müvekkilim sınır dışı edildiği taktirde aile parçalanacaktır. Bulundukları yerde savaş devam etmekte olup, birbirleri ile haber alamayacaklardır. Kaldı ki müvekkilimin ailesinden yahut akrabalarından kimse Suriye’de kalmamıştır. Bu nedenle müvekkilimin orada hayatını devam ettirecek herhangi bir şekilde maddi dayanağı bulunmamaktadır. Güvendiği ülkenin kendisine yönelik bu tutum geriye dönülmez zararlar oluşturacaktır. Müvekkilim sınırdışı edilmesinde gerekçe olarak; “Kamu düzeni veya kamu güvenliğini ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar” gösterse de, bu soyut bir gerekçe olup, müvekkilim MAĞDUR konumunda olup, MAĞDUR ŞEKİLDE İFADE VERMİŞTİR. BU NEDENLE SOMUT BİR EYLEMİ DAHİ BULUNMAMAKTADIR. Yabancılar ve Uluslar arası Koruma Kanunu’nun a bendinde; “Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar” denilerek sınır dışı kararı alınamayacak yabancıları belirtmiştir. Müvekkilim bu bentteki şartları sağlamakta olduğundan bu nedenle sınır dışı kararının iptali gerekmektedir. Müvekkil ayrıca Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu maddesinde “….Bu kanun kapsamındaki hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini tabiiyeti, belli toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının ve hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez….” Müvekkilimin, Suriye’ye zorla gönderilmesi halinde bu durumun, yukarıda açıklanan nedenler ile; Türkiye’nin de taraf olduğu Cenevre Sözleşmesinin 33. Maddesinde tanımlanan “zulüm tehlikesi altında olduğu yere geri göndermeme non-rafoulment”ilkesinin ve Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşmenin 3. Maddesinin ihlali sonucunu doğuracağından sınır dışı kararının iptali gerekmektedir. Kaldı ki;6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca hakkında sınır dışı etme kararı alınacak yabancılar kategorisinde dahi değildir. Yukarıda açıkladığımız nedenlerle müvekkilimin hakkında verilen sınırdışı kararının iptal edilmesini saygılarımızla talep ederiz. tarih EK 1- Yerleşim Yeri Adresi 2-Aile Defteri Saygılarımla, Sınır Dışı Kararına İtiraz Dilekçesi -3- Sınır dışı kararına itiraz neticesinde olumlu sonuç aldığımız bir dilekçe ise şu şekildedir İçerik üyelere özeldir, görmek için giriş Dışı Kararına İtiraz Dilekçesi -4- İçerik üyelere özeldir, görmek için giriş 2. SULH CEZA HAKİMLİĞİ’NE İDARİ GÖZETİM KARARINA İTİRAZ EDEN VEKİLİ KONU İstanbul Valiliği tarafından Türkiye’de ikameti bulunan müvekkil hakkında alınan idari gözetim ve sınır dışı kararına itiraz ve müvekkilin serbest bırakılması taleplerimizden ibarettir. AÇIKLAMALAR 1 Müvekkil 23 yaşında Türkmen vatandaşıdır. Ülkemize kanuni olarak giriş yapmış, herhangi bir vize giriş kuralarını ihlal etmemiştir ve yaklaşık olarak 5 yıldır İstanbul’da kanuni olarak Türkiye Cumhuriyeti ikamet belgesi ile yaşamaktadır. 2 Müvekkil hakkında hazırlanan dosyada ikamet izni uzatmayan yabancı ve adli işlem sebebiyle idari gözetim ve sınır dışı kararı verilmiştir. Ancak müvekkilin ikamet süresi ………….. kayıt numarası ile ikametini uzatmak için aldığı randevu evrakı mevcuttur EK1. Sayın hakimliğe ek olarak sunmaktayız. Yani müvekkil süresini kaçırmamış ikamet uzatma talebinde bulunmuştur hatta randevu tarihi mevcuttur. 3 Müvekkil suça konu olan motosikleti X tarihinde X yol kenarında satılık yazısını görünce 1500 TL’ye satın almıştır. X tarihinde polis çevirmesinde müvekkilin plakasını bilmediği motorla çevirmişlerdir. Motorun çalıntı olduğu söylenip polisler tarafından müvekkili yakalamışlardır. Ancak Müşteki X Polis Merkezine şikayette bulunduğu tarihte yani X tarihinde müvekkilim X’ta öğrenci idi. Bu sebeple X’da hırsızlık yapma ihtimali yoktur. EK2, Öğrenci Belgesi 4 Müvekkil Türkiye’de bulunduğu sırada herhangi bir suça karışmamış ve sabıkası bulunmamaktadır. 5 Müvekkil ifadesinde de belirttiği gibi söz konusu motoru iş yerinde ihtiyacı olduğundan ve kesinlikle suç kastı bulunmadan ayrıca eşkâlini de ifadesinde belirttiği kişiden para karşılığı satın almıştır. 6 Müvekkil motoru satın aldıktan hemen sonra ruhsatı istemiş ancak satın aldığı şahıs türlü bahaneler ile müvekkili oyalamış ve belli bir müddet sonrada telefonu kapamış ve müvekkil bir daha kendisine ulaşamamıştır. 7 Müvekkil söz konusu motosikleti satın aldıktan sonra yaklaşık 1,5 yıl kullanmıştır. Bu motosikletin çalıntı olduğu bilse idi, aynı plaka ile bu kadar rahat bir şekilde İstanbul en kalabalık, işlek ve sürekli bir şekilde polis kontrolü olan Fatih semtinde kullanmazdı, bu apaçık hayatın olağan akışına ters bir durumdur. 8 Ayrıca önemle belirtmek isteriz ki; müvekkilin isnat edilen suçu işlemeye ihtiyacı bulunmamaktadır. Zira kendisine ait bir restoranı ve bu restorana ait vergi açılışı vardır. EK 3, iş bu restorana ait vergi levhası ve birkaç fatura ek olarak sunulmuştur. Yani müvekkil vergi mükellefidir. Maddi olarak da durumu iyidir. 9 Müvekkilimin çalışma izni bulunmaktadır. Sayın mahkemenize EK 3’te sunmaktayız. 10 Müvekkilin açıklanan tüm bu nedenlerle ülkesine geri gönderilmesi halinde hem aile bütünlüğü bozulacak hem de telafisi giderilmeyen zararlar doğacaktır. Şöyle ki; sınır dışı edilirse uzun bir süre Türkiye’ye gelemeyecektir ve bu sebeple iş hayatı ve ödemeleri aksayacaktır. İlgili kanun maddelerine değinecek olursak ; Sınır dışı etme kararı alınacaklar MADDE 54 – 1 Aşağıda sayılan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınır a5237 sayılı Kanunun 59 uncu maddesi kapsamında sınır dışı edilmesi gerektiği değerlendirilenler b Terör örgütü yöneticisi, üyesi, destekleyicisi veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar c Türkiye’ye giriş, vize ve ikamet izinleri için yapılan işlemlerde gerçek dışı bilgi ve sahte belge kullananlar ç Türkiye’de bulunduğu süre zarfında geçimini meşru olmayan yollardan sağlayanlar d Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar e Vize veya vize muafiyeti süresini on günden fazla aşanlar veya vizesi iptal edilenler f İkamet izinleri iptal edilenler g İkamet izni bulunup da süresinin sona ermesinden itibaren kabul edilebilir gerekçesi olmadan ikamet izni süresini on günden fazla ihlal edenler ğ Çalışma izni olmadan çalıştığı tespit edilenler h Türkiye’ye yasal giriş veya Türkiye’den yasal çıkış hükümlerini ihlal edenler ı Hakkında Türkiye’ye giriş yasağı bulunmasına rağmen Türkiye’ye geldiği tespit edilenler i Uluslararası koruma başvurusu reddedilen, uluslararası korumadan hariçte tutulan, başvurusu kabul edilemez olarak değerlendirilen, başvurusunu geri çeken, başvurusu geri çekilmiş sayılan, uluslararası koruma statüleri sona eren veya iptal edilenlerden haklarında verilen son karardan sonra bu Kanunun diğer hükümlerine göre Türkiye’de kalma hakkı bulunmayanlar j İkamet izni uzatma başvuruları reddedilenlerden, on gün içinde Türkiye’den çıkış yapmayanlar 2 Başvuru sahibi veya uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler hakkında, sadece ülke güvenliği için tehlike oluşturduklarına dair ciddi emareler bulunduğunda veya kamu düzeni açısından tehlike oluşturan bir suçtan kesin hüküm giymeleri durumunda sınır dışı etme kararı alınabilir. Sınır dışı etme kararı alınmayacaklar MADDE 55 – 1 54 üncü madde kapsamında olsalar dahi, aşağıdaki yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınmaz a Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar b Ciddi sağlık sorunları, yaş ve hamilelik durumu nedeniyle seyahat etmesi riskli görülenler c Hayati tehlike arz eden hastalıkları için tedavisi devam etmekte iken sınır dışı edileceği ülkede tedavi imkânı bulunmayanlar ç Mağdur destek sürecinden yararlanmakta olan insan ticareti mağdurları d Tedavileri tamamlanıncaya kadar, psikolojik, fiziksel veya cinsel şiddet mağdurları 2 Birinci fıkra kapsamındaki değerlendirmeler, herkes için ayrı yapılır. Bu kişilerden, belli bir adreste ikamet etmeleri, istenilen şekil ve sürelerde bildirimde bulunmaları istenebilir. Türkiye’yi terke davet MADDE 56 – 1 Sınır dışı etme kararı alınanlara, sınır dışı etme kararında belirtilmek kaydıyla, Türkiye’yi terk edebilmeleri için on beş günden az olmamak üzere otuz güne kadar süre tanınır. Ancak, kaçma ve kaybolma riski bulunanlara, yasal giriş veya yasal çıkış kurallarını ihlal edenlere, sahte belge kullananlara, asılsız belgelerle ikamet izni almaya çalışanlara veya aldığı tespit edilenlere, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlara bu süre tanınmaz. 2 Türkiye’den çıkış için süre tanınan kişilere, Çıkış İzin Belgesi verilir. Bu belge hiçbir harca tabi değildir. Vize ve ikamet harçları ile bunların cezalarına ilişkin yükümlülükler saklıdır. Sınır dışı etmek üzere idari gözetim ve süresi MADDE 57 – 1 54 üncü madde kapsamındaki yabancılar, kolluk tarafından yakalanmaları hâlinde, haklarında karar verilmek üzere derhâl valiliğe bildirilir. Bu kişilerden, sınır dışı etme kararı alınması gerektiği değerlendirilenler hakkında, sınır dışı etme kararı valilik tarafından alınır. Değerlendirme ve karar süresi kırk sekiz saati geçemez. 2 Hakkında sınır dışı etme kararı alınanlardan; kaçma ve kaybolma riski bulunan, Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden, sahte ya da asılsız belge kullanan, kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye’den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayan, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar hakkında valilik tarafından idari gözetim kararı alınır. Hakkında idari gözetim kararı alınan yabancılar, yakalamayı yapan kolluk birimince geri gönderme merkezlerine kırk sekiz saat içinde götürülür. İdari gözetim tedbiri de tıpkı tutuklama ve gözaltı kararı gibi kişi hürriyetini ortadan kaldıran bir haldir. Bu denli kişi hürriyetine ciddi kısıtlama getiren tedbirlere başvurulurken orantılılık, ölçülülük ve zorunluluk unsurlarının dikkate alınması gerekir. AY m. 13 bu esası “ temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” demek suretiyle anayasal düzenleme altına alınmıştır. SONUÇ ve İSTEM Yukarıda belirttiğimiz ve sayın hakimliğinizin re’sen takdir edeceği sebeplerle İstanbul Valiliğinin usul ve yasaya aykırı olarak verdiği idari gözetim kararının iptali ve müvekkilin bir an önce bulunduğu X Yabancılar Şube Müdürlüğü X Yerleşkesi’nden salıverilmesini talep ederiz. tarih EK 1 ………….kayıt numarası ile ikametini uzatmak için aldığı randevu evrakı 2 Öğrenci Belgesi 3 İş bu restorana ait vergi levhası ve birkaç fatura ek 4 Müvekkilin çalışma izin formu 5 Avukat Yetkilendirme Belgesi İTİRAZ EDEN VEKİLİ Av. Sınır Dışı Kararına İtiraz Dilekçesi -5- Bir diğer sınır dışı kararına itiraz ve netice alınan dilekçe örneği aşağıdaki gibidir ADANA NÖBETÇİ SULH CEZA HAKİMLİĞİNE İTİRAZ EDEN VEKİLİ İTİRAZ KONUSU İDARİ YAPTIRIM 6458 Sayılı yasanın 5. Maddesine istinaden 102. Maddesine muhalefet nedeniyle tatbik edilen idari para cezası KONU X tarih ve bila sayılı İdari Yaptırım Karar Tutanağı ile düzenlenen idari para cezasının iptal edilmesine ilişkin itiraz dilekçemizdir. AÇIKLAMALAR Sahil Güvenlik Komutanlığı Seferihisar SAGET-30 Komutanlığı personeli tarafından 16/05/2020 tarih ve bila sayılı İdari Yaptırım Karar Tutanağı ile müvekkilime hükmedilen haksız ve usule aykırı idari para cezasının tarafımızca kabulü mümkün değildir. İşbu idari para cezasının aşağıda ayrıntılı şekilde açıklayacağımız nedenlerden dolayı iptal edilmesini talep ederiz. USULE İLİŞKİN İTİRAZLARIMIZ ; Müvekkil aslen Afganistan vatandaşı olup , Gaznide kamu personeli olarak eşi ve 5 çocuğuyla birlikte yaşamaktayken , Hükümet karşıtı unsurların özellikle sivil kamu çalışanlarını, devlet dairelerini, kamu kuruluşlarının bölgesel merkezlerini ve diğer sivil yapılarını hedef alarak düzenlediği saldırılar ; tehditler ve kaçırmalar sebebiyle korkarak ülkesini terk etmek zorunda kalmış ; bu sebeple eşi , çocukları ve anne babası ile birlikte önce Pakistana yerleşmişler ; ancak okul çağında bulunan çocuklarının Pakistan’da eğitimlerine devam edememesi sebebiyle Pakistandan da ayrılarak 7 ay kadar önce İran-Ağrı-İstanbul-İzmir istikametinden kaçak yollarlaülkemiz sınırlarına girmiş ; İzmirde 6 ay kadar kalmasına müteakipkaçakçılık yapan kişilerle 350 Dolar karşılığı Yunanistana gitmek için anlaşmış , 16/05/2020 Tarihinde kaçakçılar tarafından Basmaneden alınmış , Demirci Koyuna getirilmişlerdir. Burada bota bindirilmelerine müteakip Yunanistan karasularına geçerken botun fark edilmesi üzerine Seferihisar Sahil Güvenlik ve Emniyet Timleri ekibi tarafından yakalanmış ve bunun neticesinde deilgililer tarafından müvekkil hakkında tutanak tutulmuş, idari para cezası tahakkuk ettirilmiş ve aynı tarihte kendisine bu para cezası tebliğ edilmişse de yapılan tebligat usulsüzdür. Şöyle ki; 6458 Sayılı yasanın 100. Maddesinin göndermede bulunduğu 7201 Sayılı Tebligat Kanunun ’ usulüne aykırı tebliğin hükmü ’ başlıklı 32. Maddesinde “Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur” kuralına yer vermiştir. 6458 sayılı yasa doğrultusunda alınan her türden kararların tebliği bakımından yaptırıma ilişkin işlemlerin yazılı tebliğinin yeterli görülmediği , niteliği bakımından ülkemizde bulunan bir yabancıya yönelik yaptırım kararının aynı zamanda sonuçları , itiraz usulleri ve süreleri bakımından bilgilendirilmesi zorunluluğu getirildiği görülmektedir. Bu durumda ülkemizde bulunan bir yabancıya yönelik alınan her türlü yaptırım kararınınkendi dilinde olsa dahi yazılı olarak tebliğ edilmesinin hak düşürücü nitelikteki yargısal başvuru yolu süresinin başlaması için yeterli görülmediği , yabancının anladığı bir dilde yaptırım kararının sonuçları itiraz usulleri ve süreleri bakımından bilgilendirilmesi , bu gerekliliğin idarece karşılandığının da tebliğe ilişkin belgelerde bu şerheyer verilerek ortaya konulması ; aksi durumda Mahkemelerce ilgilinin öğrenme tarihi olarak gösterdiği tarihin tebliğ tarihi olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Somut olayda ; müvekkile idari yaptırım karar tutanağı 16/05/2020 Tarihinde kendi dilinde tebliğ edilmediği gibi , bilgilendirme yapılmaksızın imzalatılmıştır. Tarafımca dosyada bulunanmatbu idari para cezası karar tutanağı belgesinde idari para cezası tatbik edildiği , kararın sonuçlarına , başvuru yollarına ve sürelere ilişkin bilgilerin yer almadığı gibi bu matbu formun Türkçe hazırlandığı ve Ana dili Farsça olan müvekkilime kendi anladığın dilde yazılı olarak tebligat yapılmadığı, kendi anladığı dilde tebligat ve bilgilendirme yapıldığına dair şerhin de bulunmadığı , bir nüshasının kendisine teslim edilmediğini , tebligatın bir tercüman aracılığıyla yapılmadığı, tercümanın bu yönde açıklamaları ve imzasının alınmadığı sadece 2 tane SG Komutanlığı personeli ile müvekkilimin imzasının bulunduğu tespit edilmiş olup , Müvekille telefonda yapmış olduğum görüşme sırasında sorduğumda herhangi bir bilgisinin bulunmadığını , yakalandıkları esnada bir takım evraklar imzalatıldığını ancak para cezası olduğuna ilişkin bilgilendirme yapılmadığını iletmiştir. İşbu sebeple müvekkile yapılan tebligat usulsüz olup hükmü yoktur. İdari para cezası karar tutanağını usulüne uygun tebligat yapmayarak hizmet kusuru işlediği ve usulüne aykırı tebliğde bulunduğu ortadadır. İdari para cezası, cezanın muhatabı olan kişiye gönderildiğinde bu cezaya itiraz süresinin ve itiraz merciinin gösterilmesi gerekir. Fakat müvekkile usulsüz bir şekildetebliğ edildiği, itiraz süresi ve itiraz edilecek merciin gösterilmediği görülmektedir. Devletin idari kurumları tarafından düzenlenen idari yaptırım kararlarında, idari yaptırım kararına karşı hangi mahkemeye gidileceği veya varsa itiraz edilecek başka idari makam, bu idari idari makamın ve başvuru sürelerinin gösterilmesi hukuki bir gerekliliktir, bu gereklilik ise ilgili makamların takdirinde olmayıp, en üst hukuki norm olan Anayasanın bağlayıcılığının zorunlu bir sonucudur. İdari yaptırım kararlarını tutanak tanzimi suretiyle uygulayan idarelerce düzenlenecek tutanaklarda, idari yaptırım kararlarında bulunması gereken tüm bilgilere yer verilmesi,tutanakların güvenliği konusunda gerekli özenin gösterilmesi icap etmektedir. ” şeklinde yer alan düzenlemelerle idari para cezalarına ilişkin idari yaptırım kararlarında bulunması gereken hususlar tek tek sayma suretiyle belirlenmiştir. Bu bilgileri ve kayıtları ihtiva etmeyen idari yaptırım kararlarının hukuken geçerli olmadığı kabul edilecektir. Aksinin kabulü ise hak arama özgürlüğü ve hukuki güvenlik ilkesine açıkça aykırılık oluşturacaktır. ESASA İLİŞKİN İTİRAZLARIMIZ; Müvekkil hakkında 16/05/2020 Tarihindesınır dışı edilmek üzere Harmandalı Geri Gönderme merkezine getirilmiş , 17/05/2020 Tarihinde sınır dışı etme kararı ve aynı tarihte İdari gözetim kararı alınmıştır. Ancak 04/06/2020 Tarihinde müvekkil hakkında verilen idari gözetim kararı sonlandırılmış , müvekkil ailesi ile birlikte sınırdışı kararı öncesinde 07/10/2019 Tarihindekendiliğinden Uluslararası koruma başvurusu talebinde bulunmuş olup , 05/06/2020 Tarihinde de kendisine UA Koruma başvuru belgesi verilmiştir. EK Şuanda ailesiyle birlikte İzmir’de yaşamaktadırlar. 6458 Sayılı yasanın65 nci maddesinin 4 ncü fıkrasında ; ’ 4 Makul bir süre içinde valiliklere kendiliğinden uluslararası koruma başvurusunda bulunanlar hakkında; yasa dışı giriş veya kalışlarının nedenlerini açıklamak kaydıyla, Türkiye’ye yasal giriş şartlarını ihlal etmek veya Türkiye’de yasal olarak bulunmamaktan dolayı cezai işlem uygulanmaz. Ancak valilikler tarafından yapılan değerlendirmede yasa dışı giriş veya kalışlarını geçerli nedenlere dayandıramayanlara cezai işlem uygulanır.’’ Denmektedir. Afganistan’da kamu bünyesinde çalışan görevliler, güvenlik eksikliği nedeniyle yerel sakinlerin Taliban’ın etkin kontrolü altında olduğunu belirttiği topluluklar içinde genellikle barınamamaktadır. Hedef gözeterek öldürme, kaçırılma olayları ve tehditler kamu görevlileri arasında korku ortamının oluşmasına ve görevlilerin bu bölgelerdeki kadrolara yerleşip çalışmaktan kaçınmalarına neden olmaktadır. Devlet görevlilerini işlerinden ayrılmaya zorlamak amacıyla devlet görevlilerinin aile üyelerinin HKU’lar tarafından tehdit edilip kaçırıldığı bildirilmektedir. Müvekkilin kendisi de hükümet karşıtı unsurlar tarafındanailesiyle tehdit edilmiş ; işbu sebeple haklı nedenlerle korkarak ülkesini terk etmek zorunda kalmış , işbu sebeple ülkemize sığınmış ve Uluslararası koruma başvurusu talebinde bulunmuştur. Bu kapsamnda UA koruma başvuru talebinin kabul edildiği kendisine 04/06/2020 Tarihinde tebliğ edilmiştir. Dolayısıyla yasal giriş şartlarını ihlal etme sebebinin haklı bir sebebe dayandığını ispat etmiş bulunmaktadır. İşbu sebeple 6458 sayılı yasanın 65/4 ncü maddesi gereği tanzim edilen idari para cezası tutanağının iptal edilmesi gerekmektedir. SONUÇ VE İSTEM Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle ve Sayın Hakimliğinizce re’sen dikkate alınacak hususlara binaen, usule ve esasa ilişkin her türlü talep ve dava hakkımız saklı kalmak kaydıyla, tüm açıklanan nedenlerden dolayı itirazlarımızın KABULÜ İLE,Sahil Güvenlik Komutanlığı Seferihisar SAGET-30 Komutanlığı personeli tarafından 16/05/2020 tarih ve bila sayılı İdari Yaptırım Karar Tutanağı ile idari para cezasının İPTALİNE, ücreti vekaletin ve masrafların karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesinitalep ederiz. İDARİ PARA CEZASINA İTİRAZ EDEN VEKİLİ EK-1 Müvekkilin UA Koruma Başvuru Belgesi Nüshası EK-2 İzmir Barosu Adli Yardım Bürosu Görevlendirme Yazısı Sınır dışı kararının iptali dava dilekçesi Yürütmenin Durdurulması Taleplidir. ADANA … NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİ HAKİMLİĞİ’NE DAVACI VEKİLİ Adana İncekaş Hukuk ve Avukatlık Bürosu DAVALI … Valiliği İl Göç İdaresi Genel Müdürlüğü TEBLİĞ TARİHİ DAVANIN KONUSU … Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü’nün ………………Tarih ve ………………………………..Sayılı Sınır Dışı Etme İşleminin İptaline kararı verilmesi ve Dava Konusu İşlemin Uygulanması Halinde Telafisi Güç ve İmkansız Zararlar Doğacağından Yürütmenin Durdurulması İstemidir. OLAYIN ÖZETİ Müvekkil …….uyrukludur. Ülkesindeki savaş ve terör olaylarından dolayı Türkiye’ye gelmiştir ve Türkiye’de oturma izni vardır. Müvekkilin Türkiye’de evi,arabası,düzenli yaptığı bir işi ve düzenli kullanmış olduğu banka hesabı Irak’ta olan abisi,Deaş Terör Örgütü tarafından şehit hakkında açılmış bulunan soruşturma dosyasındaki çelişki, müvekkilin abisi Deaş Terör Örgütü tarafından ………’ta şehit düşmüş olmasına rağmen dosyada müvekkilin terör örgütüyle bağlantısı olduğu iddia edilmiştir. Müvekkil … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ……… sayılı soruşturma dosyası kapsamında savcılık tarafından serbest bırakılmasına karar verilmiş, adli işlemleri tamamlandıktan sonra …… Geri Gönderme Merkezine teslim edilmiştir. Müvekkil hakkında ……tarihinde 6458 sayılı Kanunun d ve k bentleri “Kamu düzeni veya kamu güvenliğini ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar”,”Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler”hükmü kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve müvekkil hakkında sınır dışı etme kararı verilmiştir. Müvekkil ………Geri Gönderme Merkezine teslim edilmiş ve …………tarihinde İdari Gözetim Kararı Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünce alınan sınırdışı etme ve idari gözetim kararı müvekkile bilgi verilmeden alınmıştır. Aynı tarihte müvekkilin Valilik tarafından ikamet izni de iptal edilmiştir. Müvekkil kendisi hakkında verilen idari gözetim kararı ve sınır dışı etme kararından haberdar dahi değildir. Danıştay’ın vermiş olduğu emsal birçok dosyada kişiye bilgi verilmeden imzalatılsa bile tebliğ yapılamayacağı kabul edilmiştir. … Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünce alınan kararda,müvekkilin 6458 sayılı kanunun 4üncü ve 55inci maddeleri kapsamında olmadığı şeklinde karar verilmiştir. Oysa ki müvekkilimin …………. gönderildiğinde hayati tehlikesi vardır çünkü kendi abisi terör örgütü tarafından şehit edilmiştir. Müvekkilin sınırdışı edildiğinde nereye gönderileceği bilinmemektedir. Bu şekilde sınırdışı edildikten sonra evine hiç dönemeyen ………………uyruklu yabancılar vardır. Müvekkil döndüğü ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalabilir ve bunun garantisi yoktur. Sınır dışı edilme işleminin tesisinde hukuka aykırı uygulamalarla beraber çatışmalar ve devlet güvenlik güçlerinin vatandaşlara karşı orantısız güç kullandığı , işkence vakalarının yaşandığı ,genel olarak ülkede insan haklarını ihlal eden uygulamalar yapıldığını , sınır dışı işlemi ile beraber müvekkilin yaşam ve vücut bütünlüğü yönünden geri dönülemez ihlaller nedenle yasal süresi içerisinde sınırdışı kararının iptalini talep etme gerekliliği hasıl olmuştur. AÇIKLAMALAR Usul Yönünden 1-Müvekkilime sınır dışı kararı ile karar tutanağı tarihinde hiçbir açıklama yapılmadan, bilgisi olmadan imzalatılmıştır. Ancak müvekkilim yapılan tebligatın yükümlülüklerini anlaması mümkün değildir. Keza tebliğ usulsüz olarak yapılmış; müvekkile tebliğin hukuki sonuçları ve yükümlülükleri anlatılmaksızın imzalatılmıştır. 2-Usul hukukunda, aşırı şekilcilik yasağı kapsamında AİHM’nin vermiş olduğu no37576/05, 08/01 2013,29, Paragraf kararında “Usul kurallarını yorumlamanın ve uygulamanın öncelikle ulusal makamlara ait olduğu doğru olsa da bu kuralların uygulanmasında taraflardan birinin zararına aşırı şekilcilik, AİHS’nin 6/1. Maddesine aykırı olabilir.” denilmektedir. Bu nedenle esas yönünden inceleme yapılmaması geriye dönülmez zararlara sebep olacağı gibi müvekkilimin ülkesine dönmesi durumunda hayatını kaybetmesiyle dahi sonuçlanabilecektir. 3-Müvekkilim, ülkesinde savaş ve terörden kaçmış, Türkiye’ye gelmiştir. Güvendiği ülkenin kendisine yönelik bu tutum geriye dönülmez zararlar oluşturacaktır. Esasa İlişkin 1-…………..tarihli tutanakta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının sayılı soruşturma dosyası kapsamında”güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre müvekkilin yılında …….. DEAŞ terör örgütü içerisinde bir dönem faaliyet gösterdiği” iddia edilmiş ancak bu iddia tamamen SOYUT bir iddiadan ibarettir. Dosya incelendiğinde görüleceği üzere ……..isimli hesabı kullanan kişiler diğer şahıslardır. Müvekkilimin dahil edildiği dosyayla uzaktan yakından ilgisi olmadığı ortadadır. Zaten müvekkilin telefonları incelendiğinde iki telefonu da temiz çıkacaktır. Müvekkilim hayatı boyunca ………..hesabı kullanmamış kaldı ki dosyaya nasıl dahil edildiği konusunda şaşkınlık içerisindedir. ………………tarihli yazıda bahsedilen ”güvenilir kaynaklar” tarafından dosyaya sunulan fotoğraf içerisinde sadece şahıs müvekkildir, diğer resimdekilerin müvekkil ile alakası bulunmamaktadır. Bu resim de müvekkilin sosyal medya hesabında zaten mevcut olan bir resimdir. Müvekkilin terör örgütleriyle bağlantısı olduğu iddiası tamamen soyut bir iddiadan ibaret olup dosyada somut hiçbir delil yoktur,üstelik dosyadaki diğer adı geçen şahısları da müvekkil tanımamaktadır. Müvekkilim MAĞDUR konumundadır. Müvekkil dosyada isminin neden geçtiğine dahi anlam verememektedir. Ayrıca tam olarak sınır dışı edildiğine dair herhangi bir bilgisi dahi yoktur. Hiçbir suçu olmayan müvekkilin sınır dışı edilmesi yönünde verilen kararın iptalini talep ediyoruz. 2-Müvekkil ….yılında …………..bölgesinde yaşamış ve araba alım-satım işleriyle uğraşmıştır. Sonradan Terör Örgütü bölgeye gelince,müvekkil ve ailesi ………bölgesine kaçmışlardır. Müvekkil o dönem bölgede düzgün bir şekilde ticaret yapan iş adamıdır. Müvekkilimin ailesi de o dönem işi gücü olan ticaret yapan ve terör örgütüne karşı olan insanlardır. Ayrıca müvekkilin abisi aynı yıl Terör Örgütü tarafından …… şehit düşmüştür. Müvekkilin Terör Örgütüyle bağlantısının olması mümkün değildir; zaten kendi abisi bahsi geçen terör örgütü tarafından şehit çelişkili bir durumda müvekkilin terör örgütüyle bağlantısının olduğu akla ve mantığa aykırı bir abisinin teröristler tarafından şehit edildiğine ilişkin ÖLÜM BELGESİNİ de eklemiş bulunmaktayız. 3-İdare,“Kamu düzeni veya kamu güvenliğini ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar” gerekçe olarak gösterse de, bu soyut bir gerekçe olup, müvekkilin buna yönelik her türlü şüpheden uzak somut bir eylemi bulunmamaktadır. Müvekkilim hakkında ne dosyada somut bir delil yer almaktadır ne de müvekkilimin terör örgütüyle Ek’te eklemiş olduğumuz evraklardan anlaşılacağı üzere böyle bir bağlantısının olması mümkün gözükmemektedir. Müvekkil kamu sağlığı için tehdit oluşturmamaktadır. Müvekkil, kamu sağlığını tehlikeye atacak herhangi bir tıbbi durum içerisinde değildir. Nitekim, müvekkilin dosyasında bulunan …….tarihli Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve …..tarihli Bayrampaşa Devlet Hastanesi’nin Adli Muayene raporunda böyle bir riske yönelik tespit bulunmamaktadır. Müvekkilin sağlıklı olduğuna dair raporun mevcudiyetine karşılık, kişinin kamu sağlığına ilişkin risk doğuracağını gösterir bir rapor veya emare bulunmamaktadır. Müvekkil hakkındaki sınır dışı etme kararının iptali gerekmektedir. 4-Müvekkil Türkiye’de sabit ikametgah sahibi olan,kaçma ve kaybolma şüphesi bulunmayan bir şahıstır. Türkiye’de gayrimenkul/emlak işleriyle uğraşmakta olup çevresi tarafından sevip sayılan biridir ve kendi üzerine evi, arabası ve kullanmakta olduğu ……………ait banka hesabı vardır. Müvekkil Türkiye’ye de yasal yollardan giriş yapmıştır. Yaşamını Türkiye Cumhuriyetinde sürdüreceği inancıyla hareket eden müvekkilin tüm yatırımları işiyle uğraşan müvekkil ülkemize çok sayıda yabancı yatırımcı getirmiştir. Müvekkilin, Türkiye’ye geldiği günden bu güne kadar kanunlara aykırı en ufak bir hareketi olmadığı gibi, ülkemizi kendi ülkesi gibi kabullenmiş ve alın teriyle çalışarak kendi düzenini kurmuştur. Müvekkilin …. ve ……… sabıka kaydı yoktur. Buna rağmen, “kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından tehdit oluşturmak” ve ”uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından tanımlanan terör örgütleriyle ilişkili olduğu değerlendirilenler” şeklindeki, oldukça muallak ve geniş anlamda yorumlanabilecek kanun maddeleri gerekçe gösterilerek, soyut iddialarla dolu oluşturulan bir dosya nedeniyle, davalı kurum tarafından sınır dışı edilmek istenmektedir. Müvekkil sınır dışı işlemleri sonucunda maddi ve manevi bütünlüğüne ve yaşamına yönelik risklerle karşı karşıya kalacaktır. Türkiye’de kurmuş olduğu tüm düzen bozulacak ve belki abisi gibi terör örgütleri tarafından şehit edilecektir. Dolayısıyla, müvekkil her hâlükârda sınır dışı edilemez kişi konumunda bir bireydir ve hakkında alınan sınır dışı etme kararının iptali gerekmektedir. HUKUKİ DAYANAKLAR ve Uluslar arası Koruma Kanunu’nun a bendinde; “Sınır dışı edileceği ülkede ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye maruz kalacağı konusunda ciddi emare bulunanlar” denilerek sınır dışı kararı alınamayacak yabancıları belirtmiştir. Müvekkilim bu bentteki şartları sağlamakta olduğundan bu nedenle sınır dışı kararının iptali gerekmektedir. Müvekkil ayrıca Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu maddesinde “….Bu kanun kapsamındaki hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini tabiiyeti, belli toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının ve hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez….” Müvekkilin ülkesi hayati tehlike olan bir ülkedir. haklarına saygılı devletler, temel bireysel hak ve özgürlükleri derinden etkileyen sınırdışı etme kararlarını alırken ve bunları uygularken uluslararası hukuka ve uluslararası hukukun dayanağı olan evrensel standartlara uygun hareket ederler. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90/V. maddesine 2004 yılında eklenen hükmü dikkate aldığımızda, Türkiye’de sınırdışı etme kararı uygulanırken sınırdışı etmeye ilişkin temel iç hukuk düzenlemelerinin yanı sıra başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini Ek Protokolleri ve bunların uygulayıcısı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını da dikkate almak mecburiyeti söz konusudur. hak ve hürriyetlerle sıkı ilişkisi olan sınır dışı etme işlemi, uluslararası hukukun gelişiminde, devletlerin yalnızca iç hukuklarında düzenledikleri bir kurum olmaktan çıkarak, uluslararası düzenlemelerle evrensel standartlara kavuşturulmaya çalışılan bir konu haline gelmiştir. Sınırdışı etme kararı, kişi özgürlüğü ve dokunulmazlığı ile ilgili olduğu kadar, kişinin seyahat özgürlüğü ile de yakından ilgilidir. Anayasa’nın 90. maddesinde 2004 yılında yapılan değişiklikle getirilen, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalar ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda uluslararası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı kuralı karşısında, temel hak ve hürriyetleri derinden etkileyen sınırdışı etme işlemiyle ilgili uluslararası antlaşmaların ve bu antlaşmalardan doğan ihtilafları çözmekle görevli olan uluslararası yargı organlarının verdiği kararların doğru şekilde irdelenmesinin ve değerlendirilmesinin eskisinden daha önemli hale geldiğini söylemek her halde yanlış olmayacaktır. Bu itibarla, sınırdışı edilmeyi düzenleyen iç hukuk düzenlemelerinin yanı sıra, güvence altına aldığı haklarla sınırdışı edilme işlemi arasında sıkı bağlantı bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi AİHS’nin ve sınırdışı etme işlemine ilişkin hükümler içeren AİHS’ye ek 4 ve 7 numaralı Protokollerin incelenmesinde yarar görülmektedir. Diğer taraftan, üye devletlerin AİHS ve ek Protokollerde düzenlenen insan haklarını koruma ve sağlama mükellefiyetlerini yerine getirip getirmediklerini denetleyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AİHM’nin sınır dışı işleminin konu edildiği başvurularla ilgili kararlarıyla belirlediği standartların, sınır dışı işlemini uygulayan makamlar ve bu işlem karşısında başvurulan yargı mercileri tarafından dikkate alınması ve yargısal denetimin sağlanması zorunlu olarak görülmektedir. ülkeden sınırdışı edilmesi, AİHS’in 2, 3, 5, 8 ve 13. maddelerine aykırı ise bu durum sınırdışı işlemini gerçekleştiren kurumun sorumluluğuna yol açacaktır. AİHS’in 2. maddesinde yaşama hakkı güvence altına alınmıştır. Bu maddeye göre, herkesin yaşam hakkı, yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bir cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten öldürülemez. O halde AİHS’in 2. maddesi uyarınca sınırdışı edilecek yabancının gönderileceği ülkede yaşama hakkı tehlike altında ise sınırdışı işlemi gerçekleştirilmemelidir. Aksi halde sınır dışı işlemini yapanlar, AİHS’in 2. maddesini ihlal etmiş olur. 3. maddesine göre, hiç kimse işkenceye, gayriinsani yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulamaz. Bu maddede, doğrudan sınırdışı işlemine yönelik bir hüküm bulunmamakla birlikte AİHM; yabacının, gönderileceği devlette işkenceye, gayriinsani yahut haysiyet kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulma riski olması halinde sınırdışı işleminin 3. ruhuna aykırı olduğu sonucuna varmıştır. AİHM’in ilke haline gelen kararlarına göre, bir devletin yabancıyı, bu muamelelerden herhangi birine tabi tutulma riski olan ülkeye göndermesi, 3. maddeden doğan yükümlülüğün ihlali sayılır. AİHM verdiği kararlarıyla, AİHS’in 3. maddesinin taraf devletlere, yabancıyı, işkenceyle veya hayati tehlikeyle karşılaşacağı ülkelere göndermeme yükümlülüğünü yüklediğini ifade etmiştir. AİHS, Uluslar arası Sözleşmeler ve ilgili tüm yasal mevzuat. HUKUKİ DELİLLER …. tarihli sınırdışı etme kararı,……… tarihli sınırdışı etme kararı tebliğ formu,İdareden alınan evrakların örnekleri,………… tarihli idari gözetim kararı,………. tarihli ikamet izninin iptali yazısı,…….. Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından verilen müvekkilin abisinin terör örgütü tarafından şehit edildiğine ilişkin Ölüm Belgesi, Müvekkile ait bulunan evin Tapu Kaydı,Müvekkile ait aracın ruhsat görüntüsü,İstanbul Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğünün dosyasıgerekli görülürse celbini talep ederiz. SONUÇ VE İSTEM Açıklanan nedenler ile; Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün …..Tarih ve ……………………..Sayılı Sınır Dışı Etme İşleminin İPTALİ, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. Maddesi uyarınca dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç ve imkansız zararlar doğacağından YÜRÜTMENİN DURDURULMASINA,vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalı idare üzerinde bırakılmasına karar verilmesini müvekkil adına saygı ile arz ve talep ederim. Davacı Vekili Avukat Saim İNCEKAŞ – Adana – Boşanma ve Ceza Avukatı Sınır Dışı Kararına İtiraz Dilekçesi DURUŞMA TALEPLİDİR. ADLİ YARDIM TALEPLİDİR. YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEPLİDİR. ADANA İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI’NA DAVACI VEKİLİ DAVALI TEBLİĞ TARİHİ KONU Kanunen sınır dışı edilemeyecek kişilerden olan müvekkil aleyhine Adıyaman Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü tarafından verilmiş olan tarih ve 51103041-000-E. 6717 sayılı Uluslararası Koruma Talebinin Reddi kararının İPTALİ isteminden ibarettir. AÇIKLAMALAR Anılan karar usul, kanun, uluslararası sözleşmeler ve hakkaniyete aykırıdır. Sınır dışı kararının uygulanması halinde davacı müvekkilin, ülkesi Irak’ta ki Kerkük bölgesinde yaşanan iç ve dış savaş sebebiyle hedef gözetmeksizin gerçekleşen şiddet eylemlerinde telafi edilemeyecek şekilde zarara uğraması ve ölme ihtimali bulunmaktadır. Bu nedenle anılan kararın iptali hakkında karar verilmesi gerekmektedir. USULİ NEDENLER 2577 sayılı İYUK gereğinnce HMK 334 vd maddeleri idari yargılamada adli yardımla ilgili hususlardaki düzenlenmeyi oluşturmaktadır. 6458 s. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu m. 81/2 maddesinde Barolara pozitif yükümlülük getirilmiştir. Bu madde uyarınca Adıyaman Barosu Adli Yardım Bürosunun görevlendirmesi ile davacı hakkında Adli Yardım kapsamında vekil olarak atanmış bulunuyoruz. EK-1 Ülkesinden can güvenliği tehdidi ile ailesi ile beraber çıkan ve halihazırda 26 yaşında olan ve düzenli olarak bir geliri olmayan ve mal varlığı bulunmayan müvekkilin HMK madde 334 vd. Maddeleri gereğince yargılama gider ve masrafları hakkında adli yardımdan yararlanmasını öncelikle talep etmekteyiz. Müvekkilimizin 2 çocuğu bulunmakta ve maddi olarak ülkemizde de yaşanan bu zor ekonomik süreçte çok zor bir durum içerisindeler. Düzenli bir geliri olmayan Müvekkilim, ailesinin en temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorluk çekmektedir. Bu nedenle Sayın Mahkemenizden yargılama gider ve masrafları hakkında adli yardımdan yararlandırılmasını talep etmekteyiz. ESASA İLİŞKİN ÖZEL NEDENLER Müvekkilim IRAK doğumlu ve Irak vatandaşıdır. Müvekkil ailesi ile birlikte Adıyaman İli Merkez İlçesinde ikamet etmektedir Müvekkilim Irak ülkesinin Kerkük bölgesinde yaşamakta iken; IŞİD terör örgütünün köylerini yakıp, bu terör örgütü birçok akrabasını öldürtükten sonra ailesi ile birlikte Türkiye’ye yerleşmişlerdir. Irak’ta ki iç savaş nedeniyle can güvenlikleri bulunmayan müvekkil ile ailesi, Adıyaman İlinde inşaat ve yemek sektöründe çalışma olanaklarının varlığı ve bu iş kollarında işçi talebinin fazla olması sebebiyle bu ilçede yaşamaya başlamıştır. Adıyaman Valiliğinin oluru ile Müvekkilim hakkında alınan karar uygulandığı takdirde ;Müvekkil ırkı, dini tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilecektir. Müvekkilin geri gönderilmesi halinde ülkesi Irak’ın içinde bulunduğu çatışma ve savaş ortamı nedeniyle can güvenliği bulunmamaktadır. Dava konusu kararın uygulandığı takdirde, Müvekkilimin bir çok akrabasını öldüren IŞİD terör örgütünün, Müvekkilimin kendisini ve ailesini de öldürme ihtimali bulunmaktadır. Aynı zamanda müvekkilimin 3 yaşında olan Abdülmelik Elbu Hüseyin adlı erkek çocuğunun akciğerlerinde hastalık mevcut olup gerekli tedaviyi göremediği takdirde kalıcı sağlık sorunları ortaya çıkma ihtimali vardır. Müvekkil hakkında ki Uluslar Arası Koruma Talebinin Reddi Kararı verilmiş olması hukuka aykırıdır. Davalı idarece verilen karar incelendiğinde soyut gerekçelere dayanan kararın hukuka aykırı şekilde tesis edildiği görülecektir. Müvekkilin vatandaşı olduğu Irak Ülkesi Basınından da rahatça okuyup bilgi edindiğimiz üzere ; Irak’ta keyfi hapsetme, kötü muamele, işkence ve zorla kaybolma gibi uygulamalar çok yaygın olup sistematik ve bir cezasızlık iklimi içinde gerçekleşmektedir. Hükümet tarafından hapse atılanların yaygın işkence, kötü muamele, açlık, darp ve hastalık sonucu ölmeleri de çok görülmektedir. Irak’ta aktif olarak görülen Silahli terör örgütü IŞİD’in sivil hedefleri kasten bombalaması, insan kaçırma, keyfi hapse atma, infaz ve hukuksuz işgaller gibi ihlallerden sorumludur. Müvekkilimin önceden yaşadığı şehir olan Kerkük’te ki köyleride bu örgüt tarafından yakılıp yıkılmıştır. Müvekkilimiz tekrar ülkesine iade edildiği takdirde, hedef ayırımı gözetmeyen saldırılar, Yangın bombaları, silahlı saldırıların, keyfi hapsetmelerin, işkence ve gözaltında ölüm gibi risklerle karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenlerle, Müvekkilim ,bu kapsamda “ülkesine geri gönderilemeyecek” kişiler arasındadır. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununa göre de koruma altındadır. Ayrıca yukarıda da belirtildiği gibi YUKK. ve Geçiçi Koruma Yönetmeliğinin 6. Maddesinde geri göndermeme ilkesi gereğince de müvekkil sınır dışı edilememesi gerekmektedir. ESASA İLİŞKİN GENEL NEDENLER İltica tarihin her dönem ve coğrafyasında genel kabul görmüş, “geleneksel hukuk” içinde her ülke tarafından uygulanmış, öğretide birinci kuşak haklardan sayılan temel bir insan hakkıdır. 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi madde 14’te yazılı hukuk alanında ifade edilmiştir. Hemen sonrasında oluşturulan ve ilk BM sözleşmelerinden olan ” Mültecilerin Hukuki Statüsüne Dair Sözleşme” 1951 yılında Cenevre’de kabul edilmiştir. Türkiye’de bu sözleşmenin hazırlayıcısı ve ilk imzacı ülkelerinden olup halen bu Sözleşmenin Yürütme Komitesi üyesidir. 1951 Sözleşmesi halen dünyada sığınma arayan kişiler için en temel uluslararası insan hakları hukuku düzenlemesidir. Sözleşmenin özellikle 33. Maddesi geleneksel hukukta “non-refoulement” olarak bilinen ve uluslararası korumanın temel taşını oluşturan ” geri gönderilmeme” ilkesini içermektedir. 1951 Cenevre Sözleşmenin 33. Maddesi ; ” Hiçbir Taraf Devlet, bir mülteciyi, ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermeyecek veya iade etmeyecektir.” metnini içermektedir. Bunun dışında Türkiye’nin de taraf olduğu BM İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşmenin 3. Maddesi açık bir şekilde kişinin iade edileceği ülkede işkence ve kötü muameleye uğrama riski varsa iade işlemini taraf ülkeye yasaklamaktadır. Bu sözleşmeler iç hukukumuzun bir parçası olup 1982 Anayasası madde 90-son Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin hukuk sistemimiz ve hiyerarşi içindeki yerini net olarak ifade etmektedir. Türkiye’nin de taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi 1/A-2 maddesi uyarınca ” ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen; yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahsa uygulanacaktır.” metnini içermektedir. Ayrıca kişinin haklı nedenlerle korktuğu zulmün, sözleşme kapsamında değerlendirilmesi için devletten gelmesine de gerek yoktur. Müvekkilin olayında olduğu gibi IŞİD terör örgütünden kaçan müvekkilim de sözleşme kapsamında tutulması Yukarıda ayrıntılı şekilde açıklandığı üzere, bir kimsenin ” belli bir sosyal gruba mensubiyeti” sebebiyle kötü muameleye maruz kalacağı ve hatta can güvenliğinin olmadığı yaşam hakkına ağır ve ciddi tehditlerin bulunduğu bir ortama gönderilmesi kabul edilemez. Ayrıca Irak’ta ki çoğu bölgede savaş yıllardır devam etmekte ve haberlerden de rahatça görüleceği üzere zaman zaman savaş şiddetlenmektedir. Ülkesine geri gönderildiği takdirde ailesiyle birlikte yaygın şiddet ortamıyla karşılaşacak olan müvekkilin korkusu haklı bir sebebe dayanmaktadır. Bu sebeple işbu davayı açma zarureti hasıl olmuştur. HUKUKİ DELİLLER Adıyaman İl Göç İdaresi’n de bulunan müvekkil adına olan dosyalarda ki her türlü bilgi ve belge, Adıyaman Valiliği İl Göç İdaresi Müdürlüğü tarafından verilmiş olan tarih ve 51103041-000-E. 6717 sayılı kararı, Tebliğ Tebellüğ Tutanağı, raporlar, hastane kayıtları ve her türlü sair delil. HUKUKİ NEDENLER 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi, Anayasası, 6458 s. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu. 7201 s. 2577 s. İdari Yargılama Usul Kanunu, 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanunu. SONUÇ ve TALEP Yukarıda açıklanan nedenler ve re’sen tespit edilecek nedenlerle; öncelikle Adli Yardım Talebimizin kabulüne, telafisi güç zararların doğmaması amacıyla YÜRÜTMENİN DURDURULMASINA, Yargılamanın Duruşmalı olarak yapılması talebimizin kabulüne, kanunlara, usule, uluslararası sözleşmelere ve hakkaniyete aykırı olarak Adıyaman Valiliği’nce Müvekkil hakkında alınan tarih ve 51103041-000-E. 6717 sayılı Ulusarası Koruma Talebinin Reddi kararının İPTALİNE, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı idareye yükletilmesini saygıyla vekaleten arz ve talep ederiz. DAVACI VEKİLİ GEÇTİĞİMİZ çarşamba günü yayınlanan Hürriyet’te bu köşe ekstra’ ibaresiyle yer aldı. Cumartesi günleri yayınladığımız Vatandaşın Ekonomisi’ni acilen yayına almamızın önemli bir sebebi vardı Emlak Vergileri...Bu konuda çok sayıda e-posta almam üzerine konuyu incelemiş, ardından özetle şunları yazmıştım“Arazinizin, evinizin veya dükkânınızın değeri 4 yıl sonra yeniden belirlendi. Emlak vergisi her yıl, “yeniden değerleme oranın yarısı” kadar artıyor. Ancak emlak değeri 4 yılda bir belirleniyor ve emlak vergisi de bu güncel değer’ üzerinden veriliyor. 2014-2015-2016 ve 2017 yılı emlak vergileri için baz teşkil eden emlak değerleri 2013 yılında belirlenmişti. Aradan dört yıl geçti. Şimdi 2018-2019-2020 ve 2021 yılı için az teşkil edecek emlak değerleri de Takdir Komisyonları tarafından belirlendi ve belediyelere teslim edildi. Yani herkesin, ister evi, ister arsası, ister dükkanı olsun bunların hepsinin değeri yeniden hesaplandı. 2018’de emlak verginizi buna göre vereceksiniz. Takdir Komisyonu’nun belirlediği yeni değerlere itirazınız varsa son günlere girmek üzereyiz, dava açmak için acele etmeniz şart.”MUHTARLIK VE BELEDİYEYEİyi de, yeni emlak değerinizi nasıl öğreneceksiniz? Vatandaşın bir an önce muhtarlıklardan veya belediyelerden kendi caddesi veya sokağı yahut arsa- arazisi için belirlenen birim değerini öğrenmesi ve fahiş artış’ görmesi durumunda 30 gün içerisinde vergi mahkemesine başvurması gerekiyor. 31 Temmuz’a kadar bu konuda girişimde bulunmanızda fayda var.”Bu yazım üzerine okurlarımdan çok sayıda e-posta ve telefon aldım. Bana gelen soruların çoğunda son tarihin belirsiz olduğu ve itirazın nasıl yapılabileceğine ilişkin bilgi talepleri de araştırdım. İşin uzmanı hukukçularla görüştüm, mahkeme kararlarına içtihatlara daldım. Sonuçta kendimi büyük bir bilinmezlikler denizinde buldum. Aslında bu, yasal düzenlemelerin ne kadar yetersiz ve belirsiz olduğunu gösteriyor. Neyse ki imdadıma hukukçu dostlarım yetişti. İşte verdikleri bilgiler ışığında sorduğum sorular ve aldığım değer nedir?Danıştay’ın bu kararlarına göre, kanun koyucunun amacı verginin tahakkuk ettirildiği yılın başından önce vergi değerinin kesinleşmesini sağlamak olup, zaten 213 sayılı Kanun’un mükerrer 49. maddesinde de “Kesinleşen asgari ölçüde arsa ve arazi birim değerleri, ilgili belediyelerde ve muhtarlıklarda uygun bir yere asılmak suretiyle tarh vergilendirme ve tahakkukun yapıldığı yılın başından Mayıs ayı sonuna kadar ilan edilir” hükmü yer alıyor. Yani Belediyeler ve Muhtarlıklarda Ocak Şubat ayından Mayıs ayı sonuna kadar ilan edilen değerler kesinleşmiş değerler ne zaman ve nasıl kesinleşir ? 2017/1 Seri No’lu Emlak Vergisi Kanunu İç Genelgesi’ne göre Takdir komisyonu kararları aleyhine 30 gün içinde vergi mahkemeleri nezdinde dava açılmamış ise takdir edilen değerler genelge uyarınca, takdir komisyon kararlarının ilgili bulunduğu il veya ilçe merkezlerindeki ticaret odalarına, ziraat odalarına, ilgili mahalle veya köy muhtarlıklarına tevdi en geç 30 Haziran 2017 tarihine kadar tevdi edilecektir. Böylece kararların tebliğ edileceği kurum ve kişiler bakımından dava açma tarihi de bu tebliğden başlayacak olup, son tarih 30 Temmuz 2017’dir. Peki vatandaş için dava açma süresi nereden başlayacaktır ?213 sayılı Kanun’un mükerrer 49. maddesinde arsalara ve araziye ait asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin takdir komisyonu kararlarının, öteden beri dava açma ehliyeti bulunan odalara, belediyeler ile köy ve Mahalle muhtarlıklarına imza karşılığı verileceği belirtilmekte ise de emlak vergisi mükelleflerine ilan yoluyla tebliğ edileceği yönünde bir hüküm bulunmadığı gibi ilgililere ne suretle tebliğ edileceği de düzenlenmemiş. Bu durumda öğrenme tarihi esas komisyon kararlarının il veya ilçe merkezlerindeki ticaret odalarına, ziraat odalarına, ilgili mahalle köy muhtarlıklarına en geç 30 Haziran 2017’ye kadar tevdi edileceği ve bundan önce öğrenme söz konusu olamayacağına göre, vatandaşların da 30 Temmuz’a kadar dava açabilecekleri açıktır. Başka dava imkânı var mı?Genelge’de sayılan kurum ve kişilerden farklı olarak, bu takdir komisyonu kararlarının kesinleşmesinden önce idareye yapılan bir başvuru sonucu verilen cevaptan ya da herhangi bir şekilde öğrenildiği tarihten itibaren 2577 sayılı Kanun’un 7. maddesinde yer alan 30 günlük genel dava açma süresi içerisinde de dava açabilir. Danıştay, ilan edilen değerlerin kesinleşmiş değerler olduğunu vurguladığına göre, vatandaşların Belediyeler ve Muhtarlıklarda Ocak Şubat ayında ilan edilene kadar dava açabilmeleri kime açılır, nasıl açılır?Vergiye konu Belediye aleyhine vekalet vereceğiniz bir avukat aracılığı ile ya da kişisel olarak açabilirsiniz. Davayı bağlı bulunduğunuz belediyeyi dava edeceğiniz makam ise yine bağlı bulunduğunuz sınırlar içindeki vergi mahkemesi ne yazılır?Açtığınız davanın gerekçesine “213 sayılı Kanun’un mükerrer 49. maddesine göre Takdir Komisyonu tarafından belirlenen ve ..... adresindeki taşınmazımın metreke kare birim fiyatı gerçeği yansıtmamaktadır. Takdir Komisyonu’nun belirlediği birim fiyat yanlıştır gerçeğinden fazladır. Birim fiyatın gerçek değerine düşürülmesini talep ederim” yazmanız yeterli kararından herkes faydalanabilir mi?Takdir komisyonu kararları düzenleyici işlem niteliğinde olduğundan, bir taşınmazın bulunduğu cadde ve sokaklar için takdir edilen asgari arsa metrekare birim değerlerinin tespitine ilişkin takdir komisyonu kararı, mükelleflerden biri tarafından açılan dava sonucunda iptal veya kısmen iptal edilirse, bunun neticelerinden aynı Mahalle, cadde, sokak veya bölgede bulunan ve dava açmayan diğer tüm emlak vergisi mükellefleri de 5’E KATLAMIŞ!* Bir okurumdan ulaşan bilgiye göre Levent Sülün sokaktaki emlakların metreke rayiç bedeli son 4 yılda yüzde 480 650 TL2014- TL2018- TLDANIŞTAY KARARLARIDANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU, Tarih ve E. 2015/1033 - K. 2016/165 sayılı içtihatBu kararın gerekçesinde, “... belediyelerce kesinleşen bu değerler esas alınarak tarh ve tahakkuk yapıldığından, mükelleflerin takdir komisyonlarınca dört yılda bir belirlenen arsa ve arazi asgari metrekare birim değerlerinin kesinleşmesinden önce idareye yapılan başvuru sonucu verilen cevaptan ya da herhangi bir şekilde öğrenildiği tarihten itibaren 2577 sayılı Kanun’un 7. maddesinde yer alan 30 günlük genel dava açma süresi içerisinde söz konusu işlemin iptali istemiyle dava açmaları gerekmekte olup, sözü edilen değerlerin kesinleşmesinden sonra dava açma imkanı bulunmadığı, olayda ise tahakkuk tarihi esas alınmak suretiyle vergi değerinin kesinleşmesinden sonra asgari arsa metrekare birim değerinin tespitine ilişkin takdir komisyonu kararının iptali istemi ile dava açıldığı görülmüş olup, davanın süre aşımı nedeniyle reddi gerekirken, keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılarak karar verilmesinde yasal isabet bulunmadığı” belirtilmiştir. Aynı esaslar, DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ GENEL KURULU’nun, Tarih ve E. 2015/897 - K. 2015/1002 sayılı içtihadında da vurgulanmış olup, buna göre 49. a Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 49. maddesinin son fıkrasında, kesinleşen asgari ölçüde birim değerlerinin ilgili belediyelerde ve muhtarlıklarda uygun bir yere asılmak suretiyle tarh ve tahakkukun yapıldığı yılın başından Mayıs ayı sonuna kadar ilan edileceğinin belirtilmiş olup, maddede yer alan “kesinleşme” tabiri, dava açılmayarak dava açma süresinin dolması ya da dava açılarak sonuçlanması anlamını taşıdığından ve belediyelerce kesinleşen bu değerler esas alınarak tarh ve tahakkuk yapıldığından Mükellefin, İdarenin kesinleşen bu değerleri esas alarak yaptığı tarhiyat üzerine 30 gün içerisinde açacağı dava, takdir komisyon kararı ile belirlenen değerler kesinleşmiş olduğu için49. b Mükelleflerin, takdir komisyonlarınca dört yılda bir belirlenen arsa ve arazi asgari metrekare birim değerlerinin kesinleşmesinden önce idareye yapılan başvuru sonucu verilen cevaptan ya da herhangi bir şekilde öğrenildiği tarihten itibaren 30 gün içerisinde dava açmaları gerekmektedir. Bu konuda Örnek bir mahkemeye müracaatı buldum '''''''''KOCAELİ VERGİ MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA İZMİT /KOCAELİ DAVACI DAVALI MÜKELLEF HESAP NUMARASI DAVA KONUSU VERGİNİN TÜRÜ Katma Değer Vergisi. MİKTARI 353,22 TL. DÖNEMİ 02,03, DAVA KONUSU CEZANIN TÜRÜ Vergi Zayıı Cezası Miktarı 353,22 TL. DÖNEMİ 02,03, VERGİ VE CEZA İHBARNAMESİNİN TARİHİ 14/2/2010 NUMARASI 20100205135060000003,04,05 TEBLİĞ TARİHİ 17/03/2010 DAVA KONUSU Alemdar Vergi Dairesi Müdürlüğü 2002 yılının 2002 Şubat, Mart ve Ağustos dönemleri ile ilgili olarak 25/12/2009 gün ve 45528 sayılı takdir komisyonu kararına istinaden yukarıdaki vergi ve cezaları tarh ederek düzenlendiği vergi ve ceza ihbarnamelerini adıma tebliğ etmesi üzerine, Salınan vergi ve cezaların haksız, yersiz ve kanuni mesnetten uzak olduğuna inandığım için Mahkemeniz nezdinde dava konusu yapmamızdan ibarettir. DAVA NEDENLERİ AUSUL YÖNÜNDEN Vergi Daireleri işlem yönergesi otomasyonlu Vergi Daireleri işlem yönergesinin Takdire sevk ile ilgili Mad. 55 RE’ sen vergi tarhiyatını gerektiren durumlarda, bilgisayarda düzenlenen “ Takdire sevk fişi” ‘e, tutanak,yoklama fişi, rapor, varsa söz konusu döneme ilişkin beyanname, vergi matrahının tespitine dayanak teşkil edecek belgeler eklenerek imzaya sunulur denilmektedir. 213 sayılı Vergi Usulu Kanunu’nun maddesinin fıkrasının bendi Takdir komisyonu bu görevlerini yaparken takdir sebepleri bulunup bulunmadığını hatalı gördüğü muamelelerde , ilgili Vergi Dairesine yazı ile ikaz etmeye mecburdur. Vergi Dairesine iki dönem arka arkaya beyanname verilmemesi durumunda Vergi Dairesi müdürlüğü yoklama memuru vasıtayla mükellefin işini terk edip etmediği, faal ise neden beyanname vermediği ve elde ettiği gelirle ilgili gelir ve gider belgelerinden elde edilen hasılatı ve giderli tespit ederek , done olması bakımından takdire sevk fişine eklenmesi gerekmektedir. Takdir komisyonu donesi gelen takdire sevk fişlerini konusunda Vergi Dairesini yazı ile ikaz etmesi gerekirdi. Takdir Komisyonunun görevleri 213 sayılı maddesinde yetkileri ise aynı kanunun maddesinde iki maddenin birlikte değerlendirildiğinde Komisyon takdir için kendine gönderilen mükellefin defter ve belgelerini yazı ile mühlet vererek istemesi. Defter ve belgelerin ihticaca Salih bulunması halinde vereceği kararların defter ve belgelere göre verilmesi, Defter ve belgenin ibraz edilmemesi veya ihticaca Salih bulunmaması halinde diğer donelere karar göre verilmesi gerekmektedir. Vergi Dairesi Müdürlüğü ile Takdir Komisyonunun usul yönünden yukarıdaki işlemleri uygulamadığını takdirini yüce mahkemenize bırakıyoruz. TAKDİR KOMİSYONU KARARI MEVZUATA UYGUN OLARAK DÜZENLENMEMİŞTİR. Bilindiği gibi, Vergi Usul Yasası’nın 31/8 .maddesinde,takdir komisyonu kararlarında , takdire ait dayanakların kararda gösterilmesi gerektiği hususu ayrıca belirlenmiş bulunmaktadır. Söz konusu hükümde takdir komisyonu kararlarında “takdirin müstenidatı ve takdir hakkında izahat” bulunması gerektiği hususu açıkça belirtildiğinden, takdir komisyonları matrah belirleme aşamasında, tarhı gerektiren vergiye ait matrahı gerçeğe en uygun biçimde belirlemek için gerekli araştırmayı yapmak zorundadırlar. Tahakkuk aşamasında Vergi Dairesi ve Takdir Komisyonu uygulamalarının yukarıdaki hükümlere uymadığını düşünmekteyiz. B ESAS YÖNÜNDEN 213 sayılı Vergi Usul Kanun maddesi ZAMAN AŞIMININ MAHİYETİ ‘ni belirlemiştir. Zaman Aşımı Mahiyeti Madde 113 – Zamanaşımı, süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkmasıdır. Zamanaşımı, mükellefin bu hususta bir müracaatı olup olmadığına bakılmaksızın hüküm ifade eder, denilmektedir. Yukarıdaki kanun metnini biraz açacak olursak Asıl olan vergi borcunun mükellefler tarafından ödenmesidir. Borç ödenmekle ortadan kalkar. Ancak, ödeme dışında zamanaşımı ile de vergi borcu ortadan kalkabilir. Bilindiği üzere vergi alacağı, kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden hesaplanarak mükellefe tebliğ edilince,vergi tahakkuk eder ve tarh zamanı aşımı işlemi yapılıp mükellefe tebliğ edilmeden önce kanunda gösterilen süre geçmişse vergi zamanaşımına uğrar. 213 sayılı VUK 114 ncü maddesi ile zaman aşımı süreleri belirlenmiştir. Zamanaşımı süreleri Madde 114 – Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki , vergi dairesince matrah takdiri için takdir komisyonuna başvurulması zaman aşımını zaman aşımı mezkur komisyon kararının vergi dairesine tevdiini takip eden günden itibaren işlemeye devam eder. Şarta bağlı istisna veya muafiyet uygulamaları sonucu kısmen veya tamamen alınmayan vergilere ilişkin zamanaşımı süresi, istisna veya muafiyet şartlarının ihlal edildiği tarihi takip eden takvim yılı başından itibaren başlar. Damga vergisine tabip olup vergi ve cezası zamanaşımına uğrayan evrakın hükmünden tarh zaman aşımı süresi dolduktan sonra faydalanıldığı takdirde mezkur evraka ait vergi alacağı yeniden doğar, denilmektedir. Bu maddedeki zaman aşımı süresini biraz açacak olursak Vergi Usul Kanunun 114 ncü maddesi hükmünde, tarh zamanaşımı süresi beş yıl olarak madde hükmü aynen aşağıdaki gibidir. “Vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar“ denilmektedir. Bu hükümden de anlaşılacağı üzere; vergi, vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh edilip, mükellefe tebliğ edilmezse zamanaşımına bir ifade ile vergiyi doğuran olayın meydana geldiği takvim yılını takip eden beş yıl beş yıl içerisinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergiler zamanaşımına uğrar. VERGİ VE CEZA İHBARNAMELERİNİN ADIMIZA TARİHİNDE EN GEÇ TEBLİĞ EDİLMİŞ OLMASI GEREKMEKTEDİR. OYSA VERGİ VE CEZA İHBARNAMELERİ ZAMAN AŞIMINA UĞRADIKTAN SONRA TARİHİNDE DÜZENLENMİŞ VE TARİHİNDE TEBLİĞ EDİLMİŞTİR[/COLOR][/COLOR]. Anayasa Mahkemesinin tarih ve 27456 sayılı resmi gazetede yayınlanan tarih ve sayılı kararıyla 213 s. VUK. 114 ncü maddesinin ikinci fıkrasındaki takdir komisyonunda kalan sürenin zaman aşımı süresinin sonuna eklenmesini iptal ettiğinden bu durum dikkate alınmalıdır. 213 sayılı 113 ve 114 ncü maddelerine göre 2002 yılında elde edilen gelirle ilgili Vergi İdaresinin tarihinden itibaren şahsıma vergi ve ceza tarhiyat yapmaya, tahakkuk ettirmeye vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ etmeye yetkisi ve hakkının olmadığını düşünmekteyim. Vergi Dairesi müdürlüğünce tebliğ edilen ihbarname ve dayanağı olan takdir komisyonu kararı geçersizdir. Çünkü süre aşımı nedeniyle bu haklarını kaybetmiş bulunmaktadır. Bilindiği gibi, 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun, “Vergi Kanunlarının Uygulanması ve İspat” başlıklı 3/B maddesine göre; vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti ticareti ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde, ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir. Yukarıdaki bent gereğince Vergi Dairesinin Zaman aşımına uğramadığını ispat etmesi gerekir. İstanbul Mahkemesi tarih sayılı kararıyla benzer davada Anayasada Mahkemesinin iptal kararını dikkate alarak zaman alımına uğradığına dair karar vermiş bulunmaktadır. SONUÇ VE TALEP Dava açma dilekçemizin başından sonuna kadar izah etmeye çalıştığımız gibi Vergi Dairesinin donesiz takdir kararı ve zaman aşımına uğradıktan sonra tarhiyatı tebliğ etmesi göz önünde bulundurularak adımıza salınan Katma Değer Vergisi ve Vergi Zıyaı Cezası ihbarnamelerinin iptal edilmesini, Mahkeme masraf ve harçları ile varsa ücreti vekaleti karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini saygılarımla arz ve talep ederiz. E K L E R ADET VERGİ VE CEZA İHBARNAMESİ ADET TAKDİR KOMİSYONU KARARI ADET TEBLİĞ ALINDISI ADET İMZA SİRKÜSÜ Vergi Ceza İhbarnamesi Nedir? Vergi ceza ihbarnamesi, kesilen vergi aslı ve vergi cezalarının vergi sorumlusu veya mükellefe tebliğ edildiği/bildirildiği belgedir. Vergi/ceza ihbarnamesi, Vergi Usul Kanunu’nun öngördüğü şekil ve içeriğe uygun düzenlenmelidir. Aksi takdirde, usule aykırı düzenlenen vergi ceza ihbarnamesi geçersiz hale gelir. Vergi/ceza ihbarnamalerine karşı vergi mahkemesinde iptal davası açılabilir. Vergi/ceza ihbarnamesi, mükellefe bildirim yapılarak ödeme, itiraz etme veya iptal davası açma haklarını kullanmasına imkan tanıyan bir vesikadır. Vergi/ceza ihbaranamesinde özetle; vergi veya vergi cezası kesilen gerçek veya tüzel kişinin kim olduğu, verginin türü, verginin aslı ve cezasının miktarı, vergi aslı veya cezasının hukuki dayanağı olan vergi inceleme raporu veya takdir komisyonu bilgileri, ihbarnamedeki vergi aslı veya cezasına karşı dava açma yeri ve süresi yer almalıdır. Vergi/Ceza İhbarnameleri Nasıl Düzenlenmelidir? A. Vergi ihbarnamesi şu bilgileri içerecek şekilde düzenlenmelidir VUK İhbarnamenin sıra numarası; İhbarnamenin tanzim tarihi; Verginin nev’i; Mükellefin soyadı adı Tüzel kişilerde unvanı; Mükellefin açık adresi; Vergilendirme dönemi; Verginin matrahı; Verginin hesabı; Verginin miktarı; Kısa ve açık bir ifade ile ikmalen veya re’sen vergi tarhını icabettiren sebepler; Vergi mahkemesinde dava açma süresi; Vergi mahkemesinde dava açma şekli. İkmalen ve re’sen tarh edilen vergiler “İhbarname” ile ilgililere tebliğ olunur. Türü ve doğuşu ayrı olan vergiler için ayrı ihbarname kullanılır VUK B. Ceza ihbarnamesi şu bilgileri içerecek şekilde düzenlenmelidir VUK İhbarnamenin sıra numarası; Tanzim tarihi; İlgililerin soyadı, adı ve unvanı; Varsa mükellef numarası; Mükellef hesap numarası İlgilinin açık adresi; Olayın izahı; Kanunun madde ve fıkra numaraları gösterilmek ve mevcut deliller bildirilmek suretiyle Olayın ilgili bulunduğu vergilendirme veya hesap dönemi; Varsa cezanın ilgili bulunduğu vergiye ait ihbarnamenin tarih ve numarası; Varsa tekerrür ve içtima durumu; Vergi cezasının hesabı ve miktarı; Vergi mahkemesinde dava açma süresi. Takdir komisyonunun kararı üzerine tarh edilen vergilerde kararın ve re’sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer sureti vergi ihbarnamesine eklenir VUK Cezayı gerektiren olayın tesbitine dair tutanak sureti ile inceleme raporunun birer örneği vergi/ceza ihbarnamesine eklenmelidir VUK Ancak vurgulamak gerekir ki, vergi/ceza ihbarnamesinde mükellefin adının, verginin nevi veya miktarının, vergi mahkemesinde dava açma süresinin hiç yazılmamış olması veyahut vergi/ceza ihbarnamesinin görevli bir makam tarafından tanzim edilmemiş bulunması ihbarnameyi hükümsüz kılar. Vergi/ceza ihbarnamesi, esasa etkili olmayan şekil hatalarından dolayı hukuki kıymetini kaybetmez. Bu nedenle, tutanak veya inceleme raporunun vergi/ceza ihbarnamesine eklenmemesi ihbarnameyi hukuka aykırı hale getirmez. Danıştay’ın yerleşik içtihatları da bu yöndedir. Verginin tarhının, cezanın kesilmesinin, bunları duyuran ihbarnamelerden ve tebliğinden ayrılığını göstermektedir. İhbarnameye eklenmesi gereken takdir komisyonu kararının ve vergi inceleme raporunun ihbarname ile birlikte tebliğ edilmemesi, ihbarnamenin tebliğ tarihine göre süresinde açılan bir davada vergilendirmeyi hükümsüz kılacak bir hukuka aykırılık oluşturmayacağı gibi, ihbarnamenin değil, tebliğinin tam yapılmadığının kabulünü gerektireceğinden, ancak dava açılması için öngörülen sürenin işlemesini başlatmayan bir neden oluşturur. Bu durumda, süresinde açılmış bir davanın incelenmesi sırasında inceleme raporunun ihbarnameye eklenmediğinin dosyada bulunan herhangi bir kanıtın varlığı sebebiyle kabul edilmesi halinde, davanın; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesinin 5. fıkrası uyarınca dava dosyasına idare tarafından sunulacak olan inceleme raporunun davacıya tebliğinden sonra aynı Kanun’un 21. maddesi de gözetilerek incelenmesi olanaklıdır Danıştay İlgililer hakkında herhangi bir vergilendirme işlemini barındırmadığından icrai olmayan vergi inceleme raporu ve vergi tekniği raporunun ihbarnameye eklenmemesi esasa etkili bir şekil hatası olmayıp, ihbarnamenin tebellüğünden itibaren dava açma süresi içinde vergilendirme işlemine karşı dava açılıp uyuşmazlık yargı mercine taşınarak idarenin bütün iddia ve işlemlerine karşı itiraz etme imkanı elde edilmesi ve vergi yargılamasında dava açma süresine eşit olan savunma süresinde davacının idarece öne sürülen iddialara karşı savunmada bulunması imkanının varlığı karşısında, silahların eşitsizliği nedeniyle hak arama hürriyeti bağlamında savunma hakkının ihlal edildiğinden söz edilemeyeceğinden, davanın esasının, tarhiyat ve özel usulsüzlük cezası kalemleri ayrı ayrı irdelenmek üzere incelenerek bir sonuca varılması gerekirken, yazılı gerekçeyle verilen Vergi Mahkemesi kararının vergi ve cezaların kaldırılmasına ilişkin hüküm fıkrasına davalı idarece yöneltilen istinaf başvurusunun reddi yolundaki Vergi Dava Dairesi kararında hukuka uygunluk görülmemiştir Danıştay 1. Doğrudan İptal Davası Açma Vergi/ceza ihbarnamesine karşı, ceza ihbarmanesinin mükellefe tebliğinden itibaren 30 gün içinde iptal davası açılabilir. Vergi ceza ihbarnamesindeki vergi aslı ve vergi cezasının iptali davasına bakmaya görevli mahkeme vergi mahkemesi olarak düzenlenmiştir. 2. İdari İtiraz Yolundan Sonra İptal Davası Açma Vergi aslı veya vergi cezalarında yapılan hatalar, bu kanunda vergi hataları için belli edilen usul ve şartlara göre düzeltilir. Vergi hatalarında düzeltme zamanaşımı olarak kabul edilen süre esasen hak düşürücü süredir. Bu süre vergiyi doğuran olayın doğduğu takvim yılını izleyen yılın başından başlamak üzere 5 yıldır. Vergi ziyaı cezasının idari yoldan düzeltilmesi için 5 yıllık süre içinde vergi dairesine başvurulmalıdır. Vergi ziyaı cezasındaki hatayı idari yoldan düzeltme yetkisi vergi dairesi müdürüne aittir. Mükellefin düzeltme talebi halinde, 30 günlük iptal davası açma süresinden düzeltme talep etmek için harcanan gün sayısının düşülmesi suretiyle dava açma süresi hesaplanır. 30 günlük iptal davası açma süresi içerisinde yapılan düzeltme başvuruları iptal davası açma süresini kendiliğinden durdurur. Örneğin, mükellefin 30 günlük iptal davası açma süresinin 14. gününde Vergi Dairesine başvurarak düzeltme isteminde bulunması halinde, Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından 30 gün içinde istemin reddedilmesi veya 60 gün içinde cevap verilmeyerek reddedilmiş sayılması halinde ret kararının mükellefe tebliği veya reddedilmiş sayılma gününden itibaren kalan 16 gün içinde Vergi Mahkemesinde iptal davası açması gerekir. 3. Uzlaşma Başvurusu Sonrasında İptal Davası Açma Mükellef veya ceza muhatabı ceza ihbarnamesinin kendisine tebliği tarihinden itibaren 30 gün içinde uzlaşma talep ettiği vergi salı veya cezası için ancak uzlaşma sağlanamadığı takdirde iptal davası açma yoluna gidebilir. Mükellef veya ceza muhatabı uzlaşma yoluna gittiği aynı vergi aslı veya cezası için uzlaşma talebinden önce iptal davası açmışsa, açılan dava, uzlaşma işleminin sonuca bağlanmasından önce vergi mahkemelerince incelenmez; herhangi bir sebeple incelenir ve karara bağlanırsa bu karar hükümsüz sayılır. Uzlaşmanın sağlanması halinde mükellef, üzerinde uzlaşılan vergi aslı veya cezasına karşı iptal davası açamaz. Uzlaşmanın sağlanamaması halinde mükellef veya ceza muhatabı; vergi aslı veya cezasına karşı uzlaşmanın sağlanamadığına dair tutanağın kendisine tebliğinden itibaren genel hükümler dairesinde ve yetkili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilir. Bu takdirde, uzlaşma sürecinde iptal davası açma süresi bitmiş veya 15 günden az kalmış ise bu süre tutanağın tebliği tarihinden itibaren 15 gün olarak uzar VUK Vergi/Ceza İhbarnamelerine Karşı Yürütmenin Durdurulması Kararı Yürütmenin durdurulması kararı; idari işlemin yürütülmesini icra edilmesini açılan idari davanın sonuna kadar durduran ve dava konusu idari işlemin tüm hukuki sonuçlarını askıya alan tedbir mahiyetinde bir karardır. Yürütmenin durdurulması kararı, idari işlemin yürütülmesini askıya alır, böylece işlem nedeniyle ilgililerin mağdur olması engellenir. Vergi mahkemelerinde, vergi/ceza ihbarnamelerinde yer alan vergi aslı veya cezasının iptali davasının açılması halinde, bu cezaların tahsil işlemi dava sonuna kadar durdurulur İYUK Vergi aslı veya cezasının tahsilinin durdurulması için vergi mahkemesinden ayrıca yürütmenin durdurulması kararı alınmasına gerek yoktur, tahsil işlemleri kendiliğinden durmaktadır. Vergi/Ceza İhbarnamesi Danıştay Kararları Vergi Tekniği Raporunun Vergi/Ceza İhbarnamesine Eklenmemesi 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 35. maddesinin son fıkrasında, vergi inceleme raporlarının ekleneceği belirtilen ihbarnameler; Kanunun 34. maddesi uyarınca, ikmalen ve re’sen salınan vergilerin, ilgililere tebliğini sağlayan işlemler olup, değinilen düzenlemeler uyarınca ana kural, vergi inceleme raporlarının vergi ve ceza ihbarnamesine eklenerek tebliğ edilmesidir. Genel olarak uygulamada da bu şekilde yerine getirilmekle birlikte, söz konusu raporların eklenmediği durumlarda, ilk derece mahkemesi tarafından ara kararıyla istenmesi ya da re’sen idarece dava dosyasına sunulması üzerine davacı tarafından incelenmek ve haklılığını ortaya koymaya yönelik delillerini sunmasına imkan vermek suretiyle bu eksikliğin, yargılama aşamasında giderilmesi mümkündür. Mahkeme tarafından istenilmesine rağmen idarece sunulmamasının söz konusu olabileceği hallerde ise, bu durumun 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hangisine aykırı düştüğü belirlenerek karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla yargılama aşamasında, mahkemece tesis edilmesi gereken “savunma hakkı”nın, idare tarafından sağlanmadığı gerekçesine dayanılamayacağı açıktır. Dosyanın incelenmesinden, davacı adına tarh edilen dava konusu cezalı vergilere ilişkin ihbarnameler tebliğ edilirken ihbarnamelerin dayanağı vergi tekniği raporunun tebliğ edilmediği, Mahkemece bu durumun davacının savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle tarhiyatın kaldırılmasına dayanak alındığı anlaşılmaktadır. Mahkemece her ne kadar vergi tekniği raporunun ihbarnamelere eklenerek davacıya tebliğ edilmediği belirtilmiş ise de; dava konusu cezalı vergilere ilişkin ihbarnamelerin tebellüğünden itibaren dava açma süresi içinde Vergi Mahkemesinde vergilendirme işlemine karşı dava açılıp uyuşmazlık yargı mercine taşınarak idarenin tüm iddia ve işlemlerine karşı itiraz etme imkanının elde edildiği, davalı idarece savunma dilekçesi ekinde tarhiyatın dayanağı olarak gösterilen vergi tekniği raporunun sunulduğu görülmektedir. Bu durumda, idarece dava dosyasına sunulan davacı hakkında düzenlenen rapor davacıya tebliğ edilip, davacının haklılığını ortaya koymaya yönelik delillerini ileri sürmesine imkan verilmek ve uyuşmazlığın esası incelenmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken cezalı tarhiyatın kaldırılmasına hükmeden Mahkeme kararının kaldırılması istemiyle yapılan istinaf başvurusunun reddine dair Vergi Dava Dairesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır Danıştay 4D -Karar 2021/3039. Vergi Ceza İhbarnamelerinin Tebliğinde Zamanaşımı 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun “Vergiyi Doğuran Olayın Meydana Gelmesi” başlıklı 10. maddesinin a bendinde vergiyi doğuran olay, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması şeklinde tanımlanmıştır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 113. maddesinde zamanaşımı, süre geçmesi suretiyle vergi alacağının kalkması olarak tanımlanmış ve zamanaşımının, mükellefin bu hususta bir müracaatı olup olmadığına bakılmaksızın hüküm ifade edeceği belirtilmiş, 114. maddede vergi alacağının doğduğu takvim yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve mükellefe tebliğ edilmeyen vergilerin zamanaşımına uğrayacağı hükme bağlanmıştır. Katma değer vergisi açısından vergi alacağı, katma değer vergisinin konusunu oluşturan teslim ve hizmetin yapıldığı tarihte doğacaktır. Ancak teslim ve hizmetin yapıldığı tarihte ödenecek katma vergisinin ortaya çıkmaması, vergi alacağının henüz doğmadığı anlamına gelmemektedir. Önceki yıldan devreden katma değer vergisinin azaltılmasına bağlı olarak, devreden katma değer vergisi tutarlarının düzeltilmesi durumunda, sonraki dönemlere ait katma değer vergisi beyan tablolarında ortaya çıkan zincirleme etki sonucunda, takip eden yılda ödenecek katma değer vergisi bulunması halini, vergi alacağının bu yılda ortaya çıktığı ve bu nedenle zamanaşımının bu yılı takip eden yıldan itibaren başlayacağı şeklinde yorumlamak, mükelleflerin katma değer vergisi beyan tablosuna göre değişken ve süresi belirli olmayan bir zamanaşımı süresine tabi olması sonucunu doğuracaktır. İncelenen dosyada davacının, 2009 yılında kayıt ve beyanlarına dahil ettiği sahte olduğu belirtilen faturalar üzerinden hesaplayarak Aralık döneminde beyan ettiği tutarın azaltılmasından kaynaklanan sonraki yıl beyan tablosunun düzeltilmesi sonucu 2010 yılının muhtelif dönemleri için tarh edilen vergi ziyaı cezalı katma değer vergilerini içeren ihbarnameler için dikkate alınacak zamanaşımı süresinin de, vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği yılı takip eden yılın başından itibaren hesaplanması hukuka uygun olacaktır. Bu durumda, uyuşmazlık konusu vergi/ceza ihbarnamelerinin vergi alacağının doğduğu takvim yılı olan 2009 yılını takip eden yılın başından başlayarak beş yıl içinde tarh ve tebliğ edilmesi gerekirken, 08/01/2015 tarihinde tebliğ edildiği görüldüğünden, ihbarnameler içeriği vergi ve cezaların zamanaşımına uğradığı sonucuna ulaşılmıştır VDDGK Karar 2021/877. Vergi/Ceza İhbarnamesi Olmadan E-Devlet Üzerindeki Vergi Borcuna Dava Açılması 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14. maddesinde, dava dilekçelerinin dava konusu işlemin kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı yönünden inceleneceği, Kanunun 15/1-b maddesinde de, dava konusu edilebilecek bir işlem bulunmadığı takdirde davanın reddedileceği hüküm altına alınmıştır. Dava konusu olayda, davacı tarafından, e-devlet sistemi üzerinden vergi borcu sorgusu üzerine öğrendiği 2013 yılına ilişkin vergi ziyaı cezalı kurumlar ve kurum geçici vergisi tarhiyatlarına ilişkin vergi borçlarının dava konusu edildiği görülmektedir. Vergi mahkemesinde dava açmaya yetkili olanları belirleyen 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 377. maddesinin 1. fıkrasında; mükellefler ve kendilerine vergi cezası kesilenlerin, tarhedilen vergilere ve kesilen cezalara karşı vergi mahkemesinde dava açabilecekleri belirtildikten sonra, 378. maddesinde de; vergi mahkemesinde dava açabilmek için verginin tarhedilmesi, cezanın kesilmesi, tadilat ve takdir komisyonları kararlarının tebliğ edilmiş olması, tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödeme yapılmış veya ödemeyi yapan taraftan verginin kesilmiş olması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Buna göre vergi mahkemelerinde dava konusu edilebilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu idari işlemler, tesis sebepleri, şekli, doğuracağı hukuki sonuçları vergi kanunlarıyla belirlenmiş tahakkuk fişi, vergi/ceza ihbarnameleri, vergi tevkifatı yapılması, aleyhe yapılan düzeltme işlemleri, düzeltme ve şikayet yoluyla düzeltme taleplerinin yetkili makamlarca reddi, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin ödeme emri, haciz, ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz gibi işlemlerdir. Bu durumda; bilgilendirici mahiyette olan e-devlet sistemindeki vergi borcu bilgisinin idari davaya konu olabilecek kesin ve icrai nitelikte işlem olmadıklarından, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-b maddesi uyarınca davanın reddi gerekmekte iken, belirtilen gerekçeyle davayı kabul eden Mahkeme kararının kaldırılması isteminin reddine dair Vergi Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır Danıştay 2021/4113. Vergi İnceleme Raporunun Vergi/Ceza İhbarnamesine Eklenmemesi 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun, 34. maddesinde yer alan hükme göre, vergi ihbarnamesi, idarenin tarh ettiği vergiyi, ceza ihbarnamesi ise, 366. maddesinin birinci fıkrasında yer verildiği gibi, 365. madde uyarınca kesilen cezayı ilgililere duyuran bildirimlerdir. Tarh edilmiş olan vergi veya kesilmiş cezaya ilişkin ihbarnamelerde yer alması gereken hususlar adı geçen Kanunun 35. maddesinin birinci fıkrasında on iki bentte ve takdir komisyonunun kararı üzerine tarh edilen vergilerde kararın ve re’sen takdiri gerektiren inceleme raporunun birer suretinin ihbarnameye ekleneceği maddenin son fıkrasında belirtilmiş olup, bu unsurlardan herhangi birinin eksik veya yanlış yazılmasının ihbarnamenin hukuksal değerini yitirmesine yol açmayacağı “Hatalı Tebliğler” başlıklı 108. maddesinde düzenlenmiş ve ihbarnamelerde sadece mükellefin adının, verginin nev’inin veya miktarının ve vergi mahkemesinde dava açma süresinin hiç yazılmamış olmasının veya ihbarnamenin görevli bir makam tarafından düzenlenmemiş olmasının ihbarnameyi hükümsüz kılacağı kurala bağlanmıştır. Yukarıda açıklanan mevzuat hükümlerine göre, 213 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca ihbarnameye eklenecek unsurlar arasında sayılmayan vergi inceleme raporunun tebliğ edilmemesi ihbarnamelerin hukuksal değerini yitirmesine yol açmayacak, Kanunun 108. maddesi kapsamında hatalı tebliğ olarak da değerlendirilemeyecektir. Dosyanın incelenmesinden, davacı adına tarh edilen dava konusu cezalı vergilere ilişkin ihbarnamelerin tebliğ edildiği ancak dayanağı vergi inceleme raporunun tebliğ edilmediği, Vergi Mahkemesince bu durumun davacının savunma hakkını kısıtladığı gerekçesiyle tarhiyatın kaldırılmasına dayanak alındığı anlaşılmaktadır. Mahkemece her ne kadar raporun ihbarnameye eklenerek davacıya tebliğ edilmediği belirtilmiş ise de; anılan raporun davalı idarenin savunma dilekçesi ekinde mevcut olduğu ve dava konusu cezalı vergilere ilişkin ihbarnamelerin tebellüğünden itibaren dava açma süresi içinde Vergi Mahkemesinde vergilendirme işlemine karşı dava açılıp uyuşmazlık yargı mercine taşınarak idarenin tüm iddia ve işlemlerine karşı itiraz etme imkanının elde edildiği görülmektedir Danıştay 4D - Karar 2021/658. Ceza İhbarnamelerininin Numarası Yerine Tebliğ Zarfının Numarasının Yazılması 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7/1. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış, vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu; 9. maddesinde, çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği ve görevsiz yargı merciine başvurma tarihinin, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceği kurala bağlanmıştır. Dosyanın incelenmesinden; davaya konu tarih ve 20141216135080000016-20141216135080000019 sayılı dört adet vergi ceza ihbarnamesinin, 20141217685000000016-20141217685000000019 sayılı dört adet tebliğ zarfı ile tarihinde davacı şirket vekili .’e tebliğ edildiği, tarihinde davacı vekili tarafından vergi ceza ihbarnamelerinin tarih ve numarası yazılmak yerine ihbarnamelerin tebliğ edildiği zarfların tarih ve numarası yazılarak vergi ceza ihbarnamelerinin iptalinin istemiyle Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne tarihinde verilen dilekçeyle dava açıldığı, davanın görev yönünden reddine ilişkin E2015/131, K2015/64 sayılı karara yönelik davacının temyiz istemini reddeden Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin tarih ve E2015/10039, K2015/9950 sayılı ilamının tarihinde davacı şirket vekiline tebliğ edildiği ve söz konusu vergi ceza ihbarnamelerinde yer alan geçici vergi ile kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle davacı tarafından verilen tarihli dilekçeyle vergi mahkemesinde açılan davanın, yukarıda yazılı gerekçeyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Olayda her ne kadar Vergi Mahkemesince Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava konusu edilen ihbarnameler arasında Vergi Mahkemesinde iptali istenilen ihbarnamelerin yer almadığı, dolayısıyla dava konusu ihbarnamelere karşı süresinde dava açılmadığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de; Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde sehven dava konusu ihbarnamelerin numaraları yerine ihbarnamelerin içinde bulunduğu tebliğ zarflarının numaralarının yazıldığı, zarfların üzerinde ihbarnamelerin numaralarının da yer aldığı, dolayısıyla adli yargıda açılan davada iptali istenilen ve tebliğ zarflarının üzerinde de yazılı olan ihbarnameler ile Vergi Mahkemesinde iptali istenilen ihbarnamelerin aynı olduğu görüldüğünden, anılan Mahkemenin görev ret kararının Yargıtay kararı ile kesinleşmesini izleyen günden itibaren yukarıda sözü edilen Yasa hükmü uyarınca 30 gün içinde açılan davanın esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekirken kararda yazılı gerekçeyle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmesinde isabet bulunmamaktadır Danıştay 9D-Karar 2017/9335. İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu UYARI Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir. Makale Yazarlığı İçin Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur.

emlak vergisi takdir komisyonu kararına itiraz dilekçesi örneği